• 16.08.2013 00:00
  • (3279)

 Yakın tarihe ilişkin bildiğimiz pek çok şeyin aslında palavradan ibaret olduğunu düşünüyorum. Siyasi hayatı darbelerle, derin operasyonlarla dizayn edilen bir ülkede, tarih yazımının da şeffaf olmasını beklemek zaten yanlış. KCK’nın yeni eşbaşkanı Cemil Bayık’ın, Milliyet’ten Mithat Sancar’a yaptığı açıklamaları da bu kapsamda değerlendiriyorum.

Cemil Bayık, etkileri hâlâ süren 28 Şubat müdahalesinin en önemli gerekçelerinden birinin, dönemin başbakanı Erbakan’ın, Öcalan’a gönderdiği üç mektup ve örgütün o dönem bu mektuplara güvenerek almış olduğu çekilme kararı olduğunu söylüyor. Mektuplarda Erbakan, örgütün silahları susturup güçlerini sınır dışına çekmesi durumunda bir çözüm süreci başlatacağını ve Kürt meselesine dair bazı adımlar atacağını belirtiyor.

Bu konuda tek kaynak Cemil Bayık değil. 1999’da Türkiye’ye teslim edilen Öcalan’ın ifadelerinde de bu bilgiler yer aldı. Bu görüşmelere aracılık eden Suriye Devlet Başkan Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın açıklamaları da Bayık’ı doğruluyor. 29.04.2011’de Hürriyet’e verdiği mülakatta Haddam, o trafiği şöyle anlatıyor: “1996-1997 arasında Başbakan olan Necmettin Erbakan, danışmanları vasıtasıyla Lübnan’da faaliyet gösteren ve başkanlığını Faysal Mevlevi’nin yaptığı Sünni hareketi olan ‘Cemaat-i İslami’ ile ilişkiye girerek Türkiye ile PKK konusunda arabuluculuk yapmamızı istedi. Hükümet nezdinde değerlendirerek sorunun çözümü için gerekenin yapılması kararlaştırıldı. Ben de Öcalan’ı çağırtarak kendisine durumu anlattım ve Türkiye’den ne istediğinin sorulduğunu, bunu mektupla bildireceğimizi söyledim. Öcalan Türkiye’den toprak istemediklerini, PKK’nın Türkiye topraklarının dışına çekilmesini kabul ettiğini söyledi. Elindeki dosyada bu istekleri yerine getirmek için hazırlanan planlar ve bilgiler yer alıyordu. Bu bilgiler çerçevesinde o yıllarda Ankara Büyükelçimiz olan Abdülaziz Rifai vasıtasıyla Başbakan Erbakan’a iletilmesi için bir mektup gönderdik.”

Erbakan, Öcalan’ın mektubunu teslim alırken, “Ancak Genelkurmay Başkanı’yla görüşmem lazım” deme ihtiyacı hissetmişti. Ve bir süre sonra da mektubu aynen geri iade etmişti.

28 Şubat müdahalesinin arkasında Erbakan’ın Kürt sorununa “demokratik çözüm” arayışının olduğu bugün daha açık bir şekilde ortaya çıkıyor.

Asker ve medya işbirliğiyle yapılan müdahalenin görünür gerekçeleri arasında “rejim tehlikede”, “hayat tarzımız tehdit altında”, “şeriat gelecek” gibi sloganlar bulunuyordu. Oysa asıl gerekçe gizliydi; sivil iktidarın, ülkenin en önemli meselesine ilişkin başlattığı çözüm arayışı, post-modern müdahaleye kapı aralamıştı.

Erbakan’ı deviren sürecin arkasında kuşkusuz Genelkurmay Karargâhı vardı; ama medya da hiç olmadığı kadar askerle birlikte bu müdahalede yer aldı. Bunu Hasan Cemal’in TBMM’de kurulan 28 Şubat Komisyonu’na verdiği ifadeden öğrenebiliriz. Hasan Cemal komisyona, medyanın 28 Şubat’ta Erbakan’a karşı “psikolojik savaş” yürüttüğü bilgisini vermiş.

Erbakan’ın medyanın yayınlarına ilişkin şikâyetine karşı yine Hasan Cemal’in o tarihte verdiği cevap ilginç; Hasan Abi, bu şikayetleri “basın özgürlüğüne müdahale” olarak değerlendirip “Erbakan’ın rejimi tehlikeye düşürdüğünü ve başbakanlığına karşı olduğu Hoca’nın gitmesi gerektiğini” yazmış.

Hasan Cemal nedense Öcalan ile diyaloğa girerek örgütü Türkiye toprakları dışına çıkarmaya ikna eden üç başbakana da aynı türden “gitmelidir” yazısı döşemiş. Bu üç başbakandan Ecevit ve Erbakan siyasi operasyonla devrildi; Erdoğan ise daha şiddetli bir operasyona rağmen ayakta durmayı başardı. Ha unutmadan şu “tesadüfe” de dikkat çekmek isterim; Hasan Cemal’in, Erbakan ile Erdoğan’a karşı kaleme aldığı ve “artık gidin” dediği yazılar, birbirinin kopyası gibi ve başlıkları da aynı: “Allah akıl fikir versin!”

Tarihi, darbe yapanlar ile siyasi operasyonlara katılanlar yazarsa, toplumun geçmişini doğru öğrenme şansı olmaz. Yakın siyasal tarih “kopya operasyon” örnekleriyle dolu, bunu görmek için sadece bakmak yeterli.