•  
  • (1312)

 Geçen hafta İstanbul 5.8 şiddeti ile sarsıldıktan sonra deprem üzerine yapılan tartışmalar bize Türkiye’deki zihniyet haritaları hakkında zengin ipuçları sunuyor.

Hatırlanacağı üzere, Türkiye’de deprem konusundaki büyük hassasiyetin kaynağı olan 17 Ağustos 1999 depreminin o dönemde geniş bir dindar kitle tarafından ilahi bir müdahale olarak yorumlandığını biliyoruz.

Geçen haftaki depremden sonra bazı doğa olaylarının ilahi bir müdahale olduğu yönündeki tartışma yeniden canlandı.

Deprem tartışmaları üzerinden Türkiye’deki dini anlayışın tarihsel olarak İslam düşüncesinin evriminde hangi tarafta konumlandığını görmek mümkün.

Şöyle ki, doğa ve Allah arasındaki ilişkiye ait tartışma kapsamlı olarak İslam düşüncesinde 9. Yüzyıldan sonra ortaya çıktı. Dolayısı ile Allah ve doğa arasındaki ilişkinin nasıl olacağı bu yüzyıldan sonraki bazı düşünürlerin yaptığı tartışmalara göre tanımlandı.

Daha açık yazarsak İslam’ın Allah ve doğa arasındaki ilişkiye dair ne söylediği konusundaki düşünceler büyük oranda insan ürünü. Ne var ki, bu düşünceler daha sonra kutsallaşmış ve sanki ilahi hükümler olarak algılanmaya başlamıştır.

Allah ve doğa arasındaki ilişkide temel tartışma şudur: Eşari ile başlayan ve nihayet Gazali ile zirveye çıkan yoruma göre doğa kanunları yoktur. Olup biten her şeye Allah o anda karar vermektedir ve onları o anda yaratmaktadır. Doğa kuralları insanların ürettiği bir yanılsamadır. Dolayısı ile Allah ne isterse yapar.

Gazali’nin ünlü Filozofların Tutarsızlığı kitabından bir alıntı yapalım: “Filozoflar, ateşin pamuğu yakmasının nedeninin ateş olduğunu söylerler. Ancak yanma fiilinin faili Allah’tır. Bunu ya meleklerin vasıtasıyla ya da vasıtasız olarak yapar.”

Karşı görüş ise Allah’ın kainatı yarattıktan sonra doğa kurallarına göre bir düzen kurduğunu söylemektedir. Örneğin bu görüşün temsilcisi İbn Rüşt, Allah’ın her olup biteni yaptığını söylemenin, yani bir aktör olarak doğaya ve tarihe sokmanın, onun aşkınlığına uygun düşmediğini düşünmekteydi.

İbn Rüşt’e göre kuralsız bir dünya keyfi olurdu ve Allah’ın insanları denemek için yarattığı bir oyunun kurallarını “keyfi” olarak değiştirmesi hem hikmet hem adaleti aykırı olurdu.

Nitekim, İbn Rüşt, Gazali’ye karşı yazdığı Tutarsızlığın Tutarsızlığı adlı kitapta kainata kuralları reddetmenin sonucunda elde edeceğimiz Allah düşüncesinin bir tür tirana benzeyeceğini yazmıştır. İbn Rüşt’e göre böyle bir Tanrı, kuralsızlığın, keyfiliğin, hiç bir kuralın ve ölçünün olmadığı bir düzende Tanrı’dan çok tirana benzeyecektir.

Açıkça yazarsak İbn Rüşt, Gazali’nin Müslümanlara sunduğu Allah algısının bir tür tirana benzediğini söylüyor.

Bu arada İbn Rüşt denilince akla din düşmanı bir filozof gelmesin. Ibn Rüşt, İspanya’da Müslümanların hakim olduğu dönemde İşbiliyye ve daha sonra Kurtuba baş kadısı olarak çalışmıştır. Örneğin yazdığı Bidayet el-Müçtehit adlı kitabı İslam fıkhı konusunda klasik eserlerdendir.

Ancak işin ilginç tarafı şudur: Gazali’nin temsil ettiği görüş zamanla Türkiye de dahil olmak üzere İslam dünyasına hakim olmuştur.

Bugün Diyanet’in resmi İslam’ından tarikat ve cemaatlerin anlattığı popüler İslam’a, dinin baş yorumcusu ve ideoloğu Gazali’dir. Türkiye’de öğrenilen, okutulan ve yaşanılan din Gazali’nin yorumudur. 

Bu bağlamda her fırsatta Endülüs İslam’ını dile getiren çevrelerin bu medeniyetin İbn Rüşt dahil hiç bir önemli ismini din yorumlarının oluşumuna katmadıklarını hatırlatmak gerekiyor. Çağdaş Müslümanların Endülüs vurgusu içi boş bir slogandır.

Endülüs’ün Cahız, Ibn Hazm gibi önemli isimleri bugün Türkiye’de bazı fikirlerini söyleyecek olsalardı linç edilirlerdi. Öte yandan zaten Türkiye’deki mimari çirkinliği düşünürsek Endülüs konusunda belki en son konuşacak olan Türklerdir.

Garip olan, Allah ve doğa konusunda yorumu daha çok İbn Rüşt’e yakın olan Maturidi, Türklerin kendini Maturidi mezhebinden saymasına rağmen, Türkiye’de etkili değildir. Türk toplumunun Maturidi olduğu düşüncesi bir şehir efsanesidir.

Örneğin, bugün TDV İslam Ansiklopedisi’nin “Allah” maddesinin hemen altında şu yazmaktadır: “Kâinatı yaratan ve idare eden en yüce varlık.” Yani Allah sadece yaratıca değil yöneticidir yani (manager) menajerdir.

Bu tanım bir bakıma İslam’ın temel sloganı olan “Allah’tan başka ilah yoktur” ile yetinmemek ve “Allah’tan başka fail/aktör yoktur” demektir. Dolayısı ile yağmuru yağdıran, bir yaprağın düştüğü yeri belirleyen bizzat Allah’tır.

Allah, Gazali’nin yorumuna uygun olarak eğer kainatı yönetiyorsa doğa kurallarına ve insanın özgürlüğüne kalan yer kelime oyunlarından ibaret olacaktır. Nitekim, Sünni teoride insanın özgürlüğü tartışmaları, yazanların bile ikna olmayacağı çelişkilerle dolu kelime oyunları koleksiyonundan ibarettir.

Sonuç olarak bugünkü Türkiye İslam’ı doğa ve Allah arasında ilişkinin izahı konusunda Gazali’nin bakışına sahiptir. Bu bakışa göre doğa kuralları görsel bir yanılsamadır çünkü her şeyi o anda bizzat Allah yapmaktadır. Deprem de Allah’ın yaptığı bir şeydir.

Nitekim, bunun bir yansıması olarak, yani Türkiye’de dindarların çoğu Allah’ı sadece yaratıcı değil doğanın genel menajeri olarak gördükleri için, bilimsel yollara vakit ve para harcamaktan ziyade doğrudan kendisine dua ederek O’nu ikna edip işlerini kestirmeden kotarmaya çalışıyor.