• 5.07.2019 00:00
  • (1085)

 21 Haziran Öcalan hadisesi, hem Türk siyasi tarihin genel dinamikleri açısından hem de Türk devletine bakan yönleri açısından son derece önemli bir gelişmedir.

21 Haziran 2019 günü devletin resmi kurumu olan Anadolu Ajansı (AA), Abdullah Öcalan’ın bir mektup yazarak bazı konularda görüşlerini kamuoyu ile paylaştığını duyurdu.

İlk olarak bu noktanın altının çizilmesi gerekiyor: AA’nın basit bir muhabirlik düzeyinde bu kararı alacağını düşünmemek gerekiyor. Belli ki bu karar alınan siyasi tavrın sonucudur.

Yani, devlet, Öcalan’ın mektubunu en etkili düzeyde Türkiye kamuoyuna duyurmayı amaçlayarak bu haberi yaptırmıştır.

Kısa sürede hükümete yakın kaynaklar, mektubun mesajının, Kürt seçmenlere yaklaşan seçimlerde Cumhur İttifakı adayı CHP’li Ekrem İmamoğlu’na oy vermemeleri bunun yerine bağımsız kalmaları olduğunu ifade etmeye başladı.

Ancak mektupla ilgili asıl hadise daha sonra gelişti: Türkiye Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan, Öcalan’ın mektubunu referans göstererek İstanbul seçimleri bağlamında kamuoyuna üstü açık yahut kapalı telkinlerde bulunmuştur.

Türkiye Cumhurbaşkanı, mektubu yorumlarken açık ve net biçimde Öcalan’ın Kürt seçmenlere “tarafsızlığınızı ortaya koyun” dediğini ifade etmiştir.

Yine aynı bağlamda Cumhurbaşkanı, mektup üzerinden yaptığı tartışmada Öcalan ve Demirtaş arasında bir liderlik mücadelesi olduğunu ifade edip şöyle demiştir:

“Tabii Öcalan ve Demirtaş noktasında da ciddi bir iktidar mücadelesine doğru bir kayma gösteriyor.”

Cumhurbaşkanı’na göre mektubun mesajı şudur:

“Eğer siz beni destekliyorsanız, eğer benim arkamda olan bir partiyseniz, ben sizin ne oraya ne şuraya değil, siz kendi gücünüzü ortaya koymalısınız ve burada bunların herhangi birinden yana değil, kendi tarafsızlığınızı ortaya koymalısınız’ gibi bir hava içinde. Burada bir liderlik mücadelesi var. Öcalan, Demirtaş’a ve dağa böyle mesaj veriyor.”

Hiç şüphe yok ki Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Abdullah Öcalan’ın mektubunu yorumlaması ve mektubun tefsirini yaparak kendisinin özetlediği gibi anlaşılması için kamuoyuna aktarması son derece büyük bir olaydır. Görevdeki bir Cumhurbaşkanı, Öcalan’ın “eğer benim arkamda bir parti iseniz benim dediğimi yapın” mealindeki sözlerini topluma aktarmıştır.

Hangi amaçla yapılmış olursa olsun Öcalan’ın mektubu ve bunun üzerinde yapılan tartışmalar bazı siyasi sonuçlar ve anlamlar üretmiştir. Şimdi bunların önemli bazılarının altını çizelim:

İlk olarak, devletin terörist olarak tanımladığı bir aktörün görüşleri devlet aktörleri ve kurumları tarafından üstelik bir yerel seçimde seçmen davranışını etkilemek için kullanılmıştır.

Devletlerin düşmanları ile güvenlik veya stratejik konularda görüşmesi hatta bazen “işbirliği” içinde olması görülmemiş şey değildir.

Ancak, Öcalan’ın mesajlarının İstanbul seçimleri gibi bir olay bağlamında kullanılması son derece garip bir durumdur.

İkinci olarak, devlet fiilen Öcalan’ın Kürtlerin lideri olduğunu tanımıştır. En azından devlet, İstanbul seçimleri bağlamında Kürtlerin dikkate alması lazım gelen liderinin Öcalan olduğunu söylemiştir.

Bu durumun ne kadar önemli sonuçları olduğunu tartışmaya gerek yoktur.

Üçüncü olarak, devlet, Selahattin Demirtaş ile özdeşleşen siyaset tarzını risk olarak görmektedir.

Demirtaş ile birlikte Kürt siyaseti bir ölçüde ulusallaşmaya başlamış, farklı kesimlerden ilgi ve hatta destek görmeye başlamıştır. Devletin yaptığı analizde Kürt siyasetinin Kürt mahallesinde sınırlı kalması gerektiği için Demirtaş tarzı söylem bir risk olarak görülüyor olabilir.

Dördüncü olarak, Kürt siyasetinin liderleri, Öcalan’ın mektubunun gerçek niyetini açıkça topluma aktarmalıdır. Bu mektup devlet tarafından CHP adayına karşı bir stratejik doküman olarak yorumlanmıştır. Bu yorum doğru mudur?

Bu sorunun cevabını yorumlara girmeden açık ve anlaşılır biçimde vermek gerekiyor. Öcalan, açık ve net biçimde mektupta seçime yönelik bir mesaj vermiş midir, eğer vermiş ise bu mesaj nedir açıklamalıdır.

Öcalan’ın siyasal söyleminin kompleks olduğu, günlük konulara girmediği gibi gerekçeler burada sadece ortadaki muğlaklığı besler. Bu muğlaklık, Öcalan’ın mektubunun şöyle yahut böyle devletin yorumladığı gibi bir niyeti de içinde barındırdığı anlamını üretmektedir.

Bu yüzden, Kürt siyaseti Öcalan’ın mektubunun devletin yorumladığı gibi bir siyasi tavsiyeyi içerip içermediğini anlaşılır ve yalın biçimde ifade etmelidir. İstanbul seçimlerinde alınan galibiyetin coşkusu ile bu kritik konu hakkında sorulan soruların cevaplandığı yanılgısı üretilmemelidir.

Mektubun siyasi anlamının dışında son derece önemli bir toplumsal sonucu da bulunuyor: Türkiye toplumunun geniş kesimi Kürt meselesinde aşılması çok zor bir dinamiği sahipleniyor.

Toplum, Öcalan’ı keskin biçimde ret ederken Demirtaş gibi yeni liderler üzerinden üretilen siyaseti kucaklayabileceği sinyali veriyor.

Kürt siyaseti için “kırk satır mı kırk katır mı?” türünden bir kredi anlamına gelen bu yeni sosyolojik dinamik, yönetilmesi çok zor ve her türlü siyasi manipülasyona uygun bir vasat da sağlamaktadır.

Kürt siyasi aktörlerin böyle ayrımların yapay olduğu gibi karşı itirazlarının da burada pek bir önemi yok. Çünkü önemli olan siyasal gerçekliğin ötesinde toplumun konuyu nasıl algıladığı ve daha önemlisi bu algıya göre tepki verdiğidir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

© Ahval Türkçe