• 24.02.2013 00:00
  • (3219)

 Kamu görevlilerinin en tabii hakkı olan kılık kıyafet özgürlünü elde etmeleri için 10 Milyon imzanın gerekli olacağı bir ülkede yaşamaktayız. Özgürlükler çevresinden bakıldığında gerçekten üzücü bir durum bu. Bir başka üzücü hadise ise; kamuda kılık kıyafet özgürlünün sadece başörtülüler için sınırlı tutulması yani genel bir özgürlük çerçevesinden ele alınmamasıdır. Dahası memur sendikalarının "haklı" olarak kendi kıyafet özgürlükleri adına 10 Milyon imza kampanyası başlatırlarken örneğin her gün 5,5 yaşındaki çocuklara rahat hazırol komutları eşliğinde ezberlettirilen 19 yüzyıldan kalma metinlerin kaldırılması adına tek bir kampanya başlatmamaları da ayrıca bir eksiklik olarak göze çarpmaktadır. Oysa 10 Milyon imza bir “özgürlük paketi” şeklinde sunulabilirdi.

“Kamuda başörtüsü özgürlüğü” kampanya kuşkusuz desteklenmeyi hak ediyor. Ben de daha ilk günden imza atanlardanım..Çünkü başörtüsü ciddi bir insan hakkı ihlalidir. Ayrıca bir kadının başını örtmek konusunda kendi kendine aldığı karar, zannedildiği gibi basit/sıradan bir olay değildir. Bu, dışarıdan başörtüsü tartışması yapanların ve yasağı destekleyenlerin fazlaca ciddiye almadıkları bir durum olabilir. Oysa insanın düşünmesi, karar alması, duygularını harekete geçirmesi, inanması ve inancı uğruna mücadele etmesi, hayatına dair kararları kendisinin alması, iç dünyasıyla hesaplaşması vs az şey değildir. Burada başlı başına insanın ve sahip olduğu değerlerinin atlandığı aşikâr. Ne var ki söz konusu özgürlük olduğunda her birimizin içine düştüğü bir çıkmazla karşı karşıya kalıyoruz. O da Kemalist eğitim anlayışının içimize attığı “bir diğerinin hak ve özgürlüklerini görmezden gelme” alışkanlığıdır. Herkes özgürlüğü önce kendisi için arzu etmekte dolayısıyla bir diğerinin hak ve özgürlüklerini ötelemektedir. Bu birazda kendine özgürlük anlayışı değil midir?

 Herkes için özgürlük talebi

Kıyafet serbestliği konusunu tartıştığımız bir TV programında katılımcılardan biri başörtüsü özgürlüğünü temel insan hak ve özgürlükler çerçevesinden yaklaşırken sıra tayt, tişört gibi giyim tercihlerine geldiğinde ülkenin muhafazakâr bir ülke olduğu gerçeğini hatırlatarak bu duruma pekte sıcak bakmadığını ifade etmişti. “10 Milyon imza kampanyası” etkinliğini de bu çerçevede değerlendirmekteyim. Söz konusu kıyafet serbestliği ise o vakit bu sadece başörtüyle sınırlı kalmadan -bireysel özgürlükler çerçevesinde- kılık kıyafetin tamamen bireyin tercihlerine bırakılması talep edilebilmeliydi. Çünkü özgürlük her şeyden evvel insanların kendi eylemleri için plan yapmasını ve karar alıp vermesini mümkün kılar. Klasik liberal aydınlar özgürlüğü bireyin dış baskı ve zorlama olmadan yani diğerlerinin zorlaması altında kalmaksızın hareket edebilmesi şeklinde tarif ederler. Bu bakımdan insanın kendi tercihlerini, karar alma süreçlerini zor kullanarak imkânsız hale getiren bir mekanizmaya karşı tek taraflı mücadele edilmemesi gerekir.

Türkiye’de uzun yıllardır aldığımız eğitimle de birlikte insani değerlerin ötelendiği, insan tabiatının bir türlü kavranamadığı, bu yüzden sürekli olarak insanın gözden düşürüldüğü ve bir diğerinin dışlandığı tuhaf bir anlayışın tahakkümü altında bir yaşam sürdürdük. Herkesin bir diğerini -insan temelinde- kucakladığı, şahsiyetine, kültürüne, düşüncesine, inancına saygı duyduğu özgürlükçü bir ortam oluşturmak gibi bir kaygı taşımadık. Bu yüzden her birimiz kendi kulvarında sadece kendine özgürlük alanı talep ederken aslında hepimizin özgürlüğü risk altına girdi.

Türkiye’de başörtüsünü de anadilleri de Alevilerin cem evlerini de yasaklayan, dolayısıyla Türk’ü de Kürt’ü de Alevi’yi de Müslüman’ı da birlikte ezen zihniyet aynıdır. Saldırı her zaman tüm kesimlere karşı yapılmadı mı bu ülkede. Buna rağmen farklı kesimler  bu tür oyunlara gelmekten kendilerini bir türlü alamadılar. Kimse samimi ve açık bir dille özeleştiri yapamadı. Ve sürekli birbirlerini yok saydılar/ötekileştirdiler. Başörtüsüne özgürlük isteyenler, sıra Alevilerin haklarına geldiğinde ezenin dili ve tutumuyla hareket ettiler; aynı şekilde Kürtçeye özgürlük talep edenler, sıra başörtüsüne geldiğinde, yine o yasakçı dili kullanmaktan geri durmadılar.

Bu bakımdan herkesin özgür olduğu, fikir ve düşüncelerini serbestçe ifade edebildiği, isteyenin istediği kıyafeti tercih edebildiği kimsenin dinini, inancını, ideolojisini bir başkasına dayatmadığı bir ortamı oluşturmanın yollarını aramalıyız bir taraftan da geçmişle yüzleşmeye devam etmek durumundayız.  Eğitim artık toplumsallaştırıcı ve resmi ideolojiyi taşıyıcı bir rol üstlenmemelidir. Gerek öğrencilerin ve gerekse kamu personelin nasıl ve ne şekilde giyineceği artık tartışma konusu olmaktan çıkarılmalıdır. Üstelik bunu tüm kaygılarımızdan arınarak ve herkesin bir diğerinin hak ve özgürlüklerini savunarak başarmalıyız. Sivil örgütler ise özgürlük meselesine daha geniş bir perspektifle yani bireysel özgürlükler çerçevesinden yaklaşmalıdırlar.Giyim bireyin tercihlerine bırakılmalıdır demek çok mu zor?