• 27.01.2013 00:00
  • (4927)

 Samatya’da yaşadım bir süre. Güneşli yaz günlerinde, küçük bir kıyı kasabasına dönüşür.

Denizden esen serin rüzgâr, meyhanelerden yükselen anason ve balık kokusunu taşır, pencerelerden içeri. Samatya Meydanı akşamları ışıl ışıldır, müzik ve eğlence sesi ta uzaklardan duyulur.

Kış günleri ise semtin üzerini kara bulutlar kaplar. Issız, izbe bir yere dönüşür. Uzaklardan gelen araç sesleri bastırır insan seslerini. Bir de trenin rahatsız eden sarsıntısı var.

Evsizler, alkolikler, sokak çocukları kışları daha çok göze çarpar. Belki de yazları sahile, parka, meydana akın eden insanların arasında kayboluyorlardır, kalabalıklar çekildikçe daha çok göze çarpıyorlardır.

Semtin kiliselerinin önünden geçtiğim her seferinde merakla içeriye bakar, “içeridekileri” görmeye çabalardım. Çoğunlukla yaşlılarla karşılaşırdım. Nüfusça hiç de az olmamalarına karşın, pek “görünür” oldukları söylenemez.

85 yaşındaki Maritsa Küçük isimli Ermeni kadının cinayete kurban gitmesi, 80’li yaşlardaki Sultan Akar’ın uğradığı saldırıda bir gözünü kaybetmesi, T.A. isimli aynı yaşlardaki bir kadının da darp edilmesi burada yaşayan Ermenileri sarsmış durumda. “Ermeniler tedirgin” başlıklı haberleri okuyunca, Hrant Dink’in bahsettiği “Güvercin tedirginliği” geliyor aklıma. Bu söz sanırım bu ülkede yaşayan bütün Ermenilerin ortak ruh hâlini yansıtıyor; Ermeniler doğdukları, büyüdükleri bu topraklarda her gün, her saat, her an tedirgin yaşıyor.

İstedikleri çok değil; Milliyet’ten Burcu Aktaş’ın sohbet ettiği yaşlı kadınlardan biri çok yalın olarak dile getirmiş tek isteklerini; “Bırakın Allah’ın emriyle ölelim!”

Samatya’daki saldırıların organize olup olmadığı tartışılıyor. Siyasi bir komplonun veya derin devletin işi olup olmadığı merak ediliyor.

Çok fark eder mi sizce?

Polis Maritsa Küçük cinayetinin katil zanlısına henüz ulaşmış değil. Diğer saldırganlara da ulaşamadı. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın takibe aldığı bu saldırılar için İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu hem de twiteer’dan yaptığı açıklamada “hırsızlık maksatlı, etnik bir amacı yok!” dedi.

Evet, bu saldırıların hangi maksatla yapıldığını henüz bilmiyoruz. Ama gözümüzün önündeki gerçek, yaşlı Ermeni kadınların peş peşe saldırıya uğraması değil mi?

Bu bile yeterince bir şey anlatmıyor mu?

Yoksa Ermeni katliamının “yüce ülküler” uğruna yapıldığı mı düşünülüyor? Soykırımla Ermeni varlığına el konulmadı mı?

Samatya’da Ermeni kadınlara yönelik seri saldırıların siyasi amaçlarla yapılmasıyla “hırsızlık maksatlı” olması arasında özünde hiçbir fark yok. Demek ki sokaktaki hırsızlar bile sistemin dışladığı bir topluluğun kendileri için daha “kolay bir av” olduğunu düşünüyor.

Meclis’te kıyamet koparan şu “eşitlik” tartışması da bu konuyla ilgili. Kürtlerin ya da Ermenilerin eşit vatandaş olma taleplerinin özünde “güvenlik” ihtiyacı yatıyor.

Eşitlik talebi Ermeniler için de, Kürtler için de özünde bir can güvenliği talebidir. Soyut bir eşit vatandaşlık isteği değil her iki halkın ısrarla dile getirdiği.

Anayasa’da bütün Türk vatandaşlarının eşit olduğu hükmü yer alır. Kimliğini inkâr eden, bu eşitlikten elbette yararlanıyor. Ancak kimliğini gizleyemeyen ya da inkâr edemeyenler bütün ömrünü Hrant Dink’in bahsettiği “güvercin tedirginliği” içinde geçirdi, geçiriyor.

Zira hırsızın, yankesicinin, emlak hokkabazının hedefinde bile ilk olarak bu dışlanmış vatandaşlar bulunuyor; bu yeterince açık değil mi?

Samatya’nın büyük bir yokuşu vardır, sahile inip çıkılan. Yaşlı Ermeniler artık uğramıyor bu yola. Hem tenha diye ve hem de galiba bu yokuşta saldırıya uğradığında bir genç kadar hızlı geri çıkamayacağı endişesiyle...

Başka söze gerek var mı?


[email protected]