• 18.10.2019 00:00
  • (1065)

 Arapları yerleştirmek, konut inşa etmek gibi konuyu kalabalıklaştıran faktörleri bir kenara koyarsak, yetkililerin Türkiye’nin Suriye’deki ulusal çıkarını şöyle tanımladığını görüyoruz: Kuzey Suriye’de Kürtlerin son dönemde meydana getirdiği siyasi ve silahlı yeteneği ortadan kaldırmak.

O zaman önümüzdeki soru şudur: Peki, bu operasyon uzun vadede yukarıdaki şekilde tanımlanmış ulusal çıkara hizmet ediyor mu?

Burada kısa vadeli analizlere bakmamak gerekiyor. Çünkü karmaşık dış politik konuların kısa ve uzun vadedeki karakterli sürekli olarak farklılaşır.

İlk olarak altını çizilmesi gereken nokta, Türkiye’de asla bir türlü önemi kavranamayan, uluslararası kamuoyudur.

Bugüne kadar Kürtler hakkında uluslararası algının seçici bir algı olduğunu söylemek doğrudur. Bu seçici algı Kürtleri strateji davranan özellikle ABD ile olan ilişkilerinde pragmatik tavırları olan bir etnik grup olarak kodlamıştı.

Bu kodlama Kürtlerin, IŞİD ile yaptıkları mücadele ile değişti ve dünya kamuoyunda Kürtlerin algısı hakkında ilk büyük değişiklik yaşandı.

Halihazırdaki tablo değişmezse şunu söylemek mümkün: Son bir haftadaki gelişmelerden sonra Kürtler hakkında tamamen olumlu bir kamuoyu algısı gelişti. Türkler ve Kürtler arasındaki tartışma dünyada bir sömürü, özgürlük arayışı biçiminde yeniden kodlanıyor.

Hatta şunu demek mümkün: Kürtler hakkında dünya algısı son bir haftada son yüzyılda olmadığı kadar olumlu biçimde değişmiştir.

Türkiye’nin Kürt meselesinde dünya kamuoyunun bu şekilde dönüşmesi Türkiye’nin uzun vadede imkânlarını sürekli olarak kısıtlayacaktır.

İkinci olarak ele alınması gereken nokta, harekâtın Türkiye’nin ittifaklar sistemindeki yerine etkisidir.

Operasyona, pek çok AB ülkesi olumsuz tepki verdi. Almanya, Fransa gibi ülkeler bireysel olarak ambargo kararları aldı. Bireysel ambargo kararlarının AB düzeyinde tatbiki masadadır.

Aynı biçimde Arap dünyasından ciddi bir tepki gelmektedir. Türk kamuoyu, Arap dünyasına bir tür “tiksinme” ile baktığı için Arapların dış politika hiçbir etkisi olmayacağı gibi bir yanılsama içindedir.

ABD boyutunda ise durum karmaşık olmakla birlikte yine iç açıcı değildir. Başkan Trump’ın çelişkilerle dolu yaklaşımı karşısında güçlü bir kamuoyu ve Kongre baskısı oluşmaktadır. Azil süreci ile ilgili zaten büyük stres altında olan Trump işine geldiği anda Ankara’yı yüz üstü bırakacaktır.

Kendi içinde yüzlerce konuda bölünmüş ABD toplumu, Trump’ı dışarıda bırakırsak, Cumhuriyetçileri ve Demokratları da içerecek biçimde Kürtler konusunda aynı noktaya savrulmuştur.

Nihayet, Türkiye’nin son dönemdeki göz ağrısı Rusya’ya gelirsek durum yine çok iç açıcı değildir. Nitekim henüz birkaç gün geçmeden Putin, Arap dünyasında yaptığı bir konuşmada “işgalci güçlerin” Suriye’den çekilmesini istemiştir. Dahası Putin’in Türkiye’nin müdahalesini Esad yönetimi ve Kürtler arasında yakınlaşmayı tahrik etmesi için tolere ettiği izlenimi doğmaktadır.

Türkiye’nin dünyada kendi müttefiklerinden dahi destek bulamıyor alması sorunun uzun vadeli ele alınması bakımından önemlidir: Suriye meselesi küresel bir krizdir ve bu krizin masada çözülmesinde büyük devletler belirleyici olacaktır.

Kürtlerin konumu gibi konuların Suriye krizi bağlamında nihai çözümünü Türkiye’nin tek başına çözmeye gücü yoktur. Bu nedenle Türkiye’nin başka ülkelerle giriştiği gerilim siyaseti uzun vadede elini zayıflatacaktır.

Nihayet, son nokta operasyonun Kürtlerin, Kuzey Suriye’de siyasi ve silahlı yeteneklerini uzun vadede yok edip etmeyeceğidir.

Operasyonun ilk etkisi Kürtlerin, Esad yönetimi ile yakınlaşmasıdır. Şam rejiminin uzun vadede Kürtlerin silahlı bir otonomiye sahip olmasını benimseyemeyeceği açıktır. Ancak Rusya dâhil büyük devletler Kürtlere bazı siyasi haklar verilmesini istemektedir.

Burada kritik bir konu ise şudur: Esad yönetimi uzun vadeli olarak Türkiye sınırında Kürt sorunun stratejik bir faktör olarak da düşünebilir. Şam rejiminin Türkiye’ye yönelik sahip olduğu en büyük silah, düşük düzeyde bile olsa içinde “otonomi” geçen bir statüyü Kürtlere vermesidir.

Dolayısı ile Esad rejimini yıkmak amacı ile başlayan dış politikanın Esad’ın işine gelir sonuçlar üretmeye başlaması gibi Kürtlerin gücünü kırmak için başlatılan kampanyanın Kürtlere otonomi vermesi ihtimali ciddi olarak söz konusudur.

Suriye krizi başlayalı sekiz yıl oldu. Geçen sekiz yıllık süre zarfında bu kriz, dünyada ilk yıllarda Esad rejimi sorunu olarak tanımlandı. Daha sonra ise Esad rejimi unutuldu ve krizin bir IŞİD sorunu olduğu kabul edildi.

Maalesef son bir haftada yaşanan gelişmelere bakarsak dünya kamuoyu artık bu krize “Türkiye’nin Suriye’yi işgali” olarak bakıyor. Suriye denilince bugün itibari ile akla gülen Türkiye’nin bu ülkeye askeri olarak müdahalesidir.

Peki, bütün bunları Ankara bilmiyor mu? Elbette biliyor.

Ankara bu son harekâtın dahi Kürt sorununa kökten bir çözüm getirmeyeceğini biliyor. Zaten zurnanın zırt dediği yer de burası: Türkiye, Kürt sorununun kısa vadeli olarak çözülemeyeceğini düşünüyor.

O nedenle belirli aralıklarla Kürtlerin içeride ve dışarıda kazanımlarına siyasi ve askeri yollarla müdahale ederek onları tekrar sıfırlamak temel strateji olarak benimsenmiş durumda.

Dolayısıyla önümüzde uzun süre daha sürecek bir Kürt meselesi var ve dahası eğer yoluna devam ederse “yeni Türkiye” Kürt sorunu üzerinden palazlanacak.