• 28.08.2013 00:00
  • (4130)

Ulusalcıların artık yeni bir adresi var; BBC Türkçe Servisi. Ulusalcı-ulusolcu televizyon, internet sitesi ve gazetelerde görmeye alıştığımız türden haberleri, son aylarda, BBC’den izlemeye başladık. Ulusalcı yayınlar üzerinden çözüm sürecine karşı çıkmak inandırıcılığını ve itibarını yitirdiğinden olsa gerek, bu nitelikteki haberleri, BBC’nin “saygın” kimliğinin arkasına gizleyerek dolaşıma sokuyorlar.

PYD ve Salih Müslim üzerinden Kürtleri, hükümete karşı kışkırtmak için olağanüstü bir “habercilik” performansı sergileyen BBC, şimdi de Kandil üzerinden aynı şeyi yapmaya çalışıyor. Son olarak Kandil’e kadar çıkıp Cemil Bayık’la görüştüler ve “Çözüm süreci çöküşe gidiyor” başlıklı haber yaptılar. BBC, “itibarlı” bir yayın kuruluşu olduğundan, bu “saygınlıktan” pay almak isteyen ulusalcı çevreler de haberin hızla yayılmasını sağladı.

Kandil de akıllı; ayağına gelen fırsatı değerlendiriyor. Hükümete bol bol tehdit yağdırıyor. Ankara’ya  “1 eylüle kadar adım atılmazsa süreç çöker, savaşa başlarız” mesajını gönderiyor.

Peki gidişat bu kadar kötü mü gerçekten?

Hayır, değil.

Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in önceki gün bir televizyon kanalına yaptığı açıklama önemliydi; Sadullah Ergin, “Moto mot olmasa da süreç ilk günkü takvime uygun olarak yürüyor” dedi.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın açıklaması daha önemliydi. Arınç, “Stratejik konum” talebinde bulunan Öcalan’ın durumunun zaten “stratejik” olduğunu ve böyle ele alındığını söyledi.

O halde Kandil’den yapılan açıklamaların niteliği neden böyle “tehditkar” diye sormak gerekiyor.

Aslında PKK meselesinde yeni bir olguyla karşı karşıyayız.

Kürt hareketi artık “siyaset” yapıyor.

Diğer partiler gibi.

Bu durumu sevdiler.

Sözün gücünü keşfediyorlar.

Politikanın inceliklerini öğreniyorlar.

Basını karşılarında bulduklarında satır aralarına gizli mesajlar göndermeye çalışıyorlar.

“Çözüm sürecinin amacı da zaten bu değil miydi?”, “Hani silahlar susacak ve politikacılar konuşacaktı?” diye itiraz edilebilir.

Evet ama şöyle bir sorun var; politikayı hala “silahla” yapıyorlar.

Çözüm sürecine kadar silahlar politikanın önündeydi. Şiddet, sözden önce geliyordu.

Bugün değişen ne?

Silah sıkılmıyor ama silahlar elden bırakılmadı. Şiddeti dilden düşürmüyorlar ve her söze “bismillah” der gibi illa da silahla başlıyorlar.

Bu siyaset tarzı doğru mu? Barış sürecinin ruhuna uygun mu?

Silahı koz olarak kullanmayı sürdürdükçe Kürt hareketi, politikanın evrensel dilini yakalayamıyor.

Yangın yerine dönen Ortadoğu’nun gerçekleriyle konuşuyorlar. Fakat bu şiddet dili, karşı şiddeti tetikliyor ve kamuoyunu tersi istikamette kışkırtıyor.

Ayrıca sorun sadece kullanılan “şiddet” dili de değil; Kandil’in politika yaparken hangi tarafa düştüğü de önemli.

Hükümete karşı muhalif olan çevrelere yakınlaşarak siyasal iktidarı sıkıştırabileceklerine dair bir ezbere sahipler.

Bu yüzden çözüm sürecine ilişkin olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nun ne kadar olumsuz çıkışı varsa, onları referans göstermekten çekinmiyorlar.

Kemal Kılıçdaroğlu’na göre hükümetin çözüm süreciyle ilgili yol haritası yok!

Oysa Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP’nin Kürt politikası, tamamen çözümsüzlük üzerine kurulu. Fırsat bulsalar çözüm sürecini bir kaşık suda boğacaklar. Bunu bilmeyen mi var?

Tamam politikada taktikler olabilir, türlü türlü numaralar yapılabilir.

Ama bazı ilkeler de olmak zorunda.

İki de bir “Süreci bozarız”, “Daha büyük savaş başlatırız” tehdidi, kimseyi güçlü göstermez. Savaş ve şiddet kozunu öne süren taraf aslında ahlaki ve siyasi olarak zayıf olan taraftır.

Bunu bilerek davranmakta fayda var.