• 17.02.2013 00:00
  • (3425)

 Yaşam biçimlerimiz tehdit altında mı? Türk Hava Yolları’nın uçuşlarda içki yasağı uygulayacağı söylentileri ve kabin görevlileri için hazırlanan yeni kostümlere gösterilen tepki, siyasal iktidarın yaşam tarzlarına müdahalesini yeniden gündeme getirdi. Bu konu aslında AKP’nin iktidara geldiği günden itibaren süregelen bir tartışma. Kabul edelim toplumun azımsanmayacak bir bölümü, siyasal iktidarın “laik-modern” yaşam tarzını kısıtlayacağından endişe ediyor. İçkili mekânların azalması, camilerin çoğalması, kadın özgürlüğünü kısıtlamaya dönük girişimler (veya imalar) dinin hayatta daha fazla görünür olması, bu kesimlerin şikâyet sıralamasında başı çekiyor.

Kuşkusuz bu kaygı ve endişeler tümüyle haksız sayılmaz...

Ancak burada hissedilir, görünür öfkenin kaynağında bir sapma sözkonusu; bu öfke ve endişe bütünüyle, bu kesimlerin kendi yaşam tarzlarının kısıtlanmasına dönük uygulamalardan doğmuyor, bence daha çok, başka bir yaşam tarzının daha görünür olmasından ve yayılmasından kaynaklanıyor.

Çoğu zaman öfke ve şiddet biçiminde dışavuran bu “endişe” ve “kaygı”lar yaşam biçimlerinin sınırlanmasından değil, bugüne kadar “olmayan”ın, “görünmeyen”in, birden bire hayatın merkezinde baskın figür olarak belirmesinden ileri geliyor.

Siyasal ve sosyal alanda özgürlüklerin son derece dar bir toplumsal çerçeveye göre tanımlandığı eski düzenin sınırları genişliyor. Özgürlük alanı genişledikçe, belli bir toplumsal çevrenin endişe ve kaygıları artıyor.

Ama bu kaygılar daha çok İslami kimlikli siyasal iktidarın görünür kıldığı yaşam tarzının doğrudan laik-modern yaşam tarzını sınırlayacağı, hatta ona özgürlük hakkı tanımayacağı çıkarsaması üzerine kurulu.

Tepkinin odağında siyasi ve toplumsal alanın, eskiden dışlanan geniş kesimlerin paylaşımına açılması var.

Siyasal ve toplumsal hayatın merkezinden dışlanan çoğunluğu oluşturan gruplar, bugün iktidarın kendilerine açtığı yeni alanları dolduruyor. Kalabalık ve dinamikler. Yıllarca dışlanmış olmanın verdiği açgözlülükle sınıf atlamaya çalışıyorlar. Bazıları eski muktedirlere özeniyor, inkâr etmemek lazım, becerikliler.

Siyasal iktidara duyulan kuşku ve tepkinin kaynağında işte merkezdeki bu değişim hareketi yatıyor. Bu gelişim gücü karşısında en iyi düşünme biçimleri bile yetersiz kaldığından olsa gerek, bugün, siyasal iktidara fikirle değil “endişe” ve “öfke” ile itiraz ediliyor.

Başta da söyledim, bu kaygıları, endişeleri tümden temelsiz görmüyor ve haksız bulmuyorum; ne var ki geçiş dönemi Türkiye’sinin bireysel ve siyasal huzursuzluğu olarak değerlendiriyorum. Siyasal, sosyal ve ekonomik hayatın sınırları yaygın kanaatin aksine genişliyor; fakat bu genişlemenin eşit, özgür ve adil olup olmadığına bakmak gerekiyor.

Yeni toplumsal güçlerin önceki muktedirlerden farklı bir motivasyona sahip olmadığı bir gerçek. Onlar kadar “egemen”, onlar kadar “bencil”, onlar kadar hayatın her alanını kuşatma hırsıyla dolular.

Yine de bu kez eski sistemden farklı olarak siyasal ve sosyal alan tek bir ideolojik-politik kimlikle sınırlanmış değil, Cumhuriyet’in resmî ideolojisini, yaşam tarzını benimseyenler bu alanın artık tek sahibi değiller; toplumdaki diğer kimliklerin ve yaşam tarzlarının da eşit olarak katılabileceği yeni bir siyasal bir sistem inşa ediliyor, bunu gözardı edemeyiz.

Önemli olan özgürlükleri daha fazla genişleterek evrensel hukukun güvencesine kavuşturabilmektir. Bunun için özgürlük alanının genişlemesini toplumun her kesimi için talep etmeliyiz. Yaşam tarzlarımızı başka türlü savunamayız.

[email protected]