• 8.07.2011 00:00
  • (4175)

Ankara’da yemin boykotunun neden olduğu krizin aşılması için temaslar hızlandı. Temaslarını hızlandıran taraf, daha çok BDP’nin boykot kararının arkasına sığınarak bu saçma kararı alan CHP. Başbakan Erdoğan ve AKP geri adım atmayınca doğal olarak CHP safları da gevşemeye başladı. Ergenekon sanıkları için Meclis’i boykot kararı alan Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin çözülmeye başladığını görünce, tez elden yeni Meclis Başkanı Cemil Çiçek ile “onurlu” bir çözüm formülü üzerine çalışmaya başladı. Bu arada MHP’de devreye girerek CHP’ye “senden ana muhalefet olmaz ama...” dercesine, arabuluculuğa soyundu. MHP, iki partiyi ziyaret ederek dört aşamalı bir yol haritası önerdi. Yazımı baskıya yetiştirmeye çalıştığım saatlerde de Kemal Kılıçdaroğlu’nun Meclis Başkanı Çiçek’ten resmî randevu talebi haberi düştü. Kılıçdaroğlu, bu buluşmadan krizi çözecek bir formül üzerinde anlaşmayla ayrılmayı umduğunu açıkladı. Ankara’daki gelişmeler birkaç güne kalmaz CHP’nin yemin boykotunu sonuçlandıracağını gösteriyor.

BDP cephesindeki gelişmeler ise çok ümit verici değil. Kürt cephesinin boykot kararı almasında etkili olan Hatip Dicle’nin vekillik konusu, Anayasa Mahkemesi’nin “yetkisizlik” kararıyla kapandı. Hükümet partisi, Dicle’ye vekillik yolunu açacak yasal değişikliklere sıcak bakmadığını zaten açıklamıştı. Bu gelişmeden sonra Kürt cephesinin Meclis’i boykot etmeye devam edeceği anlaşılıyor. Dün Cemil Çiçek’le görüşen BDP’li Sırrı Sakık’la konuştum. Umutsuz olan Sakık, somut bir adım atılmadığı müddetçe tavırlarının değişmeyeceğini çok net bir biçimde tekrarladı. Anladığım kadarıyla BDP tarafı en azından bu ayın sonuna kadar, mevcut tavrını sürdürecek.

Açık söylemek gerekirse Meclis’e dönme konusu BDP’nin inisiyatifi dışına çıkmış durumda. Kuşkusuz Meclis’i boykot etme kararını BDP’liler aldı. Ancak ilk karar biraz daha esnekti; hükümet partisinin söz vermesi halinde, Meclis’e dönmeyi ümit ediyorlardı. Bir parti olarak uğradıkları haksızlıklara tepki gösterme bağlamında gelişen bir karardı. Ancak bu kararı “yetersiz” bulan İmralı, “Söz yetmez, somut adımlar atmalı” diyerek boykot çıtasını yükseltti. Bu da BDP’nin elini kolunu bağladı. Boykot kararını alan BDP ama bundan dönme kararını verecek olan kendileri değil, İmralı ve Kandil.

Başlangıçta BDP’nin bile boykot kararını geri dönüşü olmayan bir karar olarak düşündüğünü sanmıyorum. Ancak Abdullah Öcalan’ın müdahalesi tepki ve protesto niteliğindeki bu boykotu, Ankara’ya yüz çevirme noktasına taşıdı. Ve böylece Meclis’e gelmeme BDP’lilerin hükümet ile aralarındaki seçim problemi olmaktan çıkarak Öcalan’ın İmralı’da devletle yaptığı pazarlık kozuna dönüştü.

Abdullah Öcalan, 15 temmuz tarihine kadar devletle bir anlaşmaya varmayı bekliyor. Bu görüşmelerden bir sonuç çıkıncaya kadar boykot konusunda olumlu bir gelişme yaşanmasını beklemek sürpriz olur. Kürt siyaseti İmralı’daki görüşmelere kilitlenmiş durumda; oradan gelecek haberlere göre hareket edecekler.

İmralı’dan gelecek olan olumsuz sinyaller Kürt siyasetinin daha da uzlaşmaz bir tutum almasına neden olacak. Diyarbakır’da toplanan DTK, bu ay sonunda “özerklik” ilan etmeye hazırlanıyor. Eğer İmralı’da anlaşma olmaz ve Öcalan “ben çekiliyorum” mesajı verirse DTK, özerklik ilan edecek; BDP’li vekiller Ankara’yı unutup Diyarbakır’da çalışmaya koyulacak; siyaset daha fazla gerilecek, siyasetçilere yönelik operasyonlar artacak ve çatışmaların yayılmasına yol açacak yeni bir süreç başlamış olacak.

Tabii bunlar şimdilik bir senaryodan ibaret. Benim kanaatim sorunların temmuz sonuna kalmadan aşılacağı ve BDP’li vekillerin de Meclis zemininde siyaset yapmaya dönecekleri yönünde. Zira halkın beklentisi de bu. Yoksa halk, büyük umutlar bağladığı Meclis’in çalışmamasına anlam veremez. 12 Haziran seçimlerinden çıkan irade, Meclis’i işaret etti. İster CHP olsun ister BDP; parlamento dışında bir çözüm yeri yok, bunu bilmeli. Meclis’e girmeden kimse hiçbir sorunu çözüm gündemine alamaz. Boykotun bu aşamadan sonra devamı olsa olsa zaman kaybından başka bir şey olamaz.

AKP, bu krizin aşılmasında iktidar partisi olarak üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmediği için eleştirilmeyi hak ediyor. Başbakan’ın muhalefeti suçlayan, bazen aşağılayan açıklamaları karşılıklı kutuplaşmayı arttırmıştır. Ancak burada suçu hükümette aramak yerine parlamento zeminini AKP’ye terk edenlerde görmek, bence daha doğrudur. AKP’yi suçlamayı bırakıp onunla Meclis’te mücadele etmeyi seçmek, CHP ve BDP için daha isabetli olur.

[email protected]