• 4.09.2014 00:00
  • (2434)

 AKP, herhangi bir eylemde bulunmadan niyet açıkladığında bile demokrasi bayramı ilan edenler, evde sıfırlanan paraları, kucağa oturtulan işadamlarını, rüşvet pazarlıklarını, havuz medyalarını görmeyenler, polis şiddetine kurban giden gençleri de göremiyor doğal olarak.

Yargının yürütmenin doğrudan denetimine girdiği ülkede, polise çocukları vur emri verdiğini göğsünü gere gere açıklayan bir başbakanın polislerin ağır hapis cezalarına çarptırılmasına karşı çıkması da doğaldır.

Ethem Sarısülük kararı bir kez daha göstermiştir ki, bu ülkede devlet adına şiddet uygulayanlar her zaman el üstünde tutulur. Ne de olsa, ‘Bu memleket için kurşun atanların, şerefli’’ sayıldığı topraklardır burası. Sen kurşunu at da, o kime isabet ederse etsin.

Bazen Roboskide Kürt çocuklara, bazen Gezide yeşilliği korumak isteyen gençleri, bazen Hrant Dinki vurur o kurşunlar.

Kasten adam öldürme suçu sabit olduğunda bile katil için hafifletici sebepler bulan bir adaletsizlik sistemimiz var.

Kendi oğlu ifade vermesin diye polis teşkilatını hallaç pamuğu gibi savuran, 12 Eylül referandumuyla kabul edilmiş yüksek yargı sistemini yerle bir eden, AKP’li olduklarını açıklayan hakimlere yolsuzlukları kapattıran bir cumhurbaşbakanımız var.

Başkalarının açılarına yüreğini kapatmış, el kadar çocuğun ölümünü bile siyaset malzemesi yapacak kadar katılaşmış bir yöneticinin olduğu ülkede adalet beklemek doğru değil.

Siyasetle ilgisi olmayan insanların çadırlarda yandığı, madenlerde boğulduğu, araba vapurlarından uçup öldüğü dosyaları bile ‘‘Benim adamlarıma dokunamazsınız’’ diye kapattıranlar, elbette Sarısülük davasına sahip çıkmayacaktı.

Onların sahip çıktığı, kendileri için kurşun atan polis.

İnsanın değerinin kalmadığı bir ülkede, vurgun, soygun ve adaletsizlik döneminden geçiyoruz.

Bir devleti devlet yapan tüm özellikleri kaybederek fetret devrine girmiş bulunuyoruz.

23 Nisan Başbakanı gibi kabinenin başına oturtulan bir başbakanımız var. Öyle başarılı ki, Suriye’den Irak’a tüm politikalarının sonuçları ortada. Ama başkan babasına gönülden bağlı.

O nedenle, hukuk, yasa çiğnenerek AKP Kongresi’ne katılınır veAbdullah Gülün önünü kesmek adına 23 Nisan Başbakanı’na parti tabanından oy istenilir. Taban da zaten gönüllüdür, çünkü kurtlar sofrasına dönmüş memleketten onlar da kendi paylarını istemektedir. Payı almak için, yönetimin istediği gibi davranmak gerekir.

Kendi arkasında durmayan, yalakalık yapmayan herkesi düşman olarak gören ve hedefe koyan bir başkanımız var. Bu bazen Ceyda Karan, bazen Amberin Zaman oluyor, bazen CNN muhabiri Ivan Watson oluyor. Kafasını bozan herkese ulu orta esip gürlüyor. Medyaya girmeyen müteahhit de, onu kızdıran medya patronu da nasibini alıyor.

Ama en büyük bedeli çocuklar ve gençler oluyor. Türk veya Kürt olmaları önemli değil, karşı çıkmaları yetiyor. Karşı çıkmanın bedeli can oluyor maalesef…

Çünkü korku rejimiyle yönetmek istiyor. ‘‘Bana karşı çıkanının sonu böyle olur’’ mesajı veriyor. Başarısız olabilir diyemeyiz; Stalin başarısız olmuş muydu ki. Ölene kadar keyfine göre yönettiği koca ülkeyi.

Bu keyfi rejimi engellemenin tek umudu, Kemalistler hala göremese de Kürtler. Önümüzdeki yıl sürekli gündemde olacak yeni anayasanın demokratik niteliğini belirleyecek onlar olacak. Eğer Kürtler, kartlarını sıkı oynamazsa, işimiz gerçekten zor.