• 28.05.2021 06:33
  • (139)

Yıllar öncesini hatırlıyorum.

Anayasa Mahkemesi başkanlığı döneminde özgürlükler ve hukuk devleti vurgulu konuşmalar yapmış Ahmet Necdet Sezer’in, görev süresini uzattırarak bir süre daha yerinde kalmak isteyen Süleyman Demirel yerine cumhurbaşkanı seçilmesinin ilk günlerindeydi.

Sevinenler çoktu, ben de onlardan biriydim.

Bir dostum, “Hiç sevinme, onu hareketsizleştirmek için bir ‘İslâmî terör’ provokasyonu yeter” sözüyle neşemi bozuvermişti.

O söz hala kulaklarımdadır.

Sezer için o beklenti çok geçmeden ortamın “Uğur Mumcu’nun katilleri yakalandı” haberiyle heyecanlandırılmasıyla gerçekleşmişti.

Mumcu’nun suikasta uğratılmasından yaklaşık sekiz yıl sonraydı ve daha önce altı kez kamuoyu önüne “İşte katilleri” sansasyonel başlığıyla sürülmüş senaryoların yedincisiydi bu yakalama olayı. Dönemin içişleri bakanı ‘esas öz hakiki katillerin’ iki aylık takip sonucu yakalandığını duyurmaktaydı. MİT’e bile haber vermeden izlemişler. Kalabalık bir çeteydi yakalananlar. Daha önce oto hırsızlığı gibi adi suçlar işlemiş birilerinden oluşuyordu.

Kamuoyu etkilendi. En önemlisi Sezer etkilendi. “İrtica” sözcüğünü onun ağzından ilk o olay üzerine işittik.

Dostumun o sözünü daha sonraları başka olaylarda da hatırlayacaktım.

Sözgelimi AK Parti’nin iktidarı kazanıp (3 Kasım 2002) Abdullah Gül’ün başbakan olmasının (16 Kasım 2002) hemen ardından Necip Hablemitoğlu suikasta uğradığında (18 Aralık 2002). 

Ondan önce de, Refah Partisi ile Doğruyol Partisi arasında Prof. Necmettin Erbakan başbakanlığında Refahyol hükümeti kurulmasının (28 Haziran 1996) hemen ardından da benzer bir olay yaşanmıştı.

Kutlu Adalı suikastı adayı karıştırmıştı

Şimdilerde Sedat Peker’in videolarıyla gündeme bir kez daha gelen Kıbrıslı gazeteci Kutlu Adalı o hükümetin kurulmasından hemen sonra (6 Temmuz 1996) faili meçhul kalacak bir suikasta uğramıştı.

Kamuoyunu derinden sarsan ne kadar siyasi cinayet-suikast yaşanmışsa onların hepsine bu gözle bakılırsa pek çoğunda benzer sürpriz unsuruyla karşılaşılacaktır.

Birileri siyasilere sürpriz yapmayı veya kanlı sürprizlerle siyasetin yönünü belirlemeyi seviyor.

Adalı gazeteciyi öldürmek için verilmiş sipariş üzerine bir tetikçi belirlenmiş, ancak onun beceremediği iş sonra başkalarına havale edilmiş. 

Sipariş tetikçi Atilla Peker önceki gün başka bir vesileyle celb edildiği savcıya Adalı suikastındaki rolü ile ilgili ifade vermek istediğinde isteği geri çevrildi. O ısrarlı olunca sonunda galiba ifadesi alınmış…

“Galiba” deyişim işin orasının pek açık olmayışından…   

Bizde Adalı suikastı da dahil son zamanlarda dile getirilen iddia ve ithamları açıklığa kavuşturmak için henüz bir adım atılmadı, ancak Kıbrıs Millet Meclisi son itirafları araştırmak üzere derhal soruşturma başlattı.

Açıklamalar itirafları doğruluyor

Şimdiye kadarki gelişmelere biraz yakından bakalım:

İtirafnamede adı geçen emekli yarbay Korkut Eken verilen tarihte Kıbrıs’a gittiğini kabul etti. O sırada Kıbrıs’ta albay rütbesiyle sivil savunma dairesi başkanı olan -sonradan orgeneral ve Jandarma genel komutanı- Galip Mendi “Kahraman bir subay, saygı duyduğum biri, bir büyüğümüz” diye tanımladığı Eken’in Kıbrıs’ta kendisini ziyaret ettiğinde yanında Atilla Peker olduğunu doğruladı.

Bir şeyi daha doğruladı: İtirafçının verdiği beyaz Reno Toros aracı Korkut Eken ile Atilla Peker’in  emrine tahsis ettiğini.

Sedat Peker’in videosunda bu ayrıntılar aynen yer alıyordu.

Uzi marka silahı görmemiş; Eken’in elinde bond çanta bulunduğunu hatırlıyor…

[Org. (e) Mendi’nin açıklamasında bir çelişki var: Adalı suikastı sırasında henüz göreve başlamadığı için Kıbrıs’ta olmadığını söylüyor; oysa öteki anlatımlarından orada olduğu anlaşılıyor.]

Peki Korkut Eken iddialara ne ne diyor?

O da Atilla Peker ile verilen tarihte Kıbrıs’a gittiklerini doğruluyor.

Sözcü gazetesinden Saygı Öztürk’e konuşmuş Korkut Eken“Atilla Peker’i siz mi çağırdınız?” sorusuna verdiği cevap şu: 

“Evet, doğru ben çağırdım. Atilla Peker’le KKTC’ye gittim. PKK’nın oradaki faaliyetlerine yönelik 3-5 günlük bir inceleme yaptım. PKK’nın yaralılarını Kıbrıs’a götürdüğünü tespit ettik. Rum kesiminde tedavi edildikten sonra Yunanistan’da bulunan Lavrian kampına teröristler sevk ediliyordu. Bunları ben raporladım ve Kolordu Komutanı Hasan Kundakçı paşama verdim.”

Devlet görevi yapıyormuş sizin anlayacağınız.

Kendisini ve faaliyetlerini tanıtırken “Özel harekat polislerini eğiten kişi” olduğunu özellikle vurguluyor Korkut Eken

PKK faaliyetlerinin Kıbrıs’ta izini sürmek bir istihbaratçının işi olabilir. Onun öyle bir özelliği yok. Üstelik yanına sonradan “Ben bir tetikçiydim, ama benden istenen görevi yerine getiremedim” itirafında bulunmuş birini alarak Kıbrıs’a gitmiş. O kişinin de istihbaratçılık özelliği yok.

Nasıl olmuş bu iş?

Ona da şu cevabı veriyor Korkut Eken:

“Hasan Paşa (Dönemin Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hasan Kundakçı) telefon etmiş. Kundakçı, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’a, ‘Kıbrıs’ta çok büyük PKK faaliyetleri var. Teröristler burada cirit atıyor’ falan demiş ve bu konuda yardım istemiş. Ben de o dönemde Emniyet’te Özel Harekat Polislerini yetiştirmekle görevliyim. Mehmet Bey de beni gönderdi.”

Mehmet Ağar kendisini “Git bir bak, PKK ne yapıyor” diye Kıbrıs’a göndermiş…

“2004’te cezaevinden çıktıktan sonra kimseyle görüşmüyor, tek başıma yaşıyorum” da diyor Korkut Eken

İyi de, birkaç zaman önce Bodrum’dan bütün Türkiye’ye ulaşan şu ünlü fotoğraf ne peki?

Alaattin Çakıcı.. Mehmet Ağar.. Korkut Eken.. Engin Alan.. Bodrum Yalıkavak Marina’dalar..

En çok üzüldüğü, içişleri bakanı Süleyman Soylu’nun kendisinden “Karanlık bir tip” diye söz etmiş olması.

Öyle bir dönem bu dönem

“Açtırma kutuyu, söyletme kötüyü” derlerdi eskiler; bugün öyle bir dönemden geçiyoruz.

Kutu açtırıldı ve kötüler söyleniyor.

Gerçekten kötü denilenler iddia edildiği kadar kötü mü, hukuk henüz devreye girmediği için bunu bilebilecek durmda değiliz. TBMM de konuyu bu yönüyle ele almaya yanaşmayı reddetti. 

Ancak Kıbrıs Millet Meclisi’nin açtığı soruşturma bir umut kapısı olabilir.

Takipte olacağız, mecburen…