• 3.04.2013 00:00
  • (4742)

 Barışa yönelik antlaşmanın Erdoğan ve Öcalan’ın temsil ettiği güçler arasında gerçekleşeceği açıkça anlaşılmaktadır.

Erdoğan’ın manevra alanının geniş ve siyasi tabanının nabzını farklı yöntemlerle tuttuğu bilinmektedir. Aynı zamanda Öcalan’ın bunlardan mahrum olduğu gerçeği de rahatlıkla görülmektedir.

İkilinin geliştirdikleri stratejiler şöyle;

- İkilinin, yardımcılarına fazla güvenmediği ve direkt birbirinin kafasındakileri okumaya çalıştıkları.

- İkili, kazanmak için rakibine uzun ömür dilemektedir. Rakipler arasında bugüne kadar pekte görülmüş bir durum değildir.

- İkili, kendi tabanından daha çok rakibinin tabanını ikna etmeye yönelik mesaj hazırlıyor ve bölgedeki dinamik uluslararası dengelere şifreli mesajlar yollamaktalar.

- İkili, riskli bir kumar masasına oturduklarının farkında olup oyundaki son kozlarını oynadıklarının bilincindeler.

Toplumun tüm kesimlerinin barış sürecine ait koşullara yönelik tutumları gelecek açısından önemlidir.

Kürtlerin siyasal zemine kaydırmak istedikleri mücadelenin geleceğe yönelik bir arayış ve tüm taraflar açısından olumlu olduğu görünmektedir.

- Bugün gelinen noktada otuz/kırk yıldır Kürtlerin varoluşlarına yönelik sürdürdüğü mücadele biçiminin sonuna gelindiği izlenimi var.

- Ancak yeni mücadelenin nasıl olacağı konusunda kafalar net olmadığı gibi, bu konuda şimdiden bir şeyler söylemek için erken.

- Siyasal devlet aklının gelinen noktadaki yol haritasının verilerinden bir kısmının ortaya çıkmasına rağmen, bu aklın net bir tavır aldığını söylemek güç görünmektedir.

- Siyasal devlet aklının, Kürtlerin siyasal alana kaydırmak istediği mücadeleye karşı kendisini nasıl konumlandıracağı konusunda herhangi bir yol haritası belirleyip belirlemediğini henüz bilmiyoruz.

- Türk siyasetinin muhalefet kanadı ise elindeki siyasi malzemeyi kaybetme endişesi taşıdığını gösteren veriler ortaya koymuştur.

- Kürtler içersinde de siyasal alanda faaliyet gösteren/göstermeye başlayan farklı düşüncelerin birbirini hazmetmelerine yönelik henüz net bir tutum görünmemektedir.

Tarihsel süreçte Kürtler sorun yaşadıkları rakipleriyle anlaşmaya çalıştıklarında hep ilk adımda tuzağa düşürülme ile karşı karşıya kalmışlardır. Ki bugün hâlâ Kürtler arasında bu tuzakların nasıl işletildiği konuşularak canlılığını korumaktadır.

Kürtler tarihsel süreçte uğradıkları her ihanet ve yenilgiden sonra da ciddi bir kıyımla karşı karşıya kalmışlardır. Katliamlardan geriye kalanlara ise matem tutma ve ağız dolusu ağlama bile çoğu zaman fazla görülmüştür. İlginç olan ise katliamlardan kurtulanların katliama uğrayanlardan daha fazla ceza çekme ile karşı karşıya kalmış olmalarıdır.

Tarihin dönemsel şartlarında halkının genelini kapsayan eğitim kurumları oluşturmayan Kürtler yaşadıkları katliam ve ihanetleri sözlü (kılam, stran, dêyir) edebiyatlarıyla devam ettirebilmişlerdir.

Edebiyatlarında varoluş için gösterdikleri yiğitlikler kadar uğradıkları ihanetleri de işlemişler. Çoğu zaman uğradıkları yenilgileri kadere bağlayarak evlatlarından olan ihanetçilerine de nefretlerini belirtmişler. Sonuçta hayata küserek yaşanan tüm acıları, geride kalanlar göğüslerinde saklamışlar.

Ama bugün Kürtlerin evlatları artık eskisi gibi değil. Proje üretebiliyor, öz eleştiri yapabiliyor, birbirlerine kenetlenebiliyor, diğer parçalarda yaşayan akrabalarına sahip çıkma duygusu geliştirebiliyor. Kısacası Kürtler ben de varım, buradayım ve kendi kendime yetebilirim diyebiliyorlar.

