• 16.05.2011 00:00
  • (3122)

Van’dan ayrılmama birkaç saat kala Şırnak’ın Uludere ilçesi dağlık alanında çıkan çatışmada 12 PKK üyesinin öldüğü haberi geldi. Kara haber tez ulaşır, derler. Tam da böyle oldu. Çarşı merkezindeki Ehmedî Xani Parkı’nda önceki günlerin gürültüsünden eser yoktu. Parktaki küçük kürsülerde kümeler halinde toplanan insanlar sessizce çaylarını yudumluyordu. Arada da fısıltıyla karışık konuşuyorlardı. Yüzlerinden acı ve öfkeden daha çok çaresizlik okunuyordu. Gelen ölüm haberleri kalan son ümitlerini de sanki yerle bir etmişti. Bu ruh halini Diyarbakır ve Batman’da da gözlemiştim; defalarca hayal kırıklığına uğrayanlarda rastlanabilecek bir karamsarlıkla bakıyorlar artık her soruna. Zira savaşa en çok kurbanı, barış laflarının en çok edildiği zamanlarda verdiler. Birkaç gün önce polisler, bugün de dağdaki Kürt gençleri öldü. Bu ölümler durmaz, devam eder bilirler. Artık barışı da savaşı da tanıyacak kadar tecrübeye sahipler. Yalancı baharlara kolayca kanmıyorlar. Boşuna umut beslemiyorlar. Onları ne devletin/AKP’nin ‘çözümü’, ne PKK’nın ‘barışı’ heyecanlandırıyor; toprağa düşen evlatlarının acısı hepsinden daha gerçek.

Devlet ve PKK’nın kesiştiği yer

Aslında bu tablo, devletin de PKK’nın da Kürt meselesindeki çözümsüzlüğünün resmidir. Toplumsal sağduyu, 40 binden fazla insanın ölümüne neden olan bu iki savaş düşkünü iradeyi biraz frenlemeyi başardı. Ancak onlar barış için gerekli aklı göstermekten, adımları atmaktan hala acizler. Mızıkçılık yapan çocuklar gibi her fırsatta oyunu bozmaktan geri durmuyorlar; türlü bahanelerle yeniden silaha sarılıyorlar.

Küçüklüğümün geçtiği Van’ın ara sokaklarında dolaşırken aklımda “ölüm”e dair sorular uçuşuyor. Kendi kendime “bir işlevi olmalı” diyorum, bu ölümlerin.

Öldürmek bu topraklarda hâlâ geçerliliğini koruyan ilkel bir iktidar kurma biçimi. Ölmek de öldürmek de bir işe yarıyor; yani “güç” üretiyor, iktidar sağlıyor.

Merkezinde insan olmayan devlet ile siyasi hedefine insanı yerleştiremeyen PKK’nın yolları burada kesişiyor. İkisi de halka sadece “büyük savaş” vaat edebiliyor; bu daha çok ölmek ve öldürmek anlamına geliyor.

PKK dışlananları kazandı

Diyarbakır, Batman ve son olarak geldiğim Van’da bariz biçimde ilk göze çarpan insanların diken üzerinde, tedirgin halleriydi. Kimse yarınından ümitli değildi. Her an daha büyük bir felaketle karşılaşmaya kendilerini hazırlıyorlardı.

Van’a gelişimin ilk günü aynı gergin havayı hissettim.

Sokak çatışmalarından dolayı partiler ertelenen seçim çalışmalarına yeni başlıyordu. Esnaflar, birkaç gün önce dükkânlarının taşlanmasına varacak kadar ileri giden sokak çatışmalarının verdiği korkuyu yeni yeni atlatıyordu. BDP’nin seçim otobüsü, şehrin merkezindeki Cumhuriyet Caddesi’nin tam ortasında bulunan Belediye Parkı (yeni adıyla Feqiye Teyran Parkı)’nın önünde müzikle toplanan kalabalığı coşturmaya çalışıyordu.

Sarı-kırmızı-yeşil fistanlar giyen yaşlı kadınlar kafileler halinde yola dizilmişlerdi. Uzaklardan, devletin onları yok saydığı arka/öteki mahallelerden akın akın, seçim otobüsünden yükselen müziğe doğru geliyorlardı. AKP’nin ihmal edilen Anadolu‘yu keşfi gibi PKK da varlığı kabul bile edilmeyen, devletin dışladığı bu insanları kazanmayı başarmış durumda.

PKK seçime girseydi

Seçim otobüsünden yükselen müziği dinlerken PKK’nın neden hâla yasadışı olduğunu ve seçimlere giremediğini düşünmeye başladım. PKK olsaydı nasıl bir seçim kampanyası yürütürdü acaba?

Bir adaya hapsedilmiş olan liderlerinin mağduriyetini ön plana çıkararak daha fazla oy toplamaya çalışırdı.

Çatışmalarda hayatlarını kaybeden gerillaların maneviyatını siyasi propagandaya çevirirdi.

İsyan günlerine methiyeler dizerdi.

Peki, BDP’nin seçim kampanyasında bugün olmayan ne?

Olmayan bir şey yok aslında, saydıklarımın hepsi var.

Bu durumda PKK niye yasak?

Türkiye neden PKK’nın yasallaşmasına bu kadar direniyor?

Doğrusu, anlayabilmiş değilim. Bunun kolay olmadığını elbette biliyorum. Devlet kadar PKK da işi yokuşa sürüyor. PKK, ‘yasallaşma’ ihtiyacını en az PKK kadar PKK’lı olan BDP gibi bir partiyle de karşılayabilirdi. Ama bunu yapmayarak KCK gibi bir ‘ara’ yapılanmada ısrar etti, ediyor. BDP yerel yönetimlerde iktidar olduğunda PKK’yı dışlamasından mı korkuluyordu? Eğer PKK’nın yasallaşması gündeme gelecekse, KCK yapılanması yerine, bugün Türkiye’de artık tartışmasız olarak kabul gören BDP, daha gerçekçi bir model olabilir.

Bölgede BDP-PKK baskısı

Diyarbakır ve Batman’da olduğu gibi Van’da da seçim öncesi tansiyon yüksekti. YSK vetosu ve dağdan gelen cenazeler Van’da da ciddi sokak çatışmalarına yol açmış. Şehir hâlâ bu olayların etkisini üzerinde taşıyor. Şırnak’ın Uludere ilçesinde 12 gerillanın daha hayatını kaybetmesi, Van’ı daha da hareketlendireceğe benziyor. Zira son olaylardan sonra hem AKP’nin seçim çalışmaları aksamış hem de BDP-PKK dışındaki gruplar üzerlerinde daha çok baskı hissetmeye başlamışlar. En tarafsız kuruluş olarak gözlediğim Van Mazlumder Şube Sekreteri’nin şehirdeki siyasi havayla ilgili anlattıklarına ayrıca yer vereceğim.

Eskinin mazlumu, devlet mağduru BDP bugün, kendisinden olmayan gruplar üzerinde, özellikle de AKP üzerinde ciddi bir baskı kurmuş durumda. AKP, Van’da adeta şehir merkezine hapsolmuş. Mahalle ve ilçelerde seçim çalışması yapmakta güçlük çekiyor. Her fırsatta araçları taş yağmuruna tutuluyor; adayları tehdit ediliyor. BDP’liler, bu saldırganlığı AKP’nin kendi kadrolarına yönelik sürdürdüğü tutuklama kampanyasına bağlıyorlar. Bu tesbiti Mazlumder’in genç yönetim kurulu üyesi Bahrettin Bildirici de paylaşıyor. Bildirici, BDP’nin seçim çadırlarının yasaklanmasının, yaygın tutuklama olaylarının Van’ın siyasi tansiyonunu birden yükselttiğini ve BDP’yi daha agresifleştirdiğini söylüyor. BDP’li bazı yöneticilerin kullandığı dil de oldukça sert. “AKP’lilerin bu şehirde öyle ellerini kollarını sallayarak kolayca gezemeyeceğini” halka açık toplantılarda dile getiriyorlar. Aynı söylem Batı’da BDP’ye karşı herhangi bir parti tarafından dile getirilse bu, o partinin tartışmasız olarak ırkçılıkla, faşistlikle suçlanmasına yeter.

Özerklik talebi tartışmalı

Bütün Güneydoğu’da değil belki ama BDP’nin kendi kalesi olarak tanımladığı şehirlerde AKP’yi sindirmeyi başardığını söylersek abartmış olmayız. BDP’li adayların çoğu güçlüye karşı -yani iktidar ve güç sahibi olan AKP’ye karşı- böyle saldırgan bir siyaset izlemeyi meşru görüyor. Karşı karşıya kaldıkları baskıları örnek vererek saldırganlıklarını mazur göstermeye çalışıyorlar. Kendi seçmenleri de bunu kabul edilebilir buluyor ve hak veriyor. Yani düz ovada siyasi mücadele verilmiyor, adeta savaş yapılıyor.

Dikkat çekici bir diğer gözlem ise: BDP dışındaki çevreler özerkliğe soğuk bakmaya başlamışlar. Bunun sebebi, son günlerde BDPPKK’nın artan baskısı. Özerklik ile ilgili olarak daha ciddi düşünmeye başlamışlar. BDP ve PKK’nın özerklik tanımını sorguluyor görünüyorlar. CHP’nin gündeme getirdiği Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na Türkiye’nin koyduğu çekincelerin kaldırılmasının yeterli olabileceğini dile getiriyorlar. Bu yaklaşım yerel iktidarın tümüyle BDP’nin denetimine girmesinden duyulan endişeyi de yansıtıyor.

Çözümün anahtarı demokratik anayasa

Van Ticaret Borsası Başkanı Feridun Irak, şehrin ekonomik sorunlarını olduğu kadar siyasi sorunlarını da en iyi bilen isimlerden biri. Feridun Irak, söze “bir kere ortada Kürt sorunu vardır” diyerek başlıyor. Sorunun varlığını görmezden gelmenin bugüne kadar ülkeye faturasının ağır olduğunun altını çizen Irak, Kürt meselesinin çözümü için harcanan çabanın ve gösterilen siyasi iradenin yetersiz olduğunu vurguluyor: “Bu sorunun hem siyasi hem de ekonomik boyutu var. Bir kere bu ülkenin neresinde olursa olsun herkes kendi etnik kimliğiyle onurlu-şerefli bir şekilde yaşayabilmelidir. Bunun için dilini ve kültürünü geliştirebilmeli, engellerle karşılaşmamalıdır. Seçimlerden sonra yeni bir anayasanın yapılması gündeme gelecektir. Toplumun bütün kesimlerinin katılacağı demokratik bir anayasa yapılmalıdır. Siyasi Partiler Yasası ile seçim yasası, siyasetin yerelleşmesinin önünü tıkamaktadır. Halk, liderlerin listeye koyduğu adaylara değil; tanıdığı, bildiği, beğendiği adaylara oy vermelidir. Yüzde on seçim barajı sadece siyasi ihtiyaç değil; ekonomik bir taleptir de. Siyasetin yerelleşmesini engelleyen bu baraj, aynı zamanda, sosyal-ekonomik potansiyellerinin gelişmesine de ket vurmaktadır. Kürt sorununu demokratik bir anayasa ile çözebiliriz. Ekonomik kalkınmanın da, toplumsal değişimin de anahtarı demokratik anayasadır.”

Devlet BDP’ye, BDP diğer partilere baskı yapıyor

Mazlumder Van Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Bahrettin Bildirici, BDP dışındaki partilerin seçim çalışmalarını rahat yapamadığını söylüyor. Mazlumder, şehirdeki seçim çalışmalarını izlemek için komisyonlar oluşturmuş. CHP konvoyu ile AKP’nin seçim araçlarının taşlandığını belirten Bahrettin Bildirici, şunları anlattı: “Devlet BDP’ye baskı uyguladıkça BDP de bunu diğer partilere yansıtıyor. Mesela BDP’nin kurmaya çalıştığı çadırlara izin verilmedi. Bu yüzden olaylar çıktı. BDP’ye müdahale edilmezse seçim rahat geçer. Mevcut durumda AKP ilçe ve köylere saldırıya uğradığı için gidemiyor. Onlar da rahatsızlar. BDP dışındaki dindar kesimler özerkliğe karşılar. Devletten gördükleri baskının aynısını PKK’dan görmekten korkuyorlar. Başbakan Erdoğan da, Kürtlerin ümidini kırıyor. Özellikle “Kürt sorunu yoktur, Kürt kardeşlerimin sorunu vardır” açıklamasından sonra şehirde hayal kırıklığı oldu.”

Mustazaflar: Hem devlet hem PKK baskı uyguluyor

“Mustazaflar Van Şubesi Sekreteri Ferhat Akiz, konuşmaya basını şikâyet ederek başladı. Sanırım bunda haklılık payı da vardı. Yüksekova’da derneklerinin basılıp bir arkadaşlarının öldürülmesine karşın, basının kendilerini saldırgan taraf olarak göstermesine tepkililer. Bazı çevrelerin 1990’larda olduğu gibi kendilerini PKK’yla çatışma içine çekmeye çalıştığını söyleyen Ferhat Akiz, “Biz yasal, demokratik bir kuruluşuz ve amacımız halka hizmet vermek; ne silahla, ne de çatışmalarla işimiz olmaz” diyor. Ferhat Akiz, kendilerinin hem devletin hem de PKK’nın baskısı altında hissettiklerini, iki kat daha fazla baskıya maruz kaldıklarını söylüyor.”