• 30.08.2013 00:00
  • (4187)

 Uluslararası bir koalisyonun Suriye’ye müdahalesi gündeme gelince sol politikalar ön plana çıkma fırsatı buldu. Bunun nedeni sanırım uluslararası sol hareketin güçlü bir savaş karşıtı geleneğe sahip olması. Birinci Dünya Savaşı’na en güçlü itiraz Alman solundan gelmiş, milyonlarca insanın hayatına malolan bu korkunç savaşın sonuçlanmasında yine Rusya’daki sosyalist devrim etkili olmuştu. O tarihten günümüze savaş karşıtı politikalara ağırlıklı olarak sol hareketler öncülük etti.

Türkiye solu da bu tarihin bir parçası. Savaşın eksik olmadığı Ortadoğu’ya yönelik dış müdahalelere kendi sloganlarını ve politikalarını üreterek karşı çıktı. Fakat solun savaş karşıtı etkinliklerinin hükümetler üzerinde etkisi tartışılır. Temsil gücünün yetersizliği, çağın değişen değerlerini kavrayamamaları, özgün politika üretememeleri yüzünden iktidarlar üzerinde yeterli baskı gücü kuramadılar.

Suriye diktatörü Beşşar Esed’e müdahale gündeme geldiğinde de Türkiye solu bir mirasyedi gibi eski klişelere sarılmaktan öteye geçemedi. Suriye konusunda belirledikleri politikalar birkaç sloganla sınırlı kaldı. Yeni bir politika ve yeni bir slogan maalesef yok. Ancak daha önemli gördüğüm sorun, solun öncülüğünü ele geçiren grupların, son yıllarda Türkiye’deki sol hareketi Kemalist-laik elitin uzantısı haline getirmeleri. Kemalist sistemin solu, dindarlara ve Kürtlere karşı her zaman öncelikli ittifak grubu olarak görmesi ve hatta solu hep böyle değerlendirmesi sır değil. Bu ilişkinin Cumhuriyet’in kuruluş yıllarına kadar uzanan bir geçmişi var. “Emperyalizme karşı birlikte mücadele” için Anadolu’ya davet edilen Ahmet Suphi ve arkadaşlarının nasıl feci şekilde katledildiğini hatırlayalım. Kemalistler başları her sıkıştığında solu yardıma çağırmış ancak işler yoluna girdiğinde onları katletmekten de geri durmamıştır. 1960 ve 1970’lerde sol, darbecilerin hem ortağı, hem mağduru olmuştur.

1980 sonrası “sol”, artık eski “sol” bile değildir. Darbenin demir yumruğu altında ezildi. Demokratik sol hareket gelişemediği gibi sol eski heyecanını da kaybetti. Sosyal demokrat harekete dönen gruplar CHP potasında eritilirken, demokratik bir hareket haline gelmeye çalışan sol gruplar ise 28 Şubat’ta olduğu gibi darbecilerin yedeğine düşmekten kurtulamadı. İllegal sol örgütler içinse durum daha kötü oldu; o örgütler dönüşme becerisi gösteremