• 22.03.2011 00:00
  • (2718)

İç savaş yaşayan Libya’ya askeri müdahalenin beraberinde getirdiği tartışmaları izlerken, aklıma Tarık Ali’nin o ünlü “Ayna Korkusu” adlı romanı geldi. Pakistan asıllı İngiliz yazar, romanında, solun kendisiyle yüzleşmesini sağlamaya çalışır. Daha doğrusu okuyucuya, bir yüzyılı etkisi altına alan Stalin komünizmi ve onun dünyadaki yansımalarıyla yüzleşmenin ne kadar zor olduğunu göstermeyi dener. “Ayna Korkusu”nun her satırında yazar, batan güneşin karanlığında, dünyayı ve hakikatleri doğru yansıtmayan bir aynadan kendilerine ve dünyaya bakanları uyarır.

Kendi halkına karşı katliama girişmiş Libya diktatörünü durdurmak için başını ABD, Fransa ve İngiltere’nin çektiği koalisyon güçlerinin yaptığı askeri müdahaleye yönelik itiraz sesleri, bana çok tanıdık geldi. Geçen yüzyıldan kalma görüş ve düşüncelerdi bunların hepsi; merkezinde asırlardır mutlaklığını koruyan, o her şeyi açıklamaya muktedir o ilk ‘neden’ var. Yani ABD’nin ve batının emperyal amaçları... Dünyayı açıklamaya yarayan tek ve değişmez ‘neden’ler bunlar. Hem çok kolay hem o en eski ahlak ilkesinden, “iyi”den yana. Üstelik insanın, gönül rahatlığıyla yeryüzünün ‘kötü’lerine karşı çıkmasını da sağlıyor. Ama bu, Kaddafi’nin gazabına uğramayı bekleyen sivillerin, rejime isyan edenlerin, Bingazi’de paralı askerlerce “fareler” gibi ezilmeyi bekleyenlerin hayatının nasıl kurtarılacağı sorusuna o kadar kolay yanıt vermiyor.

Kaddafi gibi halkını katletmeye hazırlanan rejimlere müdahale edecek bir uluslararası bir mekanizmaya, ortak güce dünyanın gerçekten ihtiyacı yok mu?

Bundan önceki yüzyılda, dünyanın değişik ülkelerinde milyonlarca insan, diktatörlerin veya kapalı rejimlerin iç işlerine ‘saygı’ gösterildiği için katledilmedi mi?

Bugün de böyle mi olmalı?

Bence dünyayı ya da uluslar arası toplumu Kaddafi’ye müdahale ettiği için değil, bugüne kadar halkına karşı katliam seferi başlatan rejimlere sessiz kaldığı ve göz yumduğu için suçlamak daha gerçekçi olur. Operasyona yeşil ışık yakan BM ve koalisyon güçlerinin harekatın başlatılmasında temel aldıkları belge ve metinler tartışılabilir veya yenilenebilir elbet.

Operasyonun amacı, kapsamı tartışılabilir. Ki çoğu itiraz da buraya odaklanmıştır; pek çok hükümet, operasyonun Kaddafi’nin halkına karşı başlattığı kıyım seferinin durdurulmasıyla sınırlı olmasını istiyor. Harekatın sivillerin ölümüne yol açmaması ise bütün dünyanın ortak temennisi. İtirazların odaklandığı diğer önemli bir nokta ise Irak örneğinde olduğu gibi rejimi devirmeye soyunup kara işgaline girişilmemesi. Zira Saddam’ın devrilmesi serüveni, bir milyondan fazla insanın yaşamına mal olduğu büyük bir trajediye dönüştü. Bu haklı itiraz ve eleştiriler, Kaddafi veya herhangi benzer başka bir rejime, benzer koşullarda, askeri müdahaleyi durdurmalı mı? Bosna’da Sırp katliamına sessiz kalan Avrupa’nın bugün Libya’ya müdahale etmesini ikiyüzlü bulmak ve bundan yola çıkarak müdahaleye karşı çıkmak ne kadar doğru? O gün Bosna için yapılanları -sessizliği, umursamazlığı, katliama göz yummayıbugün Libya için istediğimizin farkında mıyız? Yoksa askeri müdahaleleri dinlere ve milliyetlere göre mi ayırmalıyız?

Libya eski dünyanın sancısı, yeni dünyanın da aynası. Uluslar arası toplum artık eskisi gibi, hangi coğrafyada veya hangi egemenlik sahasında olursa olsun, kendi halkına katliam yapan rejimlere, diktatörlere göz yummayacak. Müdahale için meşru mekanizmalar kuracak. Tartışmalı metinler yenilenecek.

Eski değerlerle ülkelerini yönetenler, yeni yüzyılda o kadar da “bağımsız” olamayacaklar. Çünkü yeni dünya o kadar da “bağımsız” değil. En azından katliam yapma özgürlüğü, bu müdahaleyle sona ermiştir. Libya halkı, kendi çabalarıyla diktatörlerini deviren Tunus ve Mısır kadar şanslı değil belki. Ama dünyanın yardımıyla şimdilik de olsa katliamdan kurtulmuş görünüyor. Bundan daha önemli ne olabilir ki? Hangi itiraz, bu insanların hayatlarından değerli olabilir?

Benim aynada gördüğüm eski dünyanın hükmünün artık kalmadığı, gün geçtikçe tarih olduğudur. Ya siz, aynada ne görüyorsunuz?

[email protected]