• 24.11.2018 00:00
  • (1919)

 Muhatabım, Tek Adam Rejimi ve ayrıca 15 Temmuz’dan beri onunla bitişik yürüyen Yargı’dır.

Netleştireyim: Türkiye’yi iyi yönetmelisiniz demiyorum çünkü işler buraya gelip dayandıktan sonra artık zor. Artık hukuku çiğnemeyi bırakın yeter, diyorum. Madde madde yazacağım.

Gerekçem: Bırakınız uluslararası hukuk kurallarını, bizzat çıkardığınız T.C. yasalarını açıkça çiğniyorsunuz ve Emniyet de Türkiye Devleti’yle alay ediyor.

***

Yaptığınız en son hukuksuzluktan başlayalım. AİHM, Demirtaş’ın iki yıldır içeride tutulmasında ihlal buldu ve tahliye verdi.

Adalet bakanının, “Kararı bir görelim. Bu konuda yargılamayı yapan yargı mercii karar verecektir" demesinin hemen ardından, şahsı için AİHM’ye 3 kere başvurmuş olan CB Erdoğan kesip attı: "AİHM kararları bizi bağlamaz (…). Karşı hamlemizi yaparız. İşi bitiririz."

Böylece hem devletin 1954 tarihli uluslararası taahhüdü çiğnendi, hem de T.C. yasaları.

1954 tarihli uluslararası taahhüt derken: “Yüksek Sözleşmeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkemenin kesinleşmiş kararlarına uymayı taahhüt ederler” (AİHS Md. 46).

T.C. yasaları derken, en başta Anayasa Md. 90/5: “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.

Ardından, TCK Md. 277/1: “Görülmekte olan bir davada veya yapılmakta olan bir soruşturmada (…) yargı görevi yapanı (…) etkilemeye teşebbüs eden kişi, 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.”  

***

Bir önceki ihlalinizle devam edelim. İlan etmiştiniz: “Yurt dışındaki akademisyenler. Memleketinize dönün. Size 26.250 TL aylık maaş vereceğiz!”  

Sadece 2 (iki) gün sonra, Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi dekanı başta olmak üzere çoğu tanınmış akademisyen olan 13 kişi sabahın 6’sında evleri basılarak götürüldü. Bu nasıl tutarlılık?

Yetmedi. Bana “alçak” ve “uşak” demesi bir ay önce Yargı tarafından beraat ettirilen, K. Kılıçdaroğlu’na “şerefsiz, alçak, çirkef, düzenbaz, edepsiz, sahtekar” kelimeleri de dün (21 Kasım) Ankara Başsavcılığı tarafından “ifade özgürlüğü” sayılarak takipsizlik alan İçişleri Bakanı S. Soylu yönetimindeki Emniyet açıklama yaptı:

“(…) Gezi Parkı olaylarının devamlılığını sağlamak için yurt dışından aktivizm eğiticileri, kolaylaştırıcılar ve profesyonel eylemciler getirttikleri (Duran adam, piyano çalan adam, kırmızılı kadın vs...) tespit edilmiştir.”

Ben hiç devletle böyle alay edildiğini duymadım bugüne kadar. Bir devlet organı nasıl olur da "Yurt dışındanduran adam, piyano çalan adam, kırmızılı kadın ithal ettiler" deyip devletini bu vaziyetlere düşürür? Bu, meşhur TCK 301 değil de nedir? Yani: "Türk Milletini, T.C. Devletini (…) alenen aşağılayan kişi, 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasına çarptırılır.”

***

Sonra da bu insanların tümünü mecburen birer birer serbest bırakıyorsunuz, ama fazla tanınmamış 1 tanesini seçip “Gezi protestoları bittikten sonra çeşitli toplantılarda moderatörlük yapmıştır” diye tutukluyorsunuz ki, ‘Bak, boşuna almadık sabahın köründe, içlerinde suçlu da varmış’ diyebilesiniz.

Bu nasıl hukuk anlayışıdır? Ortada suçüstü yok, ağır cezalık durum yok, kaçma ihtimali yok, sabıka yok; tümü makbul meslek sahibi bu insanlar sabahın köründe yataklarında uyumakta.

Gezi olayı 5,5 yıl önce olmuş ve sürüyle beraat almışken, iflasa giden tüccar misali eski alacak defterlerini mi karıştırıyorsunuz ekonomi battıkça ve parti içinden şikayetler arttıkça?

Bu akademisyenler olayında en azından Ceza Muhakemesi Kanunu Md. 145/1’i ihlal ettiniz: “İfadesi alınacak veya sorgusu yapılacak kişi davetiye ile çağrılır; çağrılma nedeni açıkça belirtilir; gelmezse zorla getirileceği yazılır.

Buna, şu TCK hükümlerini de ilave ediniz: Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma (Md. 109/1);  Konut Dokunulmazlığının İhlali (Md. 116/1);  Haksız Arama (Md. 120/1); Görevi Kötüye Kullanma (Md. 257/1).

***

Devletin yaptığı antlaşma, sözleşme, anayasa ve yasa hükümlerini ihlal ediyorsunuz. Çoluk çocuğunun önünde insanları sabahın köründe yataklarından alıp götürmek sizin için bu kadar mı önemli hale geldi? Bir yıldır iddianamesiz yatırdığınız Osman Kavala’yı böyle yöntemlerle mi içeride tutmayı bekliyorsunuz?

“İMF’ye borcumuzu bitirdik, hatta bizden 5 milyar dolar borç istediler” demiş olmak yüzünden İMF’ye başvuramadığı (yani, Türkçesi, konkordato ilan edemediği) için direkt iflasa yürüyen AKP iktidarı, acaba milletin gözünü korkutarak biraz daha kalabilir miyim diye mi çabalıyor? Yandaşları yanında tutma yöntemi ülkeyi böyle sürekli germekten mi ibaret? Hangi otokratik yönetim bu yöntemle ne kadar iktidar sürdürebildi ki?

“Bir hatayı büyütmenin en kestirme yolu o hatayı müdafaa etmektir” sözünü de mi duymadınız? 

***

Bunları okuyunca sakın ‘Bize kim ne yapabilirmiş!’ demeyin. Çünkü düne kadar Fethullahçılar da öyle diyorlardı.

Ama şundan emin olun:

Yarın bütün bu hukuksuzluklar size de yapılırsa, sizi de kamuoyu ve mahkemeler önünde savunacağız.