• 1.01.2018 00:00
  • (1261)

 Uğuldayan rüzgârda, dinmeyecekmiş gibi kar yağıyor. *

Güneş çoktan doğdu, ama bulutlar ışığının yere vurmasına izin vermiyor. Şehir yarı karanlık.

Dünya fırtınadan ibaret şu an.

Fırtına hapsediyor, diş ağrısının insanı ağzına hapsetmesi gibi.

Sanki bütün varlık, soğuk ve karanlık.

Oysa biraz yukarıda, bulutların üstünde, masmavi bir gök ve duru bir güneş var.

Karda kayan arabaların arasından ustaca geçerek havaalanına giden takside birkaç saat sonra yaşayacağım o ânı hayal ediyorum:

Seyir yüksekliğine daha ulaşmamış olan uçağın burnu havada. Pilotlardan başlayarak eldivenden çıkan bir el gibi, sarsılarak arka sıralara doğru bulutlardan sıyrılıyoruz. Bir an burnu havada bir sürat motoru benzeri, bulutlara değerek uçuyoruz, sonra onları çok aşağılarda bırakıyoruz.

Tanrım öyle bir gök verdin ki bizlere…

Nasıl devam ediyordu bu şiir?

***

İnsan güneşte büyüyen bir bitkidir. Mavi bir gökyüzüne, sevgiliye duyduğu kadar hasret duyabilir.

Bazen, görüntü uçsuz bucaksız olsun, hiçbir yapı veya insan tarafından kesilmeden gök ile yeryüzünün birleştiği yere kadar gitsin ister.

Şehirde duyduğum, nedenini tam anlayamadığım kasvet, mavi özlemi.

Geceyi - kâinatın bir parçası olduğumuzu bize gösteren o saatleri - kimse özlemez.

Gece korkutur. Soru yüklüdür.

Fransız filozof Blaise Pascal (1623-1662) gecede "içeriye kapatan kâinatın ürkütücü genişliği"ni görüyordu.

Ve soruyordu: Neden onu buraya koymuşlardı da kâinatın herhangi başka bir yerine değil? Arkasında sonsuz bir geçmiş, önünde sonsuz bir gelecek uzanırken içinde yaşaması için neden bu minik zaman dilimi seçilmişti?

Her yönde, onu bir atom zerresi gibi içine kapatan sonsuzluklar görüyordu, Pascal. Göz açıp kapatıncaya kadar kaybolan, geri dönmesi mümkün olmayan bir gölge gibiydi.

İnsan geceleyin kendini böyle düşüncelere kaptırabilir, çünkü aydınlık kâinatı gizler, karanlık ise ortaya çıkarır.

Annesinin karnındaki bebek için nasıl ana rahminden başka bir yer yoksa gökyüzü mavi iken dünyadan başka bir yer yoktur.

Mavilik, çevreleyen zaman ve mekân sonsuzluğunun bütün izlerini siler. Onlara dair hiçbir ipucuna sahip değildir.

 Ne var ki mavilik, yaşam gibi, bir illüzyondur - sonsuz kâinat karanlıkları ile hep oradadır.


*Bir zamanlar yaşadığım, kar yağan bir şehirde yazılmış bir yazı.