• 7.02.2019 00:00
  • (1822)

 Türkiye’de cemaat, tarikat veya hareket olarak adlandırılan ancak içerik ve yapı olarak birbirine benzeyen gruplar bulunuyor.

Bunların toplumsal ve siyasi etkileri azımsanamayacak büyüklüktedir. Bir bakıma siyasi partilerin yaptığına benzer işleri yapan İslami gruplar ile karşı karşıyayız.

Bu gruplar nasıl düşünür, neye inanır gibi konuları anlamak gerekiyor. Türkiye’de İslami grup teorisini bilerek ancak bu alana yönelik söylem ve siyaset geliştirilebilir.

Birinci nokta: İslam’da peygamberin ölümü ile vahiy son bulmuştur. Hâlbuki İslami grup teorisi, Tanrı ve insanlar arasında haberleşmenin devam ettiği kuralına dayanır.

Bu noktayı anlamak Türkiye’de İslami grubu çözümlemek için hayati önem taşır. İslami grup, varlığını ve meşruiyetini Tanrı ile devam eden haberleşmeye dayandırır.

Buna göre ilham, keşif gibi yollarla Tanrı sürekli olarak belirli insanlarla haberleşmektedir.

İkinci nokta: Seçilmişlik düşüncesi.

Tanrı ile haberleşme devam ettiği için grup O’nun tarafından seçildiğini kabul eder. Kısa bir literatür araması sonucu Türkiye’de tarikat ve cemaatlerin eserlerinde bunun yüzlerce örneği bulunur.

Seçilmişlik düşüncesi sonucu “bu zamanda” kurtuluş ancak grup ile mümkündür. Grup artık İslam ile özdeştir. Grup kusursuz olduğu için ayrılmanın makul bir nedeni olamaz: Ayrılan ya ajandır ya rüşvet almıştır yahut imanını kaybetmiştir.

Üçüncü nokta: Liderin kutsallığı.

Grubun lideri kutsaldır. Tanrı tarafından seçilmiştir. Tanrı ile bir tür haberleşme içindedir. Rüyalar görür, kerametler gösterir. Eserleri ona “yazdırılır”. Eleştirilemez. Yanlışlarında bile hikmet vardır. Lideri eleştirmek hem yanlış hem günahtır. Lider zamanın sahibidir. Geleceği görür. Sözleri, bedeni kutsaldır. Ağzından çıkan bir zeytin çekirdeği, yarım bıraktığı su kapışılır. Giydiği kullanılmış elbiseler, çoraplar paylaşılır.

Doğan çocuklara isminin verilmesi istenir. Sıradan hareketlerinde büyük bir hikmet vardır. “Her pazartesi yaptığı gibi koltuğa değil bu sefer yere oturdu, acaba hikmeti nedir?” diye tartışılır. Tarih, fizik, biyoloji ayırt etmeksizin her konuda ilmi vardır. Ancak bir türlü anlaşılamaz. Genelde hastadır. Az uyur. Az yer.

Dördüncü nokta: Grubun totolojik evreni.

İslami grupların kendilerini dış dünya ile ayıran kalın çeperleri vardır. Çeper içeride kalanları büyüleyici ve totolojik bir evrende tutar. Çeper, dış dünya ile sağlıklı bir ilişkiyi yok eder. Dış dünyada olup biten her şey, bu bir dünya savaşı bile olabilir, grubun iç totolojik evrenine göre anlam kazanır. Totolojik evrende kalan üyeleri ikna etmek imkânsızdır. Dış dünyada olabilecek ve grubu yanlışlayacak bir şey var olamaz.

Yanlış alınan kararlar, başarısızlıklar, karşılaşılan fiyaskolar da hep bir hikmet vardır. Çeper, dışarıdan kötü haber getirmez, gelişmeleri hep olumlu olarak yorumlayarak içeri aktarır. Çeperin içinde kalalar mutludur, ikna edilemezler.

Beşinci nokta: Örgütlü cahillik.

Seçilmiş kişilerin yazdığı kitapları ve grubun önde gelenlerinin ürettiği bilginin en büyük hakikat olduğunu kabul eden üyeler, zamanla dış dünyadan koparlar. Aynı şeyleri sürekli okuyarak aynı metinlerde sürekli yeni anlamlar “keşfederek” zamanla örgütlü bir cahillik sürecinin parçası olunur.

Seçilmiş kişilerin “bana yazdırıldı” dedikleri metinler zaten başka kaynaklara ulaşmayı anlamsız kılar. Yıllarca aynı metinler okunur.

Örgütlü cahillik grupta büyük bir ‘mesleksizleşme’ üretir. İnsanlar meslek bilgisinde körelir, zamanla dini grup geçinmek için gruba bağımlı insanlar üretir. Aynı zamanda dünyayı doğru okumak için gerekli sosyal vb. bilimler ıskalanır. Meslek bilgisi ve bilimsel bilgi zayıfladığı için dünya, grup gözlüğü okunur.

Altınca nokta: Kokuşma sorunu

Türkiye’de İslami gruplar doğaları gereği kokuşur. Liderin sorgulanmaması, lidere dayalı iş yapanların da zamanla dokunulmaz hale gelmesi, dış dünyadan kopukluk, grubun gelirlerinin denetlenmesi zor bağış, himmet gibi yöntemlerle sağlanması, İslam’ın kolektif yorumu ve itaatin kutsanması, eleştirinin meşru görülmemesi gibi faktörler sonucu grup zamanla kokuşur.

Kokuşma karşısında grup, üyelerine “kokuşmak da bu dünyada karşılaştığınız imtihanın bir parçasıdır” denir.

Yedinci nokta: Liderin sorumsuzluğu.

İslami grubun lideri sorumluluk almaz. Yanıltılır, gözünden kaçar, doğru anlaşılmaz. Lider, yaşanan her hangi bir kriz karşısında kamuoyu önüne çıkıp “sorunun birincil sorumlusu benim” asla demez. Sorunlardan lider değil takipçiler sorumludur.

Sekizinci nokta: İbadet fetişizmi

Grup sadakatinin devam etmesi için entelektüel boyutu zayıf bir dindarlık üretilir. İbadet fetişizmi burada devreye girer: Günde 300 rekât namaz kılın, başınızı secdeden iki saat kaldırmayın, bin defa salavat getirin, pazartesi günleri şu duayı okuyun, salı günleri ise diğerini...

Dindarlık eylemi yoğun bir biçimde tanımlanır. İbadet fetişizmi zamanla bir ibadet nedenselliği üretir: Namaz kılarak, zikir çekerek bazı şeylerin olması için Tanrı’nın ikna edileceği kabul edilir. İbadet fetişizmi zamanla entelektüel canlılığı yok ederken öte yandan dünyada başarılı olmak için anahtar olan maddi nedenselliği de yok sayan bir anlayış üretir.

Türkiye’de İslam gruplar, 20. Yüzyılın koşullarına göre kurgulanmıştır ve zamana uygunluğunu yitirmiştir. Dönemin koşullarına göre yeni bir dini sosyal hareket modeli gelişmediği sürece yukarıda tartışılan bazı sorunları üretmeye devam edecektir. Sorun kişisel yetersizlikler ve hatalardan daha çok İslami grup teorisinin artık eskimiş olduğu ve tükenmişliğidir.