• 21.08.2013 00:00
  • (3752)

 Karartılmış bir oda. Ruh çağırma seansı yapılıyor. Masanın başına Ahmet Hakan oturmuş, karşı tarafında ise Aslı Aydıntaşbaş var. Hazırlıklar tamam.

-Aslı: Ne dersin Ahmet, gelirler mi?

-Ahmet Hakan: Sus! Konsantremi bozuyorsun. Çağırırsak gelirler tabii.

Ellerini masanın üstüne doğru uzatıyorlar. Ahmet Hakan başlıyor:

-Ey Gezi ruhu, geldiysen üç kere vur!

Ahmet Hakan, bu sözleri üç kez tekrarlıyor. Odada korkutucu bir sessizlik var. Açık pencerenin rüzgarıyla perde içeri doğru savruluyor. Odanın ışıkları yanıp sönmeye başlıyor.

Aslı (Ellerini birbirine çarparak): Yaşasın geldiler!

Ahmet Hakan: Bunlar Çarşı’nın hayaleti.

Aslı: Ee bunlar da olur.

Ahmet Hakan: Bunlar Çarşı’nın bandocuları, yine Taksim’e gidiyorlar. Hâlâ uyanamamışlar, “Her yer Gezi, her yer direniş” diye slogan atıyorlar.

Ahmet Hakan gürültücü Çarşı grubuna sesleniyor:

“Gezi bitti, sıra Mısır’a ne zaman gelecek?”

Ahmet Hakan’ın tezahürat yaptığını sanan Çarşı’cılar sadece sevimsiz bir gülüşle cevap veriyorlar.

İkili şanslarını tekrar denemeye kararlı, Gezi ruhunu yeniden çağırmaya koyuluyorlar.

Ahmet Hakan: Ey Gezi ruhu, geldiysen üç kere vur…

Gezi ruhu olsa belki gelecek ama yok işte.

Ne gelen var, ne geçen.

Bazı yazarlar kaç gündür Gezi’deki çevreleri Mısır’daki kanlı katliama tepki göstermeye, bu lanetli darbeyi kınamaya çağırıyor.

Üst üste yazılar, çağrılar kaleme aldılar.

Fakat havadan nem kaparak Taksim’e koşan Gezi ruhu, nedense Mısır için sokağa çıkıp iki slogan atamadı. Katliam karşısında kan dondurucu bir duyarsızlık ve soğukluk sergiledi.

Gezi ruhunu bu kadar allayıp pullamanın, pazarlamanın gerçekçi olmadığı böylece anlaşılmış oldu.

Yanı başlarında demokrasi korkunç bir şekilde katledilirken, onların kılının bile kıpırdamaması, yazarlarımızı da dehşete düşürmüş olmalı ki, durumu kurtarmak için iki de bir Gezi’cilere çağrı yapıp duruyorlar.

Ama onları sokağa çıkarabilene aşk olsun!

“Demokrasi”, “adalet”, “özgürlük” gibi değerleri dilinden düşürmeyenler, Mısır’daki katliama uzak durarak, bu değerlere ne kadar “uzak” olduklarını bizlere gösterdiler.

Mısır’daki darbenin ilk günlerinde bazı yazarlarımız Türkiye’ye model çıkarmaya çalışıyorlardı. Gezi’yle karşılaştırıyorlardı.

“Demokratik darbe” olabileceğini, “darbelerin demokrasinin önünü açabileceğini” savunuyorlardı.

Hatta “Mısır başardı, biz de başarabiliriz” diyenler bile çıktı. Ancak darbe, kanlı yüzünü gösterince sus-pus oldular.

Kanlı katliamı savunamayacaklarını fark ettiler.  Ve şimdi de “Ey Gezi ruhu, geldiysen üç kere vur” diyerek, ruh çağırma seansları yapıyorlar.

Gezi ruhu diye siyasi mühendislik ürünü bir algı oluşturuldu ve bu ruh, seçilmiş iktidara karşı şartlandırıldı.

Her fırsatta bu ruhu çağırıp, iktidara karşı kullanmaya çalışıyorlar.

Fakat Gezi ruhuna seslenirken, kulağıma çalınan ritim, bana çok eski bir sesi hatırlatıyor.

Aslında Gezi ruhu, diye eski bir ruha çağrı yapılıyor. Atatürk’ün “Gençliğe Hitabı”nı yüksek sesle okurken çıkan ritim gibi.

Çağrı Kemalist gençlere.  Aynen şöyle: “Ey Gezi ruhu, birinci vazifen…”