• 26.08.2013 00:00
  • (4235)

Abdullah Öcalan’ın “stratejik konum” talebi bir süredir tartışılıyor. Bunu tavır değişikliğine yoranlar oldu. Ancak bana göre bu tavır değişikliğinden daha çok mevcut pozisyonunu güçlendirmeye yönelik bir çıkış. Bu talebin karşılık bulup bulmaması bence yine Öcalan’a bağlı. Çözüm sürecinin İmralı’da belirlenen takvime uygun olarak yürümesi, Öcalan’ın “stratejik konum” talebinin gerçekleşmesini sağlayabilir. Fakat örgütün bir yandan çekilmeyi ağırlaştıran tutumu, bir yandan da sürecin ruhuna uygun olmayan tehdit ve şantaj dili Öcalan’ın beklentisini boşa çıkarabilir. Stratejik hesap yaparken, taktik hatalara düşmemek gerekiyor.  

Suriye, Rojava ve Mısır’daki gelişmeler ve içeride yaşanan Gezi süreci, Öcalan’ın hükümetten beklenti ve talep çıtasını yükseltmesine neden oldu. Bence bu talebinden dolayı onu suçlamak haksızlık olur. Etki sahası bu kadar genişlemişken, onun bunu değerlendirmek istemesi normal. Fakat anormal olan böyle bir talepte bulunurken uygulamada zaaflar yaşanması. Mesela çekilme süreci. Öcalan haziran, temmuz veya en geç ağustosta örgütten bu çekilme sürecini tamamlamasını istiyordu. Örgütün “Sonbahara kadar uzayabilir” yanıtına Öcalan tepki göstermişti. Ve çekilmenin çok hızlı bir şekilde sonuçlandırılmasını istemişti. Kürt hareketi çekilmenin devam ettiğini savunarak, bunun bir “sorun” olarak öne sürülmesini eleştiriyor. Ancak hükümetin çekilme sürecinin tamamlanmasının önemli olduğunu vurgulaması bir “bahane” olarak değerlendirilemez. 

***
Başbakan çözüm süreci başlarken Türkiye’ye bir söz verdi. Halka, silahların susacağını ve örgütün güçlerini sınır dışına çekeceğini duyurdu. Bu sözün gereğinin yerine getirilmesini beklemek hükümetin hakkı ve bunu kimse basite indirgememeli. 


Örgüt çekilmeyi tamamlamadığı halde sürekli hükümeti tehdit etmeye devam ederse süreci zora sokabileceği gibi Öcalan’ın bahsini ettiği “stratejik konumu” talebini de boşa çıkarır. Tabii örgütün kafası biraz farklı çalışıyor. Siyasal iktidarın zor durumda olduğunu değerlendirerek, tehditle, şantajla daha fazla taviz koparabileceğini düşünüyor. Fakat şunu göremiyor; bu tavır, tümden sürecin sonunu getirebilir. Çözüm sürecine bu kadar ciddi savaş açılmışken hükümeti sıkıştırmaya çalışmak hiç de akıllıca değil. 


Cemil Bayık, Milliyet’te yer alan bir demecinde aslında makul görüşler öne sürüyordu. O röportajda Ankara’nın sıkıntılarını anlayabilecek bir bakış açısı vardı. Fakat ardından “çekilen gerillalar da geri döner” açıklaması şık olmadığı gibi çözüm karşıtlarının işine yaradı. Kandil’den yapılan her tehdit unutulmasın ki burada çözüm karşıtı cepheyi güçlendiriyor ve hükümete baskı olarak geri dönüyor. 

***
Böyle küçük hesaplarla çözüm sürecine yaklaşmanın doğru olmadığı ortada. 


Öcalan stratejik hesaplar yapıyor, bu anlaşılır; ancak Kandil’in çekilmeyi ağırlaştırması, tehdit dilini sürdürmesi taktik bir hata. Öcalan’ın silahlı mücadeleyle ilgili ortaya koyduğu stratejik hedefi, örgütün taktik hesaplarla riske attığı, laçkalaştırdığı görülüyor.  Türkiye ile stratejik bir ittifak yapma iddiasını ortaya koyarken, bunun gerekleri de yerine getirilmeli. İmralı’nın mesajından Kandil, “tehdit” ve “şantaj” çıkarma yerine, “işbirliği” çıkarmalı. Madem büyük hesaplar yapıyorsunuz, o zaman küçük numaraları bir tarafa bırakın.