• 17.09.2013 00:00
  • (2393)

 CHP’nin Ağustos Ayı İnsan Hakları İhlalleri Raporu’na göz atıp, Genel Başkan YardımcısıSezgin Tanrıkulu’nun görüşlerini okuyunca bir CHP değerlendirmesi yazmaya heves ettim. Tanrıkulu’nun “CHP’de misafir olduğunu” ima eden kimi CHP’liler olsa da, ona benzer duruşları olan partililerin, 80’lerin SHP’sinde normal karşılandıklarını unutmamalı. 1980 öncesi CHP’sinde de Tanrıkulu gibi simalar eksik değildi.

Tanrıkulu, kendisini “ABD ajanı” diye itham eden partili milletvekiline rağmen efendiliğinden ve çalışkanlığından taviz vermedi. Çünkü misafir değil. Sosyal demokrat kişilikleri bu partide misafir hâline getiren Baykal oligarşisidir. TanrıkuluRıza Türmen ve Atilla Kart gibi çalışkan milletvekilleri sayesinde sosyal demokrat kadrolar CHP’de yeniden ağırlık kazanabilir.

Ama bu dönüşüm o kadar kolay olmayacak. CHP’yi, Turhan Feyzioğlu’nun Güven Partisi gibi muhafazakar cumhuriyetçi çizgiye demirleten Baykal’ın tahribatını aşmak zor olacak. Baykal zamanında sadece binlerce sosyal demokrat partiden dışlanmadı; bu camianın tek düşünce kuruluşu sayılabilecek TÜSES bile kızağa alındı. Milliyetçi ve İslamcı partilere yakın düşünce kuruluşlarında patlama yaşanırken, CHP’yi ele geçiren “devletlular”, fikir ve siyaset üreten sosyal demokratları küstürdüler.

Fikrin ötelendiği yeri siyaset esnaflarının doldurması kaçınılmazdır. Bugün CHP’de asıl mücadele, ulusalcılar ve sosyal demokratlar arasında yaşanılan mücadele değildir. Esas mesele Baykal zamanında ağırlık kazanan siyaset esnafının, partinin büyümesiyle kendi etkinliklerini yitirecekleri korkusuna kapılmaları ve değişime direnç göstermeleridir.

Siyaset esnaflığı, sadece CHP’ye özgü bir durum değil elbette. Mevcut Siyasi Partiler Yasası (SPY) ve Darbe’nin yarattığı siyasi kültür, “lidere itaat edersen ödüllendirilirsin” mantığıyla bu türden kadroların önünü açtı. Kılıçdaroğlu’yla beraber partiye ciddi katılımlar yaşanınca, sözkonusu siyaset esnafları güç yitirme telaşına kapılarak ulusalcı söylemlere meylettiler.

CHP geleneği, SHP dâhil, özellikle 40 yaş altı dinamik kesimlere kapılarını açabildiği zaman, toplumun değişen dokusunu ve taleplerini daha kolay kavrayabildi ve ona göre politikalar geliştirebildi. SHP, bugünkü CHP’ye göre Türkiye sosyolojisini yakalamayı, içerisine almayı daha iyi becermişti. Ne var ki tüm bu kesimleri birarada tutabilecek; birtakım soyutlamalara değil, reel temellere oturan bir sosyal demokrat kimlik üretemedi. SHP, kimlik siyasetinin aniden yükselişe geçtiği bir dönemde bu taleplere uygun söylemler üretemedi.

Oysa 1990’larda Kürtlerin ve mütedeyyinlerin içerisinde rahat hissedebilecekleri bir parti kültürü oluşabilseydi, bugün sosyal demokratların iktidarda olmamaları için bir neden yoktu. SHP’yi bitirerek sağcı bir CHP yaratanlar, bırakınız ideolojik yenilenmeyi, her türlü arayış karşısında reaksiyonerliği tercih ettiler.


CHP’nin tek çıkar yolu, Türkiye’nin değişen sosyolojisine somut yanıtlar üreten bir sosyal demokrat kimlik inşa etmektir.
 Bunu yapabilir mi? AKP, Milli Görüş’ten gelen bir parti olarak ciddi bir dönüşüm geçirebildiyse, kendine özgü bir dönüşümü CHP’nin gerçekleştirmesi de mümkündür.

Yeter ki CHP’ye yapıcı eleştiriler getirmekle, AKP’yi eleştiremeyenlerin milli sporu hâline gelen CHP’yi itibarsızlaştırma gayretleri arasındaki farka dikkat edelim...esad'ı eleştirip erdoğan'ı destekleyenlerden bıktım! artık nefes alamıyorum. mülteci düşmanlığı yapanlardan, her mülteciye el kaideli muamelesi yapanlardan , suriyeli mültecileri kendi siyasi çıkarları için kullananlardan, mülteciler üzerinden rant edinenlerden bıktım. rojavaya ilaç kampanyası yapan bazı tarafların geçen yıl kapısını çalmıştık, suriyeye ilaç kampanyası için yardımcı olur musunuz diye, reddetmişlerdi. bu kişilerden ve kurumlardan bıktım. suriyeli kürtlere her hangi bir yardımın ulaşmasını engellemek için elinden gelen her şeyi yapan akp'den ve yandaş kurumlarından bıktım. ben bunlardan bıkarken ve nefes alamazken 100 bin insan öldürüldü suriyede ve öldürülmeye devam ediyor."


[email protected]