• 11.02.2019 00:00
  • (1383)

 Papa Françeska/Francis, Birleşik Arap Emirlikleri’ni (BAE) ziyaret ediyor. İlk defa bir Papa’nın Arabistan yarım adasına yaptığı ziyaret dünyada önemli bir ilgi uyandırmış vaziyette.

İslam’ın ortaya çıktığı yarımadaya Katolik dünyasının liderinin ziyareti doğal olarak sembolik açıdan da önemli olarak kabul ediliyor.

BAE’de sayıları bir milyonu bulan Katolik Hristiyan yaşamakta. Çoğunluğu Hint alt kıtasından gelmiş olan bu Katolikler, Körfez’de iş gücünün önemli bir kesimini oluşturuyor. Ziyaret doğal olarak Ortadoğu’nun göbeğinde Müslümanlar ve Hristiyanların birlikte yaşadığı BAE’ni de gündeme taşımış bulunuyor.

Papa, BAE ziyareti esnasında Abu Dabi’de 150 bine yakın kişinin katıldığı bir ayini de yönetti.

Doğu-Batı ilişkilerinin savaş ve çatışmalarla yoğun biçimde anıldığı bir ortamda Papa’nın Müslüman bir ülkeyi ziyaretini çeşitli açılardan yorumlamak mümkün: İlk olarak, Papa’nın ziyareti dünya siyasetinin çatışma yoğun gidişatına karşı önemli bir gelişme.

Katolik dünyasının liderinin yüzbinlerce Hıristiyan’ın katılımı ile Müslüman bir ülkede ayin yapması bir nebze de olsa küresel açıdan pozitif bir dinamik.

Öte yandan, yüzbinlerce Hristiyan’ın Papa’nın önderliğinde Müslüman bir ülkede bir araya gelmesi dua etmesi epey bir zamandır bölgenin dünyada öne çıkarılan çatışmacı ve hoşgörüsüz medyatik imajına da karşı olumlu bir gelişme. Her şeye rağmen Ortadoğu’da Müslümanlar ve Hristiyanlar yüzlerce yıldır bir arada yaşıyorlar.

İkinci olarak, Doğu-Batı diyaloğunun özellikle kültürel vitrini yakın zamana kadar Türkiye’nin tekelindeydi. Türkiye bir zamanlar Doğu-Batı diyaloğunda alternatifi olmayan bir model konumundaydı.

Ancak, Türkiye’de yaşanan siyasal gelişmeler adeta bu ülkenin İslam dünyasının kültürel temsilciliği rolünü de zayıflattı. Bölgesel sorunların Türkiye gibi eskiden göreceli olarak sorunlara dengeli bir mesafesi olan ülkeleri de pek çok kavgaya katması kültürel siyaset alanında BAE gibi ülkelere açılım alanları sağlamış görünüyor.

Türkiye’nin agresif olarak bazı bölge sorunlarında taraf olması sonucu BAE, Katar ve Umman gibi ülkeler geçmişe oranla kültürel diplomasi alanında öne çıkmış görünüyorlar.

Yine Türkiye’deki siyasal gelişmelerin Batı kamuoyunda doğurduğu tepki sonucu, Batılı ülkeler kültürel diplomasi ve diyalog için alternatif ülkeler ile de yeni stratejiler geliştiriyor.

Türkiye’nin küresel kamuoyunda 2000lerin başında ürettiği olağanüstü olumlu imajın ortadan kalkması sonucu, Türk dış politikasının geleneksel aracı olan Doğu-Batı diyaloğunun kilit ülkesi olmak konumu büyük hasar görmüş durumda.

Türkiye’ye Papa düzeyinde en son ziyaret 2014 yılının Kasım ayında gerçekleşmişti. Türkiye’nin geleneksel olarak Doğu-Batı ilişkilerindeki etkin rolünün zayıflaması doğal olarak bölgesel bir rekabet alanı oluşturmuş durumda.

BAE gibi ülkeler Doğu-Batı diplomasisi alanında yeni ve aktif stratejiler geliştirerek dış politik enstrümanlar üretmeye çalışıyorlar. Bu bağlamda BAE bir süredir dış politikada kültürler arası ve inançlar arası siyasetin bir aktör olduğunu dile getiren siyaset takip etmekte.

Öte yandan Türkiye ile yakın ilişkiler içinde olan Katar’ın askeri konularda agresif küresel algısı da kültürel diplomasi konusunda önemli bir faktör. Bir anlamda İslam dünyasında hoşgörü, birlikte yaşam gibi küresel olarak her zaman büyük önem çeken alanlarda etkili olabilecek ülke sayısı azalmış görünüyor.

Nitekim bu konunun önemli ve somut bir ajanda olarak görülmesinin en önemli işareti BAE’de bir Tolerans Bakanlığı kurulmuş olması. Bu bakanlığı daha ziyade küresel olarak kamu diplomasisi yapan bir kurum olarak görmek gerekiyor.

Bu arada mukayeseli olarak BAE’nin önünde fırsat alanı oluşmasını sağlayan ikinci faktör Suudi Arabistan’ın son dönemde yaşadığı büyük itibar kaybı. Türkiye, Suudi Arabistan, İran gibi ülkelerin küresel algı sorunu BAE gibi ülkeler için bir kontrast etkisi de oluşturuyor.

2015 yılında örneğin Hindistan Başbakanı Narendra Modi, BAE’yi ziyaret etmiş ve bu ziyaret esnasında bir Hindu tapınağının açılmasını gerçekleştirmiştir.

BAE’nin önemli bir avantajı ise somut olarak iki yüze yakın farklı milletten yabancı insanın ulusal pazarında çalışıyor olması. Genelde Körfez ülkeleri için bir güvenlik sorunu olarak algılanan yabancı işçiler, BAE tarafından ilk defa ciddi olarak bir avantaj siyaseti şeklinde yorumlanıyor.

Şüphesiz bu yaklaşım sadece Batılı ülkeler için değil Körfez’de büyük bir vatandaş kitlesi bulunan Hindistan gibi ülkeler için de önem taşımakta.

Nihayet, ziyaretin BAE daveti ile gerçekleşmiş olması da önemli bir nokta. Otoriterleşme, İslamcılık ve siyasal gerilim ile boğuşan Ortadoğu’da BAE toprakları üzerinde büyük katılımlı bir Katolik ayinine izin vermiş oluyor. 2018 yılının BAE’de “Hoşgörü Yılı” olarak ilan edildiğini burada not etmemiz gerekiyor.

Nitekim BAE’li önemli siyasi figürler ziyaretin “inançlar arası diyalog” için önemli bir fırsat olduğunu sık sık dile getiriyorlar. Papa da ziyareti esnasında BAE için “birlikte yaşam için bir model” ve “farklı kültür ve medeniyetlerin bir arada olduğu yer” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Papa’nın ziyaretinde somut bazı ajanda konuları da var: Körfez ülkelerinde çalışmakta olan pek çok Hıristiyan’ın dini hayatlarına yönelik bazı reform adımlarının hızlandırılması.

Papa’nın ziyareti esnasında kilise açma, daha çok din adamı bölgede istihdam etme gibi konularda kolaylaştırıcı uygulamalar gibi bazı taleplerde bulunduğu dile getiriliyor. Yine, kamuoyu önünde olmasa bile kapalı kapılar ardında yapılan görüşmelerde Papa’nın BAE yöneticileri ile Yemen krizi gibi çeşitli bölgesel konuları ele aldığı düşünülüyor.