• 15.04.2013 00:00
  • (3426)

   İnsanın haysiyet ve onuru sayılan Allah’ın ayeti “dil” ve Kültürleri için ölümü göze alarak yıllarca mücadele ettiler. Onca haksızlığa, zulme, 50 bin can pahasına derin devlet hak talep edenlere karşı JİTEM’i kurdu. İllegal örgüt eliyle Kürdlerin dini inançlarını tetikçi örgütlerin eliyle 1990 – 1994 yılları arasında Batman, Diyarbakır, Mardin, Şırnak ve Hakkari gibi illerde akla hayale gelmedik olaylar, faili meçhul (belli) cinayetler işlendi.

            Yasa dışı örgütlenmeler ile cinayet işleyen devlet dindar Kürd gençlerini tuzağına düşürerek maşa olarak kullandı. Olaylar PKK ve Hizbullah çatışması gibi yansıtarak bilinen Kürdü Kürde kırdırma projesini uygulamaya kondu. İnsanları bir birine vurdurdukça; Türk medyası da fitneyi ateşlemek için cinayetleri manşetlere çekerek ortalığı kızıştırdı.

            Bölgede yazı yazan ve o yılları çok iyi bilen bir Batmanlı olarak o gün kahır ekseriyeti PKK veya Hizbullah değil, derin devletin kadrolu elemanlarının MGK da kurulan JİTEM tarafından işlendiğini biliyorduk. Din, iman, inançla ilgisi olmayan cahil, yobaz ve İslam ile hiç alakası olmayan kandırılmış, satın alınmış, kişisel çıkarı için insana, ırkına, hatta dinine düşmanlık yapacak kadar aldatılmış Kürd ve itirafçı maşaların işbirliği ile vahşet yapılıyordu.

            O karanlık günlerde işlenen her cinayet Türk medyası tarafından Hizbullah ya da PKK’ye yıkılarak Kürdler arasındaki düşmanlığı iyice körüklediklerini son yıllarda yapılan itiraflardan anlıyoruz. Türk siyasi hayatın geleneksel projesi olan “böl, parçala yönet ve bir birine kırdır” bir kez daha başarılı olmuştu. 17 bin 500 Kürd, faili meçhul (belli) kamplara böldürülerek kırdırıldı. Yazık ki, derin devletin kurduğu tuzağa düşen bazı Kürdler kontrolden çıkmış ve kimin kimi öldürdüğü belli olmayan karanlık bir devir yaşanmıştı.   

            Resmi asker ve polis denetiminde kurdurulan Hizb-i Kontra birlikleri Gerçüş gibi benimde doğup büyüdüğüm ilçede eğitim verdiği projenin devlete zarar vermeye başladığını; kurduğu örgütlerin çeteleştiğini, Batman valisi gibilerin özel ordu kurduğunu; Kürdü Kürde karşı yeterince kullandığına kanaat getirince; PKK hakkından gelemedi amma devletin koruması altında kurulan “Hizbullah’ın ipini çekti. Önce liderlerini ortadan kaldırdı; sonra elemanlarını yakalanıp örgütü darmadağın etti.

            Ve devlet bir kez daha PKK’yı alt etmek için 3 yıl önce çıkardığı yargı paketi ile 10 yıl tutuklu kalanların serbest bırakılması sonucu Hizbullah’ın hapisteki liderleri de serbest kaldı. O gün TV ekranlarına yansıyan Hizbullah’ın büyük kutlamaları hafızalardadır.

            Asla bitmeyen ve bitmesi mümkün olmayan derin devlet geleceğe yönelik yeni bir Kürd planı hazırlığı içindeydi. AKP’nin TSK’ya karşı Ergenekon ve Balyoz davalarının kritik aşamasında hükümeti zor bir duruma düşürmek için çıkartılan 10 yıl atağı birkaç gün yazıldı, çizildi ve fakat kısa bir süre sonra çok sık gündem değişikliğine sahip ülkede unutuldu gitti.

