• 17.08.2013 00:00
  • (3089)

 Çözüm sürecinin en önemli özelliği tarafların “biz bize çözüm” ilkesi üzerinde uzlaşmış olmaları. Sürecin başından beri çok kez duyduğumuz bu ilkenin değerini yeterli düzeyde anlayamadığımızı düşünüyorum. Hükümet, bu sürecin öncekilerden farkını anlatmaya çalışırken aslında sık sık bu ilkeye işaret etti. Oslo sürecini hatırlatarak, başlatılan çözüm sürecine üçüncü bir tarafın müdahil olmadığını vurguladı. En son “biz bize çözümün” önemiyle ilgili hatırlatma Öcalan’dan geldi. Selahattin Demirtaş’ın aktardığına göre BDP’li heyetin kendisine yakınması karşısında Öcalan, “Detaylara takılmayın, büyük resme bakın, bir daha böyle ‘biz bize çözüm’ fırsatını yakalayamayabiliriz” dedi.

Çözüm sürecinin başlamasının ardından ülkede çıkarılmak istenen siyasi kaosun hedefinde işte bu “biz bize çözüm” süreci bulunuyor. Konular değişse de, sosyolojik kılıflar uydurulsa da, “demokrat” maskeler giydirilse de Gezi’yle birlikte tırmandırılan kaosun asıl hedefi, çözüm sürecidir. Tarafların hızlı ve sonuç alıcı olması amacıyla planladığı, kısa vadeli bir takvime bağladığı sürecin dışında kalan iç ve dış güçler, zaman kaybetmeden kaos çıkarmaya yönelerek, bu meseleyi “bizsiz çözemezsiniz” demeye başladılar.

Süreç aktörlerini yıpratma girişimi

Bu sürecin en zayıf halkası olarak gördükleri veya ümit bağlayabilecekleri “son kale” olarak değerlendirdikleri Kürt hareketi üzerinden, “biz bize çözüm” uzlaşmasını bozmaya çalıştılar. İmralı’yı gözden düşürmek için ne kadar çaba harcadıklarını sanırım konunun sıkı takipçileri hatırlayacaklardır. Bir yandan Öcalan’ı itibarsızlaştırmaya çalışırken, diğer yandan Erdoğan’ı “diktatör” ilan edip zayıflatmak istediler. Çözüm sürecinin iki aktörünü yıpratmaya giriştiler.

Kandil ve BDP’yi ise gereğinden fazla öne çıkarıp, oradan ayrıksı bir ses çıkarmaya çabaladılar. BDP ve Kandil cephesinden gelen bazı açıklamaların çözüm karşıtı medya ve köşelerde tehdit açıklamalarına dönüşmesinin asıl nedeni budur. Bu güçler, dahil olamadıkları sürece sızacak boşluklar arayıp duruyorlar; amaçları, süreci sabote edecek bir “Arşimet noktası” bulmak. O noktayı bulduklarında çözümü yerinden oynatacaklar!

‘İmralı zabıtları’ sızdırıldı

Tabii bunun için az “boşluk” aramadılar; Hakkari ve Diyarbakır’a gittiler, sokak sokak, kahve kahve dolaşıp bu sürecin “Kürtlerin aleyhine, AKP’nin lehine olduğu” algısını oluşturmaya çalıştılar. Kandil’e çıktılar, orada “boşluk” aradılar. Kürt siyasetçilerin içine girip onlara “endişe” bulaştırmak istediler. “Biz bize çözümün sonu” başlıklı yazılarla Kürt hareketini, çözüm sürecinin yanlış gittiğine inandırmaya çabaladılar. “İmralı zabıtları”, süreci bozmak için sızdıkları boşluklardan biriydi. Kuşkusuz buna Kürt siyaseti içinden destekçileri imkan tanıdı. Ama başarılı olamadılar. Fakat Kürt hareketinden umutlarını kesmiş değiller, hâlâ fırsat kolluyorlar, işler biraz ters giderse o taraftan savaş çıkarabileceklerini düşünüyorlar.

Şimdi 1 Eylül ve 15 Ekim tarihlerine kilitlendiler. Buradan çözüm sürecinin bozulabileceğini hesaplıyorlar. Kürtlere ha bire “AK Parti sözünü tutmazsa ne yaparsınız” diye merakla sorup duruyorlar. Tatmin edici bir yanıt alamadıklarında üsteliyorlar; “Peki AK Parti’nin demokrasi paketi sizin beklentilerinizi karşılamaya yeter mi?” Heyecanlılar, sezgileri onlara buradan bir çözümsüzlük söylüyor. Umutla buradan bir sonuç almayı bekliyorlar.

Ancak bu uğursuz umutları boşa çıkacak; çünkü işler yolunda gidiyor. Çözüm süreci bundan bir yıl önce planlandığı gibi, takvime uygun işliyor. Erdoğan da Öcalan da çözümde kararlı. Boşuna heveslenmeyin derim; ne eylülde, ne ekimde savaş çıkacak. Sonbaharda çözümün üçüncü aşamasına geçilecek ve eve dönüşler başlayacak.