• 16.04.2013 00:00
  • (5199)

 Politikaya saran sanatçıların sıklıkla nefret objesi hâline gelmeleri, üzerinde düşünmeyi hak eden bir konu. Sanatçıların toplumla karşılaşması nedense hep acı bir fren sesiyle sonuçlanıyor. Sanatla uğraşırken hayatı kaçırmış olmalarından mıdır, nedir bilinmez; ettikleri birkaç söz yüzünden bir anda toplumun hışmına uğruyorlar.

Siyasi kamplaşmanın derin olduğu bir iklimde ise sanatçıların durumu daha trajik oluyor. Karşıt siyasi grupların hedefi hâline geliyorlar. Kampanyalar, çirkin saldırılar vs. Toplumsal önyargıların soğuk duvarına çarpan sanatçılar da gerisin geri kendi kabuklarına çekiliyor. Bunun için de sanatçının susanı daha makbul sayılıyor.

Sanatçıların tepkiyle ve önyargıyla karşılanması, onların hep “iyi” ve “doğru” konuştuğu anlamına gelmiyor elbette. Dünyaca ünlü bir sanatçıyken bir meczuba da dönüşebilir insan. Aradaki sınır sanıldığı kadar çok uzak değildir; bu mesafe kimilerine dağların dorukları kadar uzak olabileceği gibi kimilerine bir adım yakın olabilir. Sanatın alanında dorukları zorlayabilirler sanatçılar ama politikada da diplere düşebilirler.

Dünyaca ünlü piyanistimiz Fazıl Say’ın başına gelenler de sanırım biraz politikanın alanına tedbirsiz dalmasından kaynaklanıyor. Sosyal medyanın sınırlarını kestirememiş olması da Say’ın aleyhinde büyük bir kampanyanın başlamasına neden oldu. Çağımızda politika yapmak için herhangi bir partiye üye olma zorunluluğu kalmadı, internet erişimi olan her yurttaş bir Başbakan Erdoğan, bir Kemal Kılıçdaroğlu, bir Devlet Bahçeli, bir Selahattin Demirtaş olabiliyor. Say da politikacı taslaklarının başlattığı haksız ve çirkin saldırılara maruz kaldığı gibi “seviyeli” eleştirilerin de muhatabı oldu. Sonuçta sosyal medyada yayınladığı birkaç dize yüzünden yargılandı ve 10 ay hapisle cezalandırılan sanatçı unvanını aldı.

Fazıl Say’ın Twitter’da paylaştığı ve kime ait olduğu bile belli olmayan bir şiir yüzünden ceza alması, bu ülkenin tarihine şimdiden kara bir leke olarak geçti. Bu konuda sadece yargıçları suçlamak haksızlık olur; ne de olsa onlar da kanun uygulayıcıları. Asıl suçlu olan kanun yapıcılarıdır. Bu çağda Twitter’da paylaşılan bir şiir yüzünden herhangi bir yurttaşın hapis cezası almasına yol açan ceza mevzuatını değiştiremedikleri ve korudukları için suçlular.

Fazıl Say ise elbette burada bir özgürlük kahramanı olmayı hak etmiyor; daha çok snop bir üst sınıf lafazanı gibi davranıyor. Ülkedeki iktidar değişimi sınıflar arasındaki ilişkileri de etkiledi. Fazıl Say da bu değişimden duyduğu rahatsızlığı, Twitter’da giriştiği kavgalarla ve böyle bir dizeyi paylaşarak ifade etti. Bu gayet normal. Politikacıların, Say’ın bu ifadelerini siyasi linçe gerekçe yapma hakları olmadığı gibi yargının da ceza konusu yapmaya hakkı yoktur.

Fazıl Say’ın bir şiir yüzünden cezalandırılması ve Ömer Hayyam’ın burada o dizelerin yazarı olarak anılması zaten ayrıca bir trajedi. Dünya, Türk yargısının Ömer Hayyam’ın şiirlerinden ötürü bir sanatçıyı cezalandırdığını görerek hayretler içinde kaldı. Uluslararası ajanslar Say’a verilen ceza haberini “flash haber” olarak duyurdu.

Bu kara lekeyi temizlemeyi yargıdan beklemek boşuna; iktidar partisinin zaman kaybetmeden devreye girmesi gerekiyor. Yine bir şiir yüzünden hapse atılmış bir başbakan olarak Erdoğan’ın, Türk Ceza Kanunu’nun bu sorunlu maddesinin (TCK 216/3) değiştirilmesi için harekete geçmesi gerekiyor. Birkaç yargı paketinin Meclis’ten geçtiği şu günlerde, kanunlarımızda ifadeyi suç sayan hükümleri temizlemek en doğrusu olacak.


[email protected]