• 25.07.2013 00:00
  • (3897)

 Yıllarca Amerika ve Avrupa’nın başkentlerinde ülkemizi bölmeyi amaçlayan haritaların hazırlandığını ve dolaşıma sokulduğunu dinledik. Batı, Türkiye’yi bölmek için sinsi planlar yaparken, hükümetlerimiz nedense hep “gaflet”, “dalalet” ve “hıyanet” içinde, bu gelişmeleri izlemiş... 

Etrafımızdaki gelişmeleri ve değişimi anlamaktan uzak, biraz da duygusal bir sıkışmışlığı yansıtan bu bakış açısı, Suriye’nin kuzeyindeki gelişmeleri de yine “bölünüyoruz” paranoyasıyla karşıladı. 
Bu kesimler, Arap Baharı’yla bölgede taşların yerinden oynadığını, yüz yıl önce yapılan inşaatın çökmekte olduğunu görmekten uzaklar. Değişimi anlamadıkları için de dış politikada “ulusalcı” çizgiye dönülmesini istiyorlar.
Mesela savaş uçaklarımız Suriyeli Kürtlerin tepesinde şöyle bir alçak uçuş yapsa…
Veya NATO’nun en güçlü ordularından Türk Silahlı Kuvvetleri’ni, Suriye topraklarına göndersek…
Ya da Beşşar Esed’le uzlaşıp isyancıları ezmesine yol versek…
Eskiden olduğu gibi Bağdat-Tahran-Şam-Ankara hattında bölgedeki statükoyu koruyacak bir ittifak oluştursak…
Maalesef bu politikaların zamana yenildiğini, iflas ettiğini, bundan sonra da sonuç vermesinin mümkün olmadığını görmeye bir türlü yanaşmıyorlar.
Hükümete verdikleri tek akıl “Dış politikada ‘milli çıkarlar’ esastır, Batılı devletler gibi sen de orada olup bitene göz yum, görmezden gel” oldu. 
Ya sınırımızda, yanı başımızdaki insanlık trajedisi ne olacak?
Yüz binden fazla insanını katleden Esed’e boyun eğmenin, onunla uzlaşmanın, katliamlara göz yummanın nasıl bir “dış politika” olduğunu/olacağına tabii açık yüreklilikle yanıt veren yok.
Kısaca Suriye için Başbakan’a önerdikleri tek yol, bir dönem Bülent Ecevit’in Saddam’ı ziyaret etmesi gibi Esed’le el sıkışması, öpüp barışması!
Türkiye’yi “bölünüyoruz” diye korkutup, Esed’e razı etmeye çalışıyorlar. 
Batı’nın Suriye’de yaşananlara kör kalması, İslamcı alerjisiyle önceliklerini değiştirmesi, Türkiye’nin şu ana kadarki politikasının yanlış olduğunu göstermez. 
Suriye politikasında eleştirilebilecek pek çok yan bulunabilir; ama ülkesini kan gölüne çeviren Esed’e tavır almak, bu diktatöre karşı direnen Suriye halkını desteklemek asla yanlış bir tutum, politika olamaz. 
Suriye’nin Kürt bölgesindeki gelişmeleri “ulusalcı” reflekslerle değerlendiremeyiz. Ortadoğu eski Ortadoğu değil, Suriye eski Suriye değil, öncelikle bunu kabul etmeliyiz. 
PKK’nın Suriye’deki kolu PYD’nin sınır bölgelerini ele geçirmek için başlattığı hamleye karşı Türkiye’nin elbette bir yanıtı, cevabı olacak. Nitekim hem ABD, hem Türkiye, bölgede fiili durum yaratmanın sakıncalarına işaret edip PYD’yi uyardı. Ancak bu, Suriyeli Kürtlerin hak ve özgürlük taleplerinin görmezden gelineceği anlamına gelmiyor. 
Eski Türk dış politikası içeride ve dışarıda Kürtlerin inkârı üzerine kurulmuştu; ama bu politika, Kuzey Irak’taki Kürtlerle kurulan iyi ilişkilerle birlikte çoktan aşıldı. Türkiye, Suriye’deki bütün topluluklara eşit mesafede yaklaşmak zorundadır. 
Arap için neyi istiyorsa, Kürt için daha azını isteyemez. İslamcılar için neyi istiyorsa Süryaniler ve Hıristiyanlar için de aynı şeyleri istemek zorundadır. 
Suriye’deki gelişmeleri öne çıkarıp Türkiye için felaket tablosu çıkaran, hükümetin dış politikasının iflas ettiğini öne sürenlere aldanmayın; onların derdi “dışarıyla ilgili değil, “içeriyle” ilgili. PYD’yi gündeme getirip, içeride çözüm sürecini vurmaya çalışıyorlar. 
Oysa Türkiye’nin birlik ve beraberliğinin başlatılan bu çözüm sürecinin başarıya ulaşmasından geçtiğini, gayet iyi biliyorlar.