• 1.03.2021 00:00
  • (298)

  İngilizler oldum olası Türkiye ile yakından ilgilidir. Osmanlı döneminde başlayan ve kimi zaman dostane kimi zaman hasmane devam eden ilgileri günümüzde de devam eder.

Bu yakın ilgi Ankara’ya gönderilen büyükelçi ve büyükelçilik görevlilerinde de kendini belli eder. Bir önceki (2014-2017) büyükelçi Richard Moore ülkesinin istihbarat örgütü MI6’in başında bugün. Onun seleflerinden Peter Westmacott da (2002-2006), Ankara’dan sonra Paris’e, bir sonra da Washington’a büyükelçi olarak gönderildi.

Fransa ve ABD düzeyinde görür İngiltere Türkiye’yi ve burada başarılı olan büyükelçiyi de ödüllendirir.

Nereden çıktı İngiltere ve İngilizler konusu?

Yeni çıkan ve birinin Türkiye ile ilgili bölümlerini derhal okuduğum, diğeri elime geçmediği için henüz okumadığım, ancak hakkında yazılan tanıtım yazılarından önemini fark ettiğim iki kitaptan…

Jeremy Seal seyahat yazılarıyla ünlenmiş bir yazar. Onun daha önce de Türkiye’yi konu edinen üç kitabı vardı, ‘A Coup in Turkey’ (Türkiye’de bir Darbe) isimli olanı çok yeni.

Henüz okumadığım kitap Jeremy Seal’inki…

Kitabın ismi akla 15 Temmuz 2016’da yaşanan hain darbe girişimini anlatıyor izlenimi veriyor; yazar ona şöyle bir değiniyor oysa… Kitaba esas konu ettiği ‘darbe’ daha sonraki bütün askeri müdahalelere yol açan 27 Mayıs (1960) darbesi…

O darbe ve darbeye muhatap edilen Demokrat Parti ve Adnan Menderes

Menderes’in partisini iktidara nasıl taşıdığını, ülkenin tek parti döneminde ihmal edilmiş kesimlerine sahip çıkarken ülkeyi dönüştürme hamlesi başlattığını, ‘çarıklı’ köylüleri siyasetin merkezine taşıyarak bunları gerçekleştirdiğini anlatıyor.

Anlaşılan kitabın en önemli bölümleri ülkemizdeki ‘laik-dindar’ çekişmesine ayrılmış. Tanıtım yazısında kitaptan aktarılan bölümler kıyıcı eleştiriler içeriyor. Bir yerde “Menderes kendi sonunu hazırladı. Fırlayan enflasyonla halkın ağzında ülke ‘Yokistan’ diye adlandırılır hale gelmişken, vaktiyle savunduğu özgür basını susturma gayreti içerisine girdi” diye yazmış.

Darbecileri kıyasıya eleştirdiği de bir gerçek. “Bu darbeyle ülkenin başına darbeler dönemini açtılar. 1970’ler, 80’ler ve 90’larda üç darbe daha onların açtığı yoldan gerçekleşti. Fransa’da çiftçilerin grevleri, Kuzey Kore’de nükleer füze testleri, ABD’de okullarda silahlı saldırılar neyse darbeler de Türkiye için öyle bir şey oldu” da demiş yazar… 

Büyükelçi’nin Türkiye anıları

Paris’te ve Washington’da görev yaptığı sonraki yıllarda da ülkemize ilgisini koparmamış Peter Westmacott AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılında büyükelçi olarak ülkemize atandı, 2006 yılına kadar Ankara’daydı. Türkiye’nin AK Partili ilk yıllarına ve özellikle Avrupa Birliği’ne tam üyelik çabalarına yakın tanıklık etti. Bu arada, İstanbul’daki konsolosluk hizmetlerinin verildiği Pera Sarayı’na konulan bombanın patlamasıyla kendilerine dönük terörle de karşılaştı. O terör eyleminde ülkesinin İstanbul başkonsolosu ile yardımcısı hayatlarını kaybettiler.

İsmi ‘Buna Diplomasi Diyorlar’ diye çevrilebilecek kitabında (They Call It Diplomacy) o döneme damgasını vurmuş Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül ile kapsamlı sayılabilecek görüşmelerine de geniş yer veriyor. Kitapta çeşitli vesilelerle Ahmet DavutoğluAli BabacanVecdi GönülBülent Arınç ve Beşir Atalay’ın da isimleri geçiyor.

[İngiliz Büyükelçiliği’nin kalabalık davetleri olur. Onlardan biri AK Parti’nin seçimden yeni zaferle çıktığı günlerdeydi. Partinin lideri Erdoğan siyasi yasaklı olduğu için başbakanlığa kimin getirileceğinin günün konusu olduğu günlerde öyle bir davetteydik. AK Parti kadrosu büyük çapta davette hazırdı. Westmacott yanıma gelip kümeleşenlerden kimin başbakanlığa gelmesini muhtemel gördüğümü sordu. O Vecdi Gönül’ün başbakan olacağını sanıyordu.]

Görevden ayrılması sonrasında da Türkiye ilgisinin sürdüğü 2007 dönemecini sanki Ankara’daymış gibi yazmasından belli oluyor. CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ni de kullanarak akamete uğrattığı 2007 cumhurbaşkanı seçimi, erken seçimde AK Parti’nin yüzde 47.5 oy alması, ardından yenilenen cumhurbaşkanı seçimi ve Abdullah Gül’ün yeniden aday olup seçilmesi… 

Şu cümle kitaptan:

“Erdoğan’ın kişisel tercihi Savunma Bakanı Vecdi Gönül’dü. Fakat etkili Meclis başkanı Bülent Arınç Gül’ün adını öne sürdü –bu davranış Erdoğan’ın yanındaki bazı isimlerin sadakatini sorgulamasına yol açtı.”

Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığı süresini doldurmasına az bir süre kala Westmacott yine Türkiye’dedir. Gül’ü de ziyaret eder. Sonrasını kitaptan aktarayım:

“Cumhurbaşkanlığından ayrılmasına günler kala kendisini siyasi hayattan kopmamaya ikna etmeye çalışmak üzere Gül’ü görmeye gittim. AKP parti liderliğinde Erdoğan’ın yerine gelecek kişiyi belirleme tarihini öne çekmişti, ama Gül yine de ağırlığını koyup gidişi değiştirebilirdi. / Böyle bir şeyi hiç düşünmüyordu. Cumhurbaşkanlığından sonra başbakanlığa talip olmak ona ters geliyordu ve dahası yeni cumhurbaşkanı ile muhtemel bir çatışma içerisine girmek de istemiyordu.”

Bu konunun ele alındığı sayfada, Westmacott eşiyle birlikte ziyaretlerinde görüştükleri Hayrünnisa Gül’ün İngilizcesi’ni methediyor.

Türkiye’deki görevi sonlanırken o sırada başbakan olan Tayyip Erdoğan’dan nazik bir teklife muhatap olur. Davet ederse Başbakan Erdoğan adeti hilafına bir akşam yemeğinde kendisinin misafiri olabilecektir. “Bu büyük bir incelikti” diyor Westmacott. Başbakan eşi ve kızıyla İstanbul’daki İngiltere’nin Pera Sarayı’na gelir. İngiliz büyükelçi bazı bakanlar ile başbakanlık kadrosundan birkaç kişiyi daha davet eder. 

“Gerekli gördüklerimi çağırdım, ancak davetten haberdar olup aynı masada kendileri de olmazsa başbakanın bunu anlamakta zorlanacağını ileri sürüp davet edilmek için bize telefon eden yandaşları değil” cümlesini ilginç buldum.” (s. 87) 

İki kitapta iki İngiliz yazar farklı dönemlere ışık tutan iki Türkiye tablosu sergiliyor.

ΩΩΩΩ