Bugün sessiz Kürt ekseriyeti barış için gelinen noktada anlaşmanın nihayetine kuşku ile bakmaktadır. Ancak mücadeleye aktif şekilde katılanlar ve bedel ödeyenler ise doğal olarak sürece güvenilmesi gerektiğini savunmaktadırlar.

Siyasal alana kaydırılması planlanan yeni mücadele biçiminin benimsenmesi açısından siyasal aklın asimilasyon ve inkâr politikalarından vazgeçtiğini deklere etmiş olması, sorunun belli boyutlarını kavradığını gösterse de, siyasal aklın süreç içerisinde akıl çelme faaliyetlerine başlayacak/başlayan çevrelerden etkilenmemesi önemlidir.

Keza bu çevreler silahlı çatışmanın durmasını fırsat bilerek üstünlük elde ettikleri algısını topluma yaymayı hedeflemektedirler. Bu, Kürtler açısından sorunun yeniden sahaya sürülmesi anlamını taşımaktadır. Siyasal aklın bunu iyi okuması gerekiyor. Ki, ortaya çıkmaya başlayan dili kullanmaktan vazgeçmeli ve hatta torpillemelidir.

Siyasal akıl, ilerleyen dönemde süreçten kaynaklanacak yeni sorunlarla karşılaşılmasını istemiyorsa geniş Kürt halk kitlerini hedefe koyarak düşünmelidir. Temel sorunların belirlenmesini iyi hesaplamalı ve en kısa zamanda faaliyete geçmelidir.

Yalnızca Ortadoğu’da meydana gelebilecek gelişmelere odaklanarak Kürtlerin geleceğini tanzim etme vehmine kapılmadan sınırları içerisindeki sorunu çözmeye yönelmelidir. Ortadoğu’da kurulan satranç tahtasının önemli bileşenleri dört parçaya ayrılmış olan Kürtlerdir.

Siyasal aklın odaklanması gereken öncelikli kısım sınırları içerisindeki Kürtler olmalıdır. Kürtler arasında önemli bir siyasi aktör olarak kabul gören iktidar, Kürt halkını dikkate almadığında ayağının altındaki zeminin de kayacağını görebilmelidir.

Erdoğan, bölgenin İslami hassasiyetinin kendisini sürekli destekleyeceği varsayımıyla hareket etmemelidir. Gelinen noktada süreç taçlandırılmazsa, bilmelidir ki kendisi oluşacak ortamdan en fazla etkilenen unsur olacaktır.

Sorunun diğer aktörü olan Kürt siyasal aklını temsil eden BDP ise kendisini önceleyerek soruna yönelme eğilimi göstermektedir.  Silahlı eylemin temel strateji olmaktan çıkarılması elbette bu parti için gelecek açısından hem olumlu hem de olumsuz veriler taşımaktadır.

Türk siyasetinin işleme biçimi gibi Kürt siyasal aklının da kendisini belli bir iradeye teslim etmesi işin açmazını oluşturmaktadır. Farkında olmaları gereken şey, Kürt halkının temel talepleridir. Sadece bu talepleri bir noktaya ve kişiye odaklayarak elde edilebilecekleri yanılgısından kurtulmaları gerekiyor.

Parti içerisindeki Kemalist düşünceye yatkın kanadın aslında Kürt halkının realitesinden uzak olduğunu görmeleri gerekir. Kürt halkının, Kemalist düşünce ile Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde barışık yaşamadığını/yaşayamayacağını siyasal tarih verileri birçok kez açıkça ortaya koymuşken bunu gözden kaçırmamaları gerekir.

 BDP içindeki Kemalist damar, Kürt halkına zamanın ittihatçı mantığını aşılamaya çalışıyor. Anadolu'yu anlamayan ve kavrayamayan ittihatçı kadroların egemenliği ele geçirdiklerinde değerler açısından taş üstünde taş bırakmadıklarını akıllarından çıkarmamalıdırlar.

Kürt halkına benimsetilmek istenen ittihatçı mantığın iç yüzü 80 yıl sonra da olsa halk tarafından fark edilmiş ve gereği yapılmıştır/yapılamaktadır. Bilinmelidir ki, Kürt halkı bunu daha erken fark edecek ve hatta bugün bunu fark etmiş durumdadır.

Kürt halkı kendi içinden çıkan özüne uygun davranan herkesi minnetle yâd etmiş ve gelecekte de yâd edecektir. Eğer BDP de hayırla yâd edilmek isteniyorsa Kemalist mantığı bir tarafa bırakarak halkın özüne uygun duruş sergilemelidir.