            On yıllık kararla dışarı çıkanlar için yapılan gösteriler ve konuşmalar hafife alınacak gibi değildi. Her zaman var olan derin devlet fırsatı yakaladığında geçmişte yaptıklarını misliyle ilk fırsatı yeniden hayata geçireceğini duyarlı kesimler, aydın ve yazarlar dile getirdi ise de olayın ciddiyetini kavramayanların vurdum duymazlığı sonucu o günler sesleri kesildi.

            Ve o uzak ihtimal bugün “barış süreci” aşamasında Diyarbakır’da Dicle Üniversitesi yönetiminin öngörüsüz tutumu sonucu dışarıdan takviyeli etkinliğe “Allah düğmeye bastı” ve “kafirler için yaşasın cehennem” naraları atanlara kapılarını açarak endişelere sebep oldu.

Şimdi diyoruz ki inşallah geçmişin tuzakları, kaybedilen canlar, dökülen Kürd kanının muhasebesini başta “din” adına öne çıkan Hizbullah ve dini hassasiyeti olanlar ile hak, adalet, eşitlik için mücadele ettiğini söyleyen legal siyasette Kürd halkını temsil eden BDP ve DTK ile; illegal kabul edilen ama bu günlerde “barış” çemberi içine giren PKK, KCK hareketleri topyekun takınacakları tavırla Kürdlere kurulmak istenen yeni tuzağa bir kez daha düşmezler.

            Kürdler için söylenen “dare kurme ji dareye” (ağacın kurdu ağaçtandır) ve “Kürmanc ve kevin” (Kürdler keklik gibidir- anlamı neslini avlayan tek canlıdır) söylemini çürüterek aydınlık yarınlar için kardeşi kardeşe vurdurtmaktan kaçınırlar. Aydınlığa yürümenin yolu Kürdün bir birini vurması değil, inanç, düşünce ve görüşü ne olursa olsun; hak ve özgürlük talepleri karşılanana kadar birlik ve dayanışma içinde hareket etmeleridir.

            Kürdler arasında sağ duyu hakim olmalı. PKK ya da Hizbullah denilen Kürd kardeş bir halktır. Diyarbakır’daki gerginlik birliği istemeyenlerin eseridir. Her iki cenah için kutsal olan din simgesini bahane ederek aralarına fitne sokmak isteyenlere fırsat verilmemeli.

            Kürdlerin barışı yakalama umudu içte ve dışta bazılarını çileden çıkartıyor. Diyarbakır olayları Paris cinayeti ile başlayan sürecin devamıdır. “Barış” sürecini sabote etmek isteyen derin güçler akla, hayale gelmeyen her yolu deneyecekler. Özellikle geçmişte aralarında kan davası olan Hizbullah ve PKK’yi karşı karşıya getirmek için bölgede faal olan derin devlet gerekeni yapmaktan çekinmeyeceğini tarafların önderleri, bölgenin Kürd akil adamları; aydın, gazeteci, yazar ve düşünürleri bilmeli. Bu gerçekten hareketle tarafların sükunet, itidal ve akılla hareket etmeleri için süreçten tam emin olmasak bile barışın selameti için uyarılmalılar.

            Dicle Üniversitesinde çatışmaları başlatanlar yarın faili meçhul cinayetleri yeniden canlandıracak kadar gözü kara oldukları unutulmamalı. İnancı oldukça yüksek bölge halkını kışkırtmak için inanılmaz fitne tohumları ekilerek sanal medya üzerinden yayın yapıyorlar.

            İslam dininin yüce peygamberinin “kutlu doğum” haftasını bahane ederek Kürd halkının ortak inancı üzerinden yola çıkarak Kürdü Kürde kırdırmanın ilk provası olan Dicle Üniversitesi olaylarından Kürd halkı ders çıkartmalı ve herkes üzerine düşeni yapmalı.

