• 22.07.2013 00:00
  • (4241)

 Alışkanlıklar kolay değişmiyor. Yakın zamana kadar karargâh haberlerini ve generallerin açıklamalarını manşetlerinden düşürmeyen, haber bültenlerinde evirip çeviren, köşe sütunlarına taşıyan medya, bu alışkanlığını, şimdi başka şekillerde sürdürüyor. Medya seçilmiş hükümete muhtıra verecek, tehdit edecek TSK generali bulamayınca, bu boşluğu Kandil’in generallerinden gelen muhtıra ve tehdit açıklamalarıyla doldurmaya başladı.

Son günlerde gazete sayfalarını, haber bültenlerini, köşe sütunlarını bu haberler dolduruyor.

“Murat Karayılan, hükümete bir hafta süre verdi...”

“Cemil Bayık, AK Parti’yi son kez uyardı...”

“Duran Kalkan, polis gücü kurduklarını söyledi...”

Can çıkar da huy çıkmaz, misali bizim medya illa muhtıra verecek, seçilmiş hükümetleri tehdit edecek bir odak, bir general takımı bulup çıkarıyor.

Ne var ki bu haberlere ulaklık yaparken coşkularını gizleyemiyorlar. Eski günlerde olduğu gibi... Aslında tehdit eden, muhtıra veren adres pek önemli değil, medyanın içini soğutsun, duygularına tercüman olsun, yeter!

Kandil, medyanın bu “duygusal ihtiyacını” keşfettiğinden olsa gerek, eskiden generallerin yaptığı gibi muhtıra vermeye, günde üç posta tehditler savurmaya başladı. Kandil’de bir kelebeğin kanat çırpması, burada bir kasırgaya yol açıyor. Koca koca akademisyen, prof., uzman yorumcu, köşe yazarı, yılların gazete ve televizyonları Kandil’den yapılan tehditleri, kasırgaya dönüştürüp hükümetin üzerine salıyorlar.

Türk Silahlı Kuvvetleri, Genelkurmay Karargâhı, sistem içerisinde demokratik bir noktaya çekilebildi ama maalesef bizim medya eski yerinde sayıyor.

TSK’nın generalleri olmasa Kandil’in generalleri var. Hisler önemlidir; boşluk kaldırmaz, yeri hemen doldurulmalıdır...

Vesayet sisteminin savunucusu medya ve yazarlarımız, askerlerin çekildiğinde geride bıraktığı boşluğu karşılarına çıkan ilk benzer “güçle” doldurdular.

Asker askerdir, general de general!

TSK’lısı, PKK’lısı fark etmez!

Kullanılabilirlik özelliği taşıması yeter. Tehdit etsinler, muhtıra versinler! Kandil’deki bir tehdidi iktidarı sallamak için kasırgaya dönüştürmek onların işi, uzmanlığı. Çözüm sürecinin zorluğu, aslında en az PKK kadar bu çevrelerin engelleyici tutumundan kaynaklanıyor. İktidar, her gün can alan, 40 binden fazla insanın hayatına mal olan bu meseleyi sulh yoluyla çözmeye başladığında, bunlar bir yandan Kandil’i, bir yandan Kürt sokağını körüklemeye koyuldular; diğer yandan da ulusalcıları, Türk kamuoyunu ateşliyorlar.

Kürt sorunu, PKK faktörü bugüne kadar hep içeride iktidarı kontrol etmenin bir aracı oldu. Bütün ateşkes süreçlerinde olduğu gibi yine aynı tezgâh kuruldu, aynı oyun oynanıyor. Ayrı kollardan geliyorlar ama güçlerini tek hedefe karşı birleştiriyorlar. Çözüm sürecini başlatan hükümeti yıpratmak, güçten düşürmek peşindeler.

Dün hükümeti barış ve çözüm yapmadığı için suçlayan kalemler, bugün çözüm süreci başlattığı için suçluyorlar. Bahaneleri bitmiyor. Gerekçeleri tükenmiyor. ‘Ama’larının sonu gelmiyor.

Süreç ha bitti, ha bitecek diye pusuda bekliyorlar. Gözlerini Kandil’den veya Ankara’dan gelecek “final” açıklamasına dikmişler. Adeta “süreç bitti” anonsunu bekliyorlar. “Müjde”yi verenin ilk kendileri olmasını düşlüyorlar. Çok yazık! Çözüm sürecini rüzgârda sönmekten korkarak koruduğumuz bir muma benzetiyorum. Küçük bir umut bile olsa, bunu canlı tutmaya değer.

Felaket tellallığını ve ölüm müjdeciliğini siz vesayet rejiminin medyasına ve yazarlarına bırakıyorum.

Bu işi seve seve yaptığınızdan, yapacağınızdan zaten hiç kuşkum yok!