• 6.09.2021 07:08
  • (113)

Taliban’ın kurduğu Afganistan İslami Emirliği ile ilgili bundan sonraki en önemli soru şudur: 

Bu devleti resmi olarak kimler tanıyacaktır?

Uluslararası ilişkilerde resmi tanıma için bir nesnel kural yok. Ülkeler tamamen kendi tercih ve menfaatlerine göre başka rejimleri tanıyorlar.

Ancak resmi tanınma olsun olmasın, fiili olarak ABD ve AB gibi büyük aktörlerin Taliban rejimini kabul ettiğini ve onunla doğrudan yahut dolaylı görüşeceğini biliyoruz.

Şekli nasıl olursa olsun, uluslararası sistemin şeriat kurallarına göre yönetilen bir rejimi olan yeni bir üyesinin doğuşuna şahitlik ediyoruz. 

Esasen bu ilk defa gerçekleşmiyor: Suudi Arabistan, Maldivler ve İran gibi şeriata dayalı ülkeler eskiden beri uluslararası sistemin eşit üyesi olarak zaten varlar. 

Bu açıdan bir şeriat devletinin uluslararası sistemde boy göstermesi ilk defa gördüğümüz bir durum değil.

Kökeni sembolik olarak 1648 Westfalya Anlaşması’na dayanan modern bir uluslararası sistem içinde yaşıyoruz. Bu sistemin parçası olmak için yeter şart, “şekilsel modernlik” kurallarını kabul etmek. 

Şekilsel modernlik, devletin modern bir devlet olarak kurulması anlamına geliyor. 

Örneğin sınırları olması, başkenti olması, hukuksal temsilcileri olması… 

Bu açıdan bakıldığında, İran da modern bir devlet, Norveç de modern bir devlettir.

Şekilsel modernlik açısından Taliban’ın da modern bir devlet gibi kurgulandığını görüyoruz. Taliban şeriat devletinin bir devlet başkanı, bakanları ve diğer kurumları olacak. Tanındığı ülkelere Taliban büyükelçi atayacak. 

Zaten şekilsel modernlik açısından İslami hareketin modernlikle bir sorunu hiç olmamıştır. Aksine, İslamcılar (ve geniş olarak ifade edersek Müslümanlar) şekilsel modernliğin ürünü olan modern devlet, modern ordu gibi kurumların onların davalarında büyük birer silaha döndüğünü görmüş ve bunları sahiplenmiştir.

O yüzden Türkiye’den İran’a, modernliği yerden yere vuran İslami/İslamcı aktörler modern devlet, modern ordu gibi kurumlar söz konusu olunca onları kabullenmek ve davaları için kullanmaktan asla çekinmemiştir.

Dolayısı ile Taliban’ın İslami Emirliği de şekilsel olarak modern bir devlet gibi örgütlenecektir. Ancak içeriği elbette modern değerlerle ilgisi olmayan bir ideolojik örgütlenmeye sahne olacaktır. 

Ancak bu da Taliban’a özgü bir durum değildir. Nitekim, modern uluslararası sistemde farklı iç ideolojik örgütlenmeye sahip başka ülkeler vardır. 

Örneğin Çin ve Küba gibi komünist/sosyalist ideolojiye sahip ülkeler var. 

Yine İran ve Suudi Arabistan gibi İslami bir iç modele sahip ülkeler var. 

Yahut Kuzey Kore ve Türkmenistan gibi artık absürt denecek biçimde örgütlenmiş ülkeler var. 

Kısacası, şekilsel olarak modern bir devlet olarak oyuna katıldıktan sonra kimse sizin iç işlerinize karışmıyor. İsterseniz laik bir devlet, isterseniz şeriatçı bir devlet kurabilirsiniz.

Öte yandan insanlar genel olarak ideolojik olarak benzer ülkelerin birbirine yakın olacağını düşünür. Bu her zaman geçerli değildir. 

Nitekim, şeriat devleti kurmakta olan Taliban’ın en yakın destekçisi komünist Çin olmuştur. Ama bu Çin’e de özgü bir durum değildir. Yine bir şeriat devleti olan Suudi Arabistan’ın en yakın müttefiklerinden biri ABD’dir.

Bu şunu gösteriyor: Doğada yerçekimi ne ise uluslararası ilişkilerde esas kural ulusal çıkardır. 

O yüzden ülkelerin iç özellikleri – yani ideolojileri – ikincildir. Bunu en iyi Büyük Güçlerin Trajedisi adlı kitabında John Mearsheimer ifade etmiştir. Mearsheimer’a göre uluslararası ilişkiler bilardoya benzer. Nasıl ki bilardo toplarının renklerinin ve üstünde yazan rakamların oyuna etkisi yoktur, devletlerin de ideolojilerinin ve farklı iç yapılarının uluslararası ilişkilerine etkisi çok azdır yahut yoktur. 

Çünkü bütün ülkeler ideolojileri, dinleri nasıl farklı olursa olsun çıkarlarına göre davranır. Bunu eleştirmek, yer çekimini eleştirmek gibidir. İç farklılıkları ne olursa olsun İran da Norveç de Meksika da benzer kurallara göre uluslararası ilişkiler oyununu oynar.

Dolayısı ile devletler kendi çıkarlarına uygun gördükleri biçimde Taliban ile dolaylı ve gerekirse onu resmi olarak tanıyarak ilişkiye girecektir. 

Tanınma da kritik olan bir iki büyük devletin sizi tanımasıdır. Örneğin Çin ve Rusya, Taliban rejimini resmi olarak tanırsa bu süreci hızlandırır. 

Resmi tanıma olmasa fiili, istihbarat aktörleri üzerinden görüşme yahut üçüncü aktörler üzerinden görüşmeler de alternatif olabilir. Uluslararası ilişkilerde alternatifler çoktur. 

Örneğin, 1979 İran İslam Devrimi’nden sonra ABD’nin Tahran’da bir diplomatik temsilciliği kalmadığı için ABD’nin diplomatik vb. işleri konusunda İsviçre hükümeti Tahran’daki büyükelçiliği üzerinden “ABD’nin menfaatlerini koruyan devleti” olarak görev yapmaktadır.

Taliban’ın uluslarası sisteme girmesi konusunda en büyük sorun, o nedenle, Afganistan iç politikasıdır. Burada olası en büyük potansiyel dinamik, Taliban yönetimine karşı güçlü bir siyasi muhalefetin ortaya çıkıp Taliban’a rağmen ikinci bir hükümet kurmasıdır. 

Bu durumda Afganistan ile ilgili diplomatik tartışmalar bambaşka bir boyuta taşınır. Bu bağlamda da en büyük olasılık Peştun “milliyetçiliğine” dayanan Taliban’a karşı bir Tacik askeri ve siyasi direnişinin başlamasıdır. Böyle bir durumda Afganistan’ın uluslararası sistemde “macerası” bambaşka bir boyut kazanır.