             Derin kışkırtıcılar Kürdlerin Başkenti olan Diyarbakır’da 1990’lı yıllarda yaşanan kanlı oyunu tekrar güncelleştirmek istiyorlar. Şüphesiz dünyadaki bütün toplumlarda olduğu gibi Kürdler arasında da farklı görüş, inanç ve ideolojiler olabilir. Ancak farklılıklar özgürce ifade edilir, tartışılır. Din ve “Bilgi Gençlik” üzerinden tetiğe basanlar Kürd savaşı için avuç ovanların hevesi kursaklarında bırakmak Kürd önderlerine düşen bir görevdir.

            Kürd halkının kahır çoğunluğunun ortak değeri olan İslam dini ve mümtaz peygamberi Hz. Muhammed’in doğumunu siyasete alet ederek güce devşirmek dinimizle bağdaşmıyor. Bir partinin Newroz alanı talebi de haftanın kutlanması anlamından çok kutsal inancımızı “Peygamber sevenleri” adı altında siyasete alet edilmesi mütedeyyin Kürdleri tedirgin etti.

Kaldı ki “Kutlu doğum” haftası bütün İslam ülkelerinde camilerde, mescitlerde, spor salonları ve benzeri kapalı yerlerde Kur’an, Siyer-i Nebi ( Peygamberimizin hayatı), hadis, ilahi ve dini sohbetler gibi en şerefli, en saygıdeğer hedef ve arzu ile kutlanıyor.

            Kayserili sözde İlahiyatçı bir Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni’nin İslam dini ve peygamberini siyasi ve ayrıştırıcı dil kullanarak Dicle Üniversitesinde takdim ettiği iddiaları yabana atılmayacak bir fitnedir. Yıllardır yaşanan savaşın durdurulması için başlatılan hayırlı sürecin “din” ve “inanç” kisvesi altında bahaneler öne sürerek sekteye uğratmak istenmesi din konusunda hassas olan Kürd halkını ister istemez kaygılandırıyor.

            Kürd halkı çocuklarının 1990’lı yıllarda olduğu gibi derin devletin projeleri gereği bir birini kırdırması, ortak değerleri İslam inancı kullanılarak Kürd halkının milli menfaatinin belli grupların özel çıkarlarına feda edilmesini kabul etmediklerini ve nefretle kınadıklarını; Kürd kamuoyunun kardeş kavgası konusunda duyarlı olması çağrısında bulunuyorlar.

            Kanlı süreç son bulacak diye Kürd halkının hassas olduğu inanç din tacirliği üzerinden yeniden cephe açmak isteyenler var. Kürdler 30 yıldır kan ve gözyaşında boğuldu. Artık “edi besse” (yeter) diyorlar. Türk – Kürd savaşını planlayanlar şimdi Kürd’ü Kürd’e düşürme planları peşinde. Türk medyası Laik – Dindar Kürd çatışması adı altında süreci provoke ediyor. Ancak Türk ulusalcılardan farklı bir Kürd laikliği var. Bin yıldır Kürd coğrafyasında mezhepler ve inançlar bir arada yaşadı. Bunu hesaplamayanlar yanlış alanda at koşturuyorlar.

Kürd halkı yeni korkular yaşamak istemiyor. Kürd gençlerinin Yurtsever, Hizbullahçı, Mustazaf-Der; Tebliğ cemaat, cihat ve laikçi- dindar argümanlarla karşı karşıya getirilemez. PKK çekileceği alanlara derin devletin desteği ile Hizbullah’ın yerleşeceği haberleri Türk medyası tarafından pompalanarak toplum geriliyor. Hizbullah, PKK ve KCK Kürd halkının endişesini gidermekle sorumlu. AKP, BDP de işbirliği yaparak endişeleri gidermeli. 30 yıldır savaşanlar helalleşirken; Kürd olarak PKK, KCK, Hizbullah ve dindarların da bir birleriyle helalleşmeli ve kucaklaşmalı. Ve Kürd halkından uyarı Hizbullah gücünün PKK tabanı ile kıyasa bile gerek olmadığını bilerek yol almalı. Bu çizgiden hareketle Kürd partileri bindikleri dalı kesmeden demokratik koşullarda, bir birleriyle çatışmadan siyaset yapmalılar.