• 3.12.2012 00:00
  • (4193)

 

Kürdler için dünyanın en az siyaset bilen milleti demek ne kadar haksızlık ise, en iyi siyaset yapan demek de o kadar yanlıştır. Yüz yıllardır aynı tuzağa düşürüldükleri halde ders almadıkları, ya da almak istemedikleri için Kürd kökenli biri olarak içime sindirmediğim ve de yüreğim yanarak diyorum ki çok daha iyi siyaset yapmalarını beklemek hakkımızdır.

            Çekilen bunca çile, haksızlık, inkar, imha, sindirme, 5. sınıf insan muamelesine karşı hala “keklik” ya da “dare kurme jı dareye (ağacın kurdu ağaçtandır)” deyişlerine karşı Kürd kadının yakaladığı ivmeyi siyasilerin yakalamaması canımızı sıkıyor, içimize sindiremiyoruz.

 Kürd kimliğini taşıyanlar kendilerine yapılanlara öfke duyabilir, kızabilirler; haksız, vicdansız, insafsız, imansız bulabilirler. Hakları sistematik olarak yaşadıkları ülkenin egemen güçleri tarafından gayri meşru yol ve yöntemler ile gasp ediliyor diyebilirler. Bunların tamamı doğru, olmuş/oluyor. Ama bunlardan ders çıkartarak neyi nasıl yapmalı; şiddet dışında nasıl bir yol bir yöntemi günümüz adıyla bir siyaset gütmeli? Bunun yolunu bulmalılar.

Bunu hiç düşündüler mi? Düşündüyseler hiç denediler mi? Denedilerse vardıkları sonucu analiz ederek olumlu ve olumsuz taraflarını tarttılar mı? Ben çok emin değilim.

Acaba Güney Afrika’da ne oldu da o kaos, o inkar, o imha, o zulüm bitti. Kürdlerin cephesinde siyaset yapanlar bu konuda kaç araştırma yaptı? Kaçı Afrika’da o ülkenin öncesi ve sonrası olanları inceledi. Bırakın Güney Afrika’ya gitmek. Bu konuda yazılan kitaplar, çıkan haberler, yansıyan bilimsel analizler, verilen mücadele, yapılan eylemler araştırıldı mı?

Kökeni Müslüman zenci Obama’yı aynı otobüste seyahat etmeyi bile zül gören beyazlar ABD’de Başkanlığa nasıl getirdiler? 1. ve 2. Dünya savaşında bir birini kıran AB ülkeleri nasıl oldu da iç barışlarını sağlamaktan öte AB kriterleri denen evrensel normlara uyum, demokratik, katılımcı bir düzen sağladılar?

Bunları niçin mi yazıyorum? Dünya kuruldu kurulalı talep edilen haklar her ne kadar önce silahlar devreye giriyorsa da, eninde sonunda siyaset dediğimiz mekanizma yerini almakta ve talep edilen haklar masa başında asgari ortak paydalarda buluşarak hal edilmekte.

Yani Kürdlerin bu güne kadar en azından silahla egemenlere kabul ettirdiklerinin sonu gelindiğini görmeli. Nedeni de son derece haklı bir davanın dünyanın bir çok ülkesinde ister özel çıkarları, ister siyasi gayeleri, ister ekonomik hedefleri nedeniyle olsun; bu haklı davayı “terörist” listesine almalarını Kürd halkı ve siyasetçileri görmemezlikten gelemez/gelmemeli.

Özellikle Türkiye başta olmak üzere, Irak, Suriye ve İran’da 200 yıldır Kürdlere yapılan zulmü dünyaya, ABD ve AB’ye anlatılamadı. Çok iyi biliyorlar diyemeyiz. Yöneten bilebilir, ama halklar bilmeyebilir. Yöneten de halk da biliyor desek o zaman zulmü yapan ülkeleri yalnızlaştırma siyasetini sağlamak için dış konjonktürü harekete geçirmeliler.

Yıllarca Irak Kürdleri, akabinde Türkiye’de verilen savaş nasıl ABD ve AB ile diğer dünya ülkeleri nezdinde haklı bir savaş olarak kabul gördüyse; ABD Eylül olayımdan sonra Kürdler bunu demokratik hak talebi olarak seslerini yükseltip etkin bir siyaset ile ele geçen fırsatı değerlendirebilirlerdi. Özellikle Irak harekatından sonra Güney Kürdistan’da meydana gelen gelişme, kat edilen mesafeden ders çıkartarak silah, şiddetten çok “hak ve özgürlükler” alanında çok önemli proje, formül ve stratejiler geliştirilebilirlerdi.

Biliyorum bu yazının konusu size çok beylik laflar gibi geliyor olabilir. Ama gerçek hiçte öyle değil. Silahlı haklı bir savaşı, silahsız haklı siyasi mücadeleye dönüştürmekten söz ediyorum. Bugün hak için sesini çıkaranı “terörist” olarak yaftalayan zihniyeti dünya ve Türk kamuoyunda mahkum edecek olan yolun etkin bir siyaset yapmaktan geçtiğine inanıyorum.

Tamam bir mağduriyet var. Ama yeni mağduriyetlere fırsatı vererek çözmek günümüz koşullarında, gelişen Ortadoğu şartlarında gerçekleştirmek her geçen gün daha çok zorlaşıyor. Ekonomik krize giren AB, Türkiye ile iyi geçinmek için Kürdleri görmüyor. Ortadoğu’da bataklığa batan ABD’de de aynı sularda yüzüyor. AKP Kürd siyasilere karşı çıkmaz sokağa girme pahasına savaş açmış, biliyoruz. Kürd siyasetçisi bunları görerek politika yapmalıdır.

AB ve dünya ekonomik krizi, Suriye’deki gelişmeler, ABD – İran gerilimi arasında sıkışan; Türkiye – İsrail yüksek gerilimli süreç; Irak’ta Maliki ile yaşanan yüksek dozdaki çekişme ve en önemlisi kırılgan olan Türk ekonomik durumu Kürd siyasetçilerinin önüne tarihte çok az rastlanan muhteşem bir fırsat sunmuştur.        

 R.T. Erdoğan o kadar sıkıştı ki; ayda bir gündem için palyatif bir konuyu ortaya atarken değil 15 gün, değil bir hafta, bir gün birkaç saatte gündem değiştirme ihtiyacını hissediyor. Çünkü dünyada ve coğrafyamızda yapılanlar o kadar hızlı değişikliklere yol açıyor ki bir taraftan seçmen tabanı ve önümüzdeki seçimler, diğer tarafta İslam adına kendini riske eden siyaseti başarısız olması halinde ne duruma düşeceğini görmenin endişe ve telaşı ile iç ve dış siyasette ha bire saldırgan bir dil kullanmaktadır.

 Bunu Kürd siyasetçilerin görmemesi, Erdoğan’ın yaptığı hataları iç ve dünya kamuoyu ile paylaşmak yerine Erdoğan’ın gündeminin peşine takılmaları Kürd halkı ve yakalanan büyük fırsat adına bana sorarsanız çok ama çok yazık ediyorlar gibime geliyor.

Milletvekilleri en aşırı tahammül edilmez siyasi söylem ve görüntü verseler bile siyaset yapıyorlar diye dokunmazlıkları kaldırılmamalı. Türkiye’yi yöneten zihniyet öyle olmayınca siyaset yapan Kürdler meydan okumaları yerine demokrasiye karşı direnen faşist sistemin yanlışlarını açığa çıkartacak projeler geliştirerek sorunun parçası değil, çözümün parçası olmaları gerekmez mi? AKP ve Erdoğan’ın arkasında sürüklenen değil; kendi siyasi sağduyularıyla kendilerinin ürettiği formülleri gündeme taşıyarak çözüm için gündem oluşturan siyaset yapsınlar istiyoruz. Yani en iyi savunma karşı gündemle saldırıdır.

Konuyu yeterince bilmeyenlere çarpıcı buluşlar ile anlatsınlar istiyoruz. Kürdleri hakkıyla temsil eden bir siyaset yapsınlar istiyoruz. Zira Türkiye değil “çok aykırı” henüz “aykırı” fikirlere tahammül etmeyenler tarafından yönetiliyor. Ülkenin Başbakan’ı bırakın “tahammül” sınırlı bir görüşe, hoşuna gitmeyen sözler için savcılara “gereğini yapın” diye emir veriyor. İşte tam da bu tahammülsüzlüğün Türkiye demokrasisini ve Kürd meselesini zehirlediğini Türk ve dünya kamuoyuna aktaracak olanlar Kürd siyasetçiler olmalıdır.

Kürd siyasetçilerin kullanacakları araç ve yöntemler, eylem ve söylemler devleti, hükümeti, Erdoğan ve kabinesinin zihninde gedik açacak türde olmalı. Toplumu şiddete teşvik etmeyen; toplumda çatışma ortamı yaratmayan hak arama isyanı de pek ala mümkün.

Sevgili Kürdler, Sayın Erdoğan iktidara geldiği ilk günden bu güne Kürd meselesinin  ne denli kritik önemde olduğunu, benden, sizden, Kürd siyasetçilerinden çok daha iyi biliyor. Hayal ettiği gibi “Başkan” sıfatıyla uzun bir vade, en azında 2023’lere kadar iş başında kalma isteği de Kürd meselesi ile doğrudan doğruya ilişkili olduğunu da biliyor.

Bana kalırsa çözümü Kürdlere ne kadar az ödün vererek, milliyetçi, oyları ne kadar çok alırım ikilem içine girdiği için iki arada bir derede bocalıyor. İç dünyasında, yüreğinde yaşattığı arzularını siyasetine kattığında ibre Kürdlere haklarını vermekten yana oynamıyor. Bu açığı Kürd siyasiler ortaya çıkartıp AKP ye oy veren ılımlı Türk’e; İslamcılar, korucular, ekonomik çıkar peşinde koşan, kıçını Kürsülere yapıştıran Kürdlere belgeleri ile kanıtlayıp siyaset yapanın elini güçlendiren, şiddeti siyasete dönüştüren bir yol izlemeliler.

Kürd hareketinde tasvip etsek de etmesek de şiddet yöntemiyle siyaset yapan ve 30 yıldır etkinliği azalacağına her geçen gün artan bir örgüt var. Legal zeminde siyaset yapan Kürdler şiddet konumundan uzak, hatta onlara harekat alanı açmak için Kürd haklarını adına mücadele eden buna ilave bir unsur olarak siyaset yapmaları gerekmez mi?

Başta BDP ve diğer siyasi partiler aralarındaki uyuşmazlıkları bir tarafa bırakarak, böl parçala ve yönet geleneksel tuzağından kurtularak yakalanan bu ortamda Suriye Kürdleri gibi bir siyasi güç birliği sağlayarak bu soruna inanılmaz bir ivme kazandırabilirler.

Silahların susmasını, hatta bırakılmasını Erdoğan’dan çok Kürd siyasilerinin istediği ve arzuladığı bir sonuç olduğunu. Silahlı güçlerinde buna hazır olduğunu; Türk ve Dünya kamuoyuna lanse edecek ve Erdoğan hükümetine reformlar dayatan, Öcalan’ın tecridini ortadan kaldırmaktan öte bir statü elde etmek için Kürd siyasetçilerinin yapması gereken o kadar çok şey olduğuna inanıyorum ki. Erdoğan bütün bunlara rağmen adım atmadı mı sana “terörist” diyen dünyaya bunu anlatabilecek bir kanıtın, bir argümanın, bir belgen olur.

Fırsat hala kaçmış değil. Irak, Suriye, İran’da ve onlara bağlı Türkiye’de gelişen olaylar Kürdler için 21. yüzyılda Allah’ın verdiği büyük bir fırsattır. Bu fırsatı olumlu ya da olumsuza çevirmekte Kürd siyasetçilerinin elindedir. Bir araya gelerek, görüş ayrılıklarını öteleyerek günümüz koşullarına uygun bir siyaset ile Kürd halkının önünü şiddet sarmalı dışında açabilecek tek yol olarak Kürd halkının çok iyi bir siyaset yapmasında görüyorum.

İdam, dokunmazlık gibi sürpriz gündemler peşinde koşan, anketler ile hareket eden, popülizme teslim olmuş, PKK’yı güvenlik, BDP’yi yargı ile bitirmek isteyen Erdoğan’ın peşinde sürüklenerek bir arpa boyu yol alınmaz. 21. yüzyılın son fırsatı da kaçmış olurlar.

Mesela en son “anadilde savunma” yasası. Sırf yasa çıkardık demek için çıkartılan bir yasa için Kürd vekillerin performansı, karşı savları, olayı Türk ve Dünya kamuoyuna taşıma gayretleri, AKP ve yasaya evet diyen grupları Meclis çatısı altında eksikleri dile getirmeleri. Ben bunların hiç birini görmedim. Siyaset demem tamda böyle bir şey.

Mesela İmralı’da Öcalan ile görüşen, Oslo’da PKK ile aylarca kucaklaşanların BDP’li vekillerin tesadüfen 3 gerilla ile kucaklaşmasını bahane ederek dokunmazlığa dokunmalarını Türk ve dünya kamuoyunda “şahin” görünen “güvercin” palavrasını boşa çıkarmadıkları gibi.

Kürd siyasiler otoriter yapısı ve tek adamın çoğunluk fetişizmini kırmaları için oluşan ortamı iyi değerlendirmeliler. Biliyorum birkaç haftadır ısrarla bu konunun etrafında dolaşıp duruyorum. Hukuki talep halkların ruhunu harekete geçirir. Başbakan’ın “müthiş tehlike”, “tek tip”  ve “İslamcı Kemalist” saçan görüşlerini deşifre etmek başta BDP ve bütün Kürdler için inanılması güç proje ve buluşlar ile karşı atağa geçen bir siyaset yapılmalı diyorum.