• 3.06.2011 00:00
  • (2741)

Seçimlere on günden az bir süre kaldı. Kürt hareketi seçimlerden daha fazla Öcalan’ın verdiği 15 haziran tarihine kilitlenmiş durumda. Başbakan Erdoğan’ın seçim akşamı vereceği mesaja bağlı olarak PKK ya yeniden silahları konuşturmaya başlayacak ya da Türkiye geri dönüşü olmayan, silahların sustuğu yeni barış dönemine girecek.

Silahların devreye girmesini kimsenin arzulamadığı açık ama yine de bu, ciddi bir tehlike olarak kapıda bekliyor.


İkinci ihtimal ise bugün en zor olanı gibi görünüyor. Ama bence ortada hiç de öyle göründüğü gibi imkânsız bir durum söz konusu değil; ateşkes, seçimlerden sonra da devam edebilir.


Bunun için öyle Başbakan Erdoğan’ın büyük sözler etmesine de gerek yok.


30 yıllık Kürt isyanını sona erdirmek ve yeni bir sayfa açmak için samimi sözler ve adımlar atması yeter.

Erbil’de kaldığım süre içinde edindiğim izlenim, PKK ipleri koparmış değil.


Seçimlerden sonra kıyameti koparmaya çok hevesli de değiller.


Bu atmosferde bile barışı zorlama yanlısılar.


Yeni sivil anayasa ile kurulacak olan yeni Türkiye’de yerlerini almak istiyorlar.

Kendilerini dışlamayan, yeni anayasanın yapılma sürecine onların da (dolaylı-direkt) katılmalarını sağlayan adımlar, silahların tekrardan konuşmasını engeller.


Yeni anayasada etnik kimliklere atıf yapılmamasını yeterli buluyorlar. Türkiye vatandaşlığını ortak payda olarak görüyorlar.

Son zamanlarda gündemde olan “demokratik özerklik” tartışmalarında durdukları yer de o kadar uçta değil. Gerçekçi yaklaşıyorlar. Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın eksiksiz kabulü bile barışın devam etmesine yeter.

Yani kısaca siyasi çözüm süreçlerinin (açık-kapalı) parçası olmak istiyorlar. Bu temelde uzlaşı arayışlarına açık durumdalar. Kamuoyuna yansıdığı gibi beklenti ve talepleri de gerçeküstü değil.


İmralı ile diyalog elbette önemli ancak Kürt hareketi için bu, her şey demek değil.

Hükümet bugüne kadar önemli adımlar attı. Bunun başında bence İmralı ile diyaloga geçilmesi geliyor. Ancak hükümet barış için hâlâ “her şeyi” yapmış değil.


Başbakan Erdoğan’ın “Ret, inkâr ve asimilasyon bitti” sözleri yerinde ve doğru. Ama “ret, inkâr ve asimilasyon”un bitmiş olması, bu meseleyi hayatımızdan çıkarmaya yetmiyor. Başbakan’ın sadece bu “doğru”ya sarılarak Kürt meselesini “terörizme” indirgemesi büyük hata olur. Bu durum, denizi geçip derede boğulmaya benziyor.

Küçük doğrularla, büyük sorunlar çözülmez.

Bu sadece Başbakan Erdoğan veya hükümet için değil, Kürt hareketi için de geçerli.

Her iki tarafın da doğruları, haklı oldukları yanlar var.

Ancak bu doğrularını, haklı yanlarını uzlaşmak için değil, birbirlerine saldırmakta kullanıyorlar.

Bir tarafın doğruları batıyı ikna ediyor, diğer tarafınki doğuyu ikna etmeye yetiyor.

Türkiye’yi barışa ikna edecek bir söylemi iki taraf da ortaya çıkarmış, tutturmuş değil.

Böyle olunca barış kısa süreli oluyor, çatışma da kaçınılmaz.

Seçim vesilesiyle başıbozuk bir propaganda Kürtler ile Türkler arasındaki mesafeyi daha fazla açıyor.

Kürt tarafı, Başbakan’ın kendilerini küçümseyen, aşağılayan tehdit eden açıklama ve sözlerinden, polisin kendi kadrolarına yönelik sürdürdüğü tutuklama furyasından şikâyet ediyor.

Başbakan da haklı olarak (Kastamonu’daki silahlı saldırı da dahil) kendi partisini Güneydoğu’dan silmekle tehdit eden, hatta bu tehditleri kendi şahsına yönelten, AKP’nin seçim bürolarını ateşe veren Kürt siyasetinden şikayetçi.

Medyanın kullandığı dil de iki taraf arasında tansiyonu yükselten önemli etkenlerden. Özellikle son zamanlarda Kürt hareketini hedef alan ve Ergenekon ile “bağlantı” kurmayı amaçlayan haberlerden doğrudan hükümeti sorumlu tutuyorlar. Bu haberler onlar için hükümetin barış niyetinin de göstergesi. İki üç hafta önce Güneydoğu’da gezdiğimde de halkta da aynı tepkiyi gözlemiştim. Bazılarına göre “yeni medya” patronları savaş kışkırtıcısı ve Erdoğan’a yaranmak için birbirleriyle “yalan” haber yapmakta yarışıyorlar...

Bunları bir tarafa bırakarak söylemek gerekirse; AKP hükümeti ve Başbakan Erdoğan, iktidara geldiği günden bugüne kadar Türkiye’de demokratikleşmenin lokomotifi oldu; Kürt hareketi de demokratikleşmenin en temel dinamiği durumunda.


Bugün Türkiye’deki kargaşa ve kaos görüntüsü bence bu iki tarafın birbirine düşmesiyle ilgilidir. Önemli olan siyasi mücadeleyi demokratik sınırların içinde tutabilmektir. Bu çizgi aşıldığında kaybeden maalesef sadece bu iki taraf olmuyor, bu topraklar üzerinde yaşayan herkes kaybediyor.


[email protected]