• 10.08.2012 00:00
  • (5190)

 BAŞBAKAN’ın eşi Emine ve kızı Sümeyye Erdoğan Dışişleri Bakanı Davutoğlu’yla birlikte önceki gün Myanmar’a gitmişler. Beraberlerinde de insani yardım götürmüşler.


Ziyaretin diplomatik amacına ve sözkonusu ülkedeki siyasi duruma değinmeyeceğim.

Çünkü tersini söylemek ukalalık olur,  Nobel ödüllü “cesaret ana” Aung San’ın askerî diktatörlüğe karşı verdiği mücadele hariç bu devlet hakkında hemen hiçbir şey bilmiyorum. 

***

TAMAM dişe dokunur bir şey bilmiyorum ama bir tek şunu kesinkes biliyorum:

Eskiden Rangun başkentli ülkenin adı ezelden beri Burma veya Birmanya olmuştu.

Myanmar etiketi 1989 yılında ve generaller cuntası tarafından empoze edildi.

Nedenini de her zamanki gibi “sömürgeci izlerlerden arınmak” mazereti oluşturdu.

Her zamanki gibi diyorum, zira Birmanya yahut Burma yukarıdaki türden isim değişikliğine başvurmuş devletler arasında ne birincisi, ne de sonuncudur!

***

İLKOKULA gittiğim yıllarda Faik Sabri Duran imzalı “Büyük Atlas”ın en yeni baskısında bile dünyanın yaygın satıhları şimdikinden çok farklı isimlerle zikredilirdi.

Meselâ “Fransız Batı Afrika’sı”... Meselâ “Hind-i Çin”...  Meselâ “Altın Sahili”...

Çok değil beş yıl sonra ortaokula geçtiğimde ise Avrupa kolonyalizminin tahakkümü altındaki bu geniş bölgeler artık ibadullah bağımsız devlet barındırıyordu.

Ve tıpkı Myanmar gibi onlar da kendilerini başka başka isimler altında vaftiz ettiler.

Örneğin Belçika Kongo’su “Zaire”yi seçti. Ardından tekrar Kongo’ya döndü. Yukarı Volta “Burkina Faso”ya geçti. Seylan’a “Sri Lanka”, Borneo’ya da “Brunei” dendi.

Aynı şey kentlere de yansıdı. “Fransız Merkezî Afrika’sı”ndaki “Fort Lamy” Çad’ın“Nicamena”sı oldu. Kırgızistan “Frunze”yi Bişkek, Vietnam ise Saygon’u “HoŞiMin” yaptı.

***
DAHA epey uzatabileceğim yukarıdaki örnekler ilk bakışta gayet doğal gözüküyor.

Eh, kolonyalistlerin verdiği sıfatları ayıklamak, yani “sol” (!) lügati kullanırsak “emperyalist lekelerden arınmak” (!) kadar meşru bir şey düşünülebilir mi?

Ben bu kanaati paylaşmıyorum!

Çünkü ilkin böylesine isim değişiklikleri aslında aynı kolonyalistlerle özdeşleşen “ulus-devlet”kavramına sarılmaktan kaynaklanıyor. Taklitçiliğin dik alasını oluşturuyor.

Oysa sözkonusu coğrafyalarda yaşayan insanlar “Batı tarihi” dışında yer alıyorlardı.

Onlar modern ulusa giden yoldan farklı bir seyir izlediler. Zaten birkaç istisna dışında bağımsızlık kazandıkları dönemlerde bile henüz “millet-arifesi” ruhiyata ulaşmamışlardı.

O millet metazori yaratılmaya çalışıldı ve pek çok yerde de başarısızlıkla noktalandı.

***
ÖTE yandan yukarıdaki Fort-Lamy Nicamena’nın Fransızlardan, yahut Frunze Bişkek’in Ruslardan önce zaten varolmadığı gerçeği bir yana, Burma’da generaller, Kongo’da diktatörler, Vietnam’da komünistler, başka yerde başka despotlar falan, isim yenilemek iradesi hemen daima otoriter ve totaliter yönetimler tarafından beyan ve empoze edildi.

Tıpkı Hitler’in Slav telaffuzlu Alman mekânlarını “Cermenleştirmesi” yahut Sovyet iktidarının kent adlarını “kızıllaştırması” gibi, eski sömürgelerin yeni yönetimleri burada da “beyaz adam”ın peşinden gittiler. Geçmişi silmek zorbalığında onunla yarışa girdiler. 

“Myanmar”a dönüşen ülke de işte tüm bunların diğer bir uzantısını oluşturuyor.

***
YA Türkiye? Eh, seksen-doksan senelik bir atlası açın ve bizim coğrafyayı çevirin.

Öyle uzak Burma’ya veya Birmanya’ya gitmeden Anadolu ve Trakya’daki vilayet, şehir ve kasaba isimlerine şöyle bir göz atıverin!


[email protected]