• 25.01.2013 00:00
  • (4384)

 Paris suikastının baş zanlısı Ömer Ziya Güney’in kimliğine ve yaşamına dair ortaya çıkan yeni ayrıntılar Kurtlar Vadisi tadı vermeye başladı. Ya da “Kürtler Vadisi” mi desem, bilemedim.

Jöleli saçları, o siyah gözlükleri, takım elbiseli pozları Türk dizilerindeki kahramanları andırıyor. Bazı karelerde olduğu gibi bir insan, sıradan ve basit. Anadolu’nun her yerinde rastlayabileceğimiz özelliklerde. Bazı karelerde (ferrari önünde elinde çantayla çektirdiği fotoğraflar) ise Güney’in olamadığı ama olmak istediği biri var; bütün dizilerin sattığı bir “hayal”, bir “kimlik” bu. Bu kareler herhangi bir özellik taşımıyor ya da bu kişinin kendi kuşağının ortak özelliklerinden fazla bir şey ifade etmiyor.

Fotoğraflardan yola çıkarak katil zanlısının kişiliğine ve yaşam tarzına dair birtakım ipuçları elde edilebilir; ama bu pozlar, Paris’teki cinayetlerin “kodları”nı çözmek ve bir tarafla ilişkilendirmek için bir “kanıt” sunmuyor.

Katil zanlısını Kurtlar Vadisi’nin oyuncularına benzeterek cinayetin Türk devleti tarafından işlendiği sonucuna varmak mümkün değil. Kurtlar Vadisi’nden etkilenen kuşak içerisinde Türkler var da Kürtler de. O hâlde katil zanlısının etnik kimliğine bakarak ne “suç” üretilebilir, ne de “suçlu” bulunabilir.

Cinayet motivasyonu henüz anlaşılamadığı için aklımız her türlü senaryoyu peşinen kabule hazır. Kurgunun biraz mantıklı olması yeter. Siyaset erbabı bütün hünerini göstererek bu boşluğu mantıklı yalanlarla doldurur. Bunlara küçük çaplı psikolojik harekât operasyonları diyebiliriz. Mesele politize olduğundan bundan kaçış yok.


Kürt medyası
 da Türk medyasına baka baka bu tür yayıncılıkta ustalaşmış durumda. İlk günden itibaren topu kalesinden çıkarma refleksiyle hareket ediyor. Amaçları bu cinayetin failiyle aralarındaki bağlantıyı olduğundan küçük göstermek. Hâlbuki sadece ve sadece gerçekleri anlatmaya çalışsalar, belki de o “bağlantı” kendiliğinden ortadan kalkacak, temize çıkacaklar. Kürt tarafı böyle bir vahşeti yapmadığına inanıyorsa, daha rahat olması gerekmez mi? Panik hâlinde piyasaya “Ogün Samast” teorileri sürmek ne oluyor?

Katil zanlısı örgütün zaman zaman işlerini yaptırdığı biri. Üst düzey yöneticilerin işlerine koşturmuş. Böyle bir sürü tip yok mu Kürt cemaati içinde? Ömer Güven’in pozlarını veren hâlâ yüzlerce dernek çalışanı var. Sosyal kültürel doku böyle. Bu durum elbette kimseyi suçlu kılmaz.

Cinayetler siyasete malzeme yapıldığı için olaya ilişkin gerçekleri öğrenmek kolay olmuyor. Her çevre kendi meşrebine göre “suçu” karşı tarafın üzerine atmaya uğraşıyor. Doğrudan sözler yetmeyince dizi figürleri, esrarengiz hikâyeler, komplo teorileri devreye sokuluyor.

Ama olayla ilgili öne sürülen neredeyse bütün senaryolar tutarsız ve çelişkili. Cinayeti soruşturan Paris Savcısı’nın elindeki kanıtlar bile bu kadar sınırlıyken, taraflar olayı şimdiden “çözmüş” gibiler. Bundan sonra cinayete ilişkin hangi gelişme yaşanırsa yaşansın, iki tarafın sahip olduğu kanaati hiçbir şey değiştirmeyecek. Suçlu daima karşı taraf! Kürtler için suçlu Türk derin devleti, Türkler içinse örgüt içi infaz! Gerçekler ise iki tarafın da umurunda değil. Siyasi çıkar ve hesaplar gerçekleri şimdiden boğmuş durumda.

Yine de tarafların “suç”la araya mesafe koyma çabaları bana o kadar da anlamsız gelmiyor; iki taraf da bu vahşi cinayeti işleyecek kadar insanlıktan çıkmadığını bir şekilde kanıtlamaya çalışıyor. Gerçekleri tersyüz etme pahasına bile olsa bence bu “iyi”ye işaret. Böyle bir vahşeti kim üstlenebilir? Bu türden bir günahı yeryüzünde üstlenecek bir siyasi grup veya cemaat var mı?


Tek sevindirici gelişme, bu cinayetlerle İmralı sürecinin baltalanmamış olması. Bu da az bir şey sayılmaz.


[email protected]