• 25.12.2012 00:00
  • (4437)

 Başbakanları anlama çabası bana çok heyecanlı bir uğraş gibi geliyor.

Ne de olsa ülkenin kaderi onlara bağlı.

Siyasi ve toplumsal hayatın merkezinde onlar bulunuyor.

Aldıkları kararlar, belirledikleri politikalar doğrudan ya da dolaylı olarak hepimizi yakından ilgilendiriyor.

Çoğu gazeteci için politikacıları takip etmek mesleki bir zorunluluk, kamu adına yöneticileri izleyip halkı bilgilendirmek işlerinin bir parçası. Aklımızdaki başbakan imajında gazeteciler büyük pay sahibidirler, kafamızdaki resmin büyük bölümünü onlar oluşturmuşlardır.

Ancak başbakanı yakından takip eden, kıdemli sayılabilecek gazetecilerin içine düştüğü ciddi bir zaaf göze çarpıyor; başbakanı halka anlatmak için anlamaya çalışmıyorlar, daha çok başbakana hak vermek için onu anlamaya çalışıyorlar.

Başbakanı anlama çabasının amacı onu doğru yansıtabilmek olmalıdır.

Yoksa başbakanı anlayıp ona hak vermek değil.

Kuşkusuz anlam dünyasına girmeyi başardığımız bir başbakanı daha iyi kavrayabiliriz.

Onun kararlarının arkasındaki zorunlulukları, güçlükleri keşfedebiliriz.

Başbakanların dışarıdan görülmeyen, görülse bile pek anlaşılmayan yanlarına vâkıf olabiliriz.

Yönetim mekanizmalarının dayandığı hassas dengelerin başbakanları bile nasıl kılı kırk yararak davranmak zorunda bıraktığını da görebiliriz.


Ancak bu anlama gayretleri, gazetecilerin de politikacıların tabi oldukları aynı yasalara bağlanmasını gerektirmez.

Onlar politikacı.

Devleti yönetmeye aday oldular.

Halktan onay aldıktan sonra bu büyük sorumluluğu üstlendiler.

Onların zorluklarını bilmek ayrı, bu zorluklar nedeniyle onların her yaptığına hak vermek ise ayrı.Başbakanları tüm bilinmeyenleriyle yansıtmak elbette çok önemli, ama “hak vermek” gazetecilerin işi olmamalı.

Ne demek istediğimi sanırım Sabah’tan Mehmet Barlas’ın Başbakan Erdoğan’la aralarında geçen diyalogu aktardığı şu yazısını örnek vererek daha iyi anlatabilirim:


“Sayın Başbakan, bir cümle söylüyorsunuz başbakan olarak, günlerce tartışılıyor. ‘Çamlıca’ya cami yapmaktan, kuvvetler ayrılığına’ uzanan sayısız alanda. Ama şimdi anlattığınız biçimde o anlaşıldığı şekilde söylemek istemediğiniz ortaya çıkıyor. Bunu bilinçli mi yapıyorsunuz sırf gündemi değiştirmek için mi?


Erdoğan güldü ve kuşkulanmakta haklı olduğumu şu sözlerle doğruladı. ‘Bu tartışmalar olmazsa ben başbakan olamam zaten. Öyle bir başlık ortaya koymalısınız ki bu gündem oluşturmalı. Gündem eğer birilerinin elinde kalırsa o zaman siz başbakan olarak onun peşine takılırsınız.’ Bundan sonra Başbakan’ın her cümlesine mal bulmuş mağribi gibi atlamamak daha doğru olmayacak mı?”
(23.12.2012)

Bu diyaloglardan Başbakan’ın, ses getiren açıklamalarının spekülatif bir özellik taşıdığını kabulü ortaya çıkıyor. Fakat Barlas’ın buradan çıkardığı sonuç Başbakan’a hak vermek, gazetecileri ise eleştirmek galiba.

Oysa “yoksa başbakan olamam” diyen Erdoğan’ın durumu daha vahim değil mi? Açıkça “Ülkeyi spekülatif tartışmalarla idare ediyorum” diyen Erdoğan’a hayranlık duyup, gazetecileri “mal bulmuş mağribi” olmakla suçlamak sizce de yanlış bir bakış açısını göstermiyor mu?

Bu zaaf sanırım sadece gazetecilere özgü değil, insanlar genelde nedenini bildiği bir olaya daha anlayışlı yaklaşabiliyor. Bu gereğinden fazla abartılırsa dünyada anlaşılmayacak ve bağışlanmayacak bence hiçbir davranış yoktur.

Biraz daha ilerletirsek bir gaspçıyı anlamak da çok zor olmasa gerek ya da bir katili...

Suça yönelten davranışların arkasında da birtakım zorunluluklar kuşkusuz vardır.

Bunun sonu gelmeyebilir.

Siyasal iktidarın hatalarını hoş görmeye niyetli olduktan sonra bu hataları makul kılacak onlarca gerekçe üretilebilir.

Tersinden de geçerlidir bu; siyasal iktidarı kötüleme niyeti olduktan sonra bin bir türlü niyet okunabilir. Her iki örneğe de günlük hayatta rastlamak mümkün. Ama bizim ülkemizde siyasal iktidarları anlayıp ona hak veren gazetecilere daha çok rastlanıyor.


[email protected]