• 25.01.2019 00:00
  • (1853)

 Türkiye’nin bugünkü rejiminin niteliği hakkında bir tartışma devam ediyor.

İktidar çevresi, Türkiye’nin tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar demokratik bir toplum olduğunu iddia ederken, muhalifler de tam aksine ülkede bugüne kadar hiç görülmeyen otoriter bir rejim kurulduğunu söylüyor.

Bir ülkenin demokratik mi, yoksa otoriter mi olduğu tartışması öncelikli olarak siyaset biliminin alanına girer.

Üstelik bir ülkenin rejiminin niteliğini tanımlamak bir siyaset bilimi sorunu olarak görece olarak son derece kolaydır.

O zaman akla şu soru geliyor: Bugünkü siyaset bilimi literatüründe Türkiye’nin rejimi nasıl tanımlanıyor?

Fizik, kimya, sosyoloji gibi diğer bilim dallarında olduğu gibi siyaset biliminde de en üst ve evrensel bilimsel tanımlar, tartışmalar akademik dergilerde yapılır.

Bir konuda bilimsel katkı yapmak isteyenler çalışmalarını bu dergilere sunarlar. Zor bir hakemlik sürecinden sonra kabul edilen makaleler bilimsel literatürün temel taşları olarak kabul edilir.

Dolayısıyla, Türkiye’nin rejiminin bilimsel olarak nasım tanımlandığını öğrenmek için yapmamız gereken, dünya çapında muteber ve siyaset bilimcilerin referans olarak kabul ettiği dergilere bakmak olacaktır.

Yakın dönemde Türkiye üzerine makaleler yayımlanmış olan bu tip dergilere örnek olarak şunlar verilebilir: Third World Quarterly, Southeast European and Black Sea Studies, Turkish Studies, Foreign Affairs, Journal of Democracy, The International Spectator.

Bu dergilerde yayımlanan makalelere bakıldığı zaman Türkiye’nin rejimi hakkında iki temel tespit ile karşılaşıyoruz:

Birincisi, Türkiye’deki siyasi rejimin otoriter olduğu konusunda tartışmasız bir uzlaşı var.

İkincisi, Türkiye’de mevcut otoriter rejim, ‘rekabetçi otoriter’olarak tanımlanıyor. Yani Türkiye bilimsel literatüre göre rekabetçi otoriter bir rejimi olan ülkedir.

‘Rekabetçi otoriter rejim’ kavramı, 2002 yılında Steven Levitsky ve Lucan Way tarafından ortaya atılmıştır.

Rekabetçi otoriter rejimler adından da anlaşılacağı üzere otoriter rejimlerdir. Medya, üniversite üzerinde büyük baskı vardır. Seçimler adil şartlarda gerçekleşmez. Düşünce özgürlüğü, toplantı yapma hakkı gibi temel konularda otoriter sınırlar vardır. Hukuk devleti söz konusu değildir, mahkemeler yönetimin fiilen uzantısı haline gelmiştir.

Ancak bütün bunlara rağmen rekabetçi otoriter rejimler, bazı nedenlerden dolayı tam otoriter bir rejime dönüşmemişlerdir. Ülkede o nedenle otoriter bir rejim çatısı altında seçimler, çok partili hayat kör topal yoluna devam eder.

Dış faktörler, ekonomik sıkıntılar gibi nedenler, rekabetçi otoriter rejimin tam bir otoriter rejime gitmesine engel olur.

Rekabetçi bir otoriter rejim olarak tanımlanan Türkiye’de teorinin açıkladığı şekliyle ekonomik dinamikler; Kürt sorunu, dış faktörler, şehirli sekülerlerin etkisi gibi faktörler çalışıyor ve ülkenin tam bir otoriter rejim olmasını etkiliyor.

Daha genel ifade edersek, iki temel dinamik Türkiye’nin tam bir otoriter rejime evirilmesine engel oluyor:

Birincisi, Türkiye ekonomik olarak dış dünyayı sıfırlayacak cesareti bulamıyor.

İkincisi, Türkiye yine dış dünya olmadan güvenliğini tam olarak garanti altına alamıyor.

Rekabetçi otoriter rejim, bir kilitlenmeyi ifade eder. İktidar bir türlü istediği gibi ülkeyi dizayn edemez öte yandan muhaliflerin de gücü bir değişim için yetersiz kalır.

Rekabetçi otoriter rejimler o nedenle ülkede üretilen ‘enerjinin’ çoğunu, kavga ederek harcar. Bozuk bir buzdolabının enerjisinin çoğunu kendini ısıtmakla boşuna harcaması gibi rekabetçi otoriter rejimler, ülkenin maddi ve manevi kaynaklarını kavga ile heba eder.

Bu arada, sayıları gittikçe artan bilim insanının Türkiye’nin artık rekabetçi otoriter rejimin sınırlarını zorladığını ve tam bir otoriter rejime dönüştüğünü de yazmaya başladığını hatırlatmak gerekiyor.

Bütün bu faktörleri özetlersek siyaset bilimi literatüründe Türkiye otoriter bir rejim olarak kabul ediliyor.

Türkiye’nin bir demokrasi olduğunu iddia eden evrensel ölçülerde yakın dönemde yazılmış bir tane bilimsel makale yoktur.

Siyaset biliminin en üst düzeyde icra edildiği mecralarda Türkiye’nin otoriter olarak tanımlanmış olmasının etkisi geniş olarak düşünülmelidir.

Dünyanın pek çok önde gelen üniversitesinde yazılan yüksek lisans ve doktora tezlerinde burada bahsettiğim makaleler çerçeve olarak kabul edilir.

Dünyanın herhangi bir yerinde Türkiye üzerine çalışan birisi “acaba son çıkan bilimsel eserler ne diyor?” diye araştırma yaparsa bu literatür ile karşılaşır.

Ortadoğu, siyaset bilimi, küresel sistem üzerine derslerde Türkiye’yi otoriter olarak tanımlayan bu makaleler okutulur. Kütüphanede, sınıfta, konferansta, panelde, yazılan tezde, yapılan projede Türkiye otoriter bir ülke olarak tanımlanır.

Şüphesiz, Türkiye’nin bilimsel ölçülerle otoriter olarak tanımlanmış olması üzücü bir durumdur. Ancak buna kızmak veya üzülmek bir şeyi değiştirmez.

Söylem, propaganda ve siyaset belirli alanlarda etkilidir ancak bilimsel tanımlar ve tespitler bir şekilde mutlaka etkisini kabul ettirir. Bilimsel bilginin oluşmasında ve yaygınlaşmasında referans hiç bir zaman siyasi söylemler olmaz.

Bilimsel yöntemle üretilmiş bir sonuca itiraz bağırarak, kızarak yahut bunu söyleyeni hapse atarak yapılamaz.

O nedenle, buna itiraz edenlerin uluslararası düzeyde bilimselliği kabul edilmiş bilimsel dergilerde Türkiye’nin bir demokrasi olduğunu iddia eden ve yöntemsel bir tutarlılıkla açıklayan makaleler yazması gerekiyor.