• 11.03.2021 05:34

 Bu yazının özetini hemen girişte yazayım: Şu anda söylem düzeyinde yaşadığımız her şey iktidarın 20 yaşına yaklaşmasının sonucu. Ülke, tek parti döneminden bu yana (1923-1950), ilk kez, bir başka tek partinin uzun iktidarıyla yönetiliyor. AK Partili hükümet 2023’te bir dönem daha iktidarda kalmayı başarırsa, ilk tek parti döneminin rekorunu da kırmış olacak.

Unutmayalım, ilk tek partinin görev süresi aslında iki döneme ayrılır. Mustafa Kemal Atatürk’ün iş başında olduğu dönem 1938’de vefatıyla sona ermişti; ardından İsmet İnönü’lü dönem başladı ve o da 1950’de Demokrat Parti’nin seçimi kazanmasıyla bitti.

İlki 1923-1938 (15 yıl), ikincisi 1938-1950 (12) arasında sürdüğüne göre, AK Parti’ye “Cumhuriyet döneminde ülkeyi en uzun süreyle yöneten parti” diyebiliriz.

Partilerin iktidarda kalma süreleri uzayınca sorunlarla baş etmeleri de zorlaşıyor.

Özellikle de günümüzün çok sesli ortamında.

İktidar gerçekleri göremiyor, hatırlatayım dedim

AK Parti’nin, şimdiye kadar gidilen her seçim öncesinde karşısında yer alan partilerin geçmiş dönemlerdeki iktidar sorumluluklarını hatırlatması, seçmeni kendi yanına çekmekte önemli bir rol oynamaktaydı.

CHP, MHP, ANAP, DYP, DSP gibi partilerin her birinin iktidarları sırasında yaptıkları hatalar kendisini sıfırdan başlatan AK Parti için propaganda malzemesi teşkil ediyordu. 

Şimdi yine aynı söylemi sürdürmeye çalışıyor AK Parti, fakat eskiden başarı getirmiş ithamlar eskisi kadar etkili olamıyor.

Sebep bir değil, sebep çok.

Türkiye nüfusunun büyük bölümü o eski dönemleri hatırlamayacak yaşta insanlardan oluşuyor. AK Parti’nin doğru politikalar uyguladığı dönemlerinde sağladığı ekonomik bolluğa ve özgür ortama alışkın genç veya gençliklerini o dönemde geçirmiş insanlar, bugün karşılaşılan sıkıntılar için 2000 yılları öncesinin suçlanmasını ikna edici bulmuyorlar.

Kamuoyu yoklamaları da bunu gösteriyor.

Daha da önemlisi, AK Parti’nin günümüzdeki rakipleri eskinin kolayca suçlanabilecek partileri değiller.

CHP, özellikle Kemal Kılıçdaroğlu döneminde, sadece söylem olarak değil eylem olarak da, kendisini yeniledi. Tek parti geçmişinin hatalarından bugünkü CHP’yi suçlamak her geçen gün biraz daha zorlaşıyor. MetroPoll araştırma şirketinin son açıklanan -yanda sunduğum- anketinde, başörtülü kadınların kamusal alanda görev almalarına tavırları sorulanlardan CHP’ye oy verenlerin yüzde 80’inin bunu olumlu buldukları anlaşılıyor.

AK Parti tabanında aynı soruya olumlu cevap verenlerin oranı yüzde 82, aynı ankete göre.

Şimdi kalkıp da bugünkü CHP’yi başörtüsü yasağının uygulandığı günlerden sorumlu tutunca, bunun kitleler üzerindeki etkisi iktidarın beklediği türden olmuyor.

MHP’li ittifak ortaklığı da AK Parti’nin bu alanda işini zorlaştırıyor.

İktidar sözcüleri 2002 öncesinde çekilen ekonomik sıkıntıları ele alıyorlar; daha dün AK Parti genel başkanı da olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan o dönemde devlette önemli bir görevde bulunan CHP’nin şimdiki sözcüsünü suçladı. 

O dönemde yaşanan ekonomik krizi ona mal ederek… 

2002 öncesinde ekonomik kriz çıktığında ülkeyi yöneten üç parti arasında CHP bulunmuyordu, ama MHP o iktidarın da ortağıydı. MHP’nin lideri Devlet Bahçeli DSP, ANAP ve MHP’li üçlü koalisyon hükümetinde başbakan yardımcısı konumundaydı.

Devlet memurunu suçlamak garip kaçıyor, suçlamak şu andaki iktidarın ittifak ortağını akla getirmekten başka bir işe yaramıyor.

Zorluğun bir bölümü de buradan.

Daha büyük bir zorluk daha var: İktidar blokunun bugünkü rakipleri 2001’de kurulmuş AK Parti gibi kendilerini sıfırlamış partiler; başlarında da AK Parti’nin toplum tarafından ‘başarılı’ bulunduğu ve o sayede toplumun yarısından sandıkta destek alabildiği ilk döneminde sorumluluk taşımış isimler var.

Gelecek Partisi öyle, DEVA Partisi de öyle…

İYİ Parti ise, MHP içerisinde kalsalar 2002 öncesi sorumlulukları yüzünden eleştirilebilecek iken, kendilerine yeni bir yol seçmeyi tercih etmiş bir kadro tarafından kuruldu. MHP sözcüleri tarafından en ağır saldırılara maruz bırakılması, İYİ Parti’nin de sıfırdan başlamış bir parti halinde algılanmasına yol açtı.

Yeni siyasi algı 2002’yi anımsatıyor

Bu tablo ‘Millet İttifakı’ çatısı altında buluşmuş partilerin ilk yapılacak seçimde dengeleri değiştirebileceği izlenimini topluma vermeye başladı.

İktidar cephesi de kendilerine yönelik bu tehdidi algılamışa benziyor.

Tehlike algılanmış durumda, ama geçmişte işe yaramış söylemlerin artık işe yaramadığı, iktidar cephesinden muhalefete yönelen iddia ve ithamların dönüp iktidara zarar vermeye başladığı henüz tam fark edilmiyor.

Fark edilmediği için eski söylemlerle sonuç alma gayreti devam ediyor.

Muhalefetin “128 milyar dolara ne oldu?” sorusuna “Biz iktidar olmadan önce hazinede döviz rezervi sadece 27 milyar dolardı” cevabı verildiğinde MHP alınganlık gösteriyor, bunun üzerine muhalefete dönüp “Başınıza damat kadar taş düşsün” demekten başka söylenebilecek bir şey kalmıyor.

En başta ne yazdığımı hatırlatmanın zamanı geldi: 

Şu sıralarda söylem düzeyinde yaşanan ne varsa hemen hepsi -hatta doğrudan hepsi- ülkemizin son 20 yılında tek bir partinin iktidarda bulunmasının sonucu. AK Parti ülkenin son 20 yılında tek başına iktidar ve bu yüzden bugünlerin derinleşen sorunlarıyla başa çıkmaya çalışan insanları uzak geçmişi suçlayarak arkasında tutabilmesi her geçen gün biraz daha zorlaşıyor.

İktidar cephesi bunu anlamalı ve kendini bu yeni gerçeğe ısındırmaya çalışmalı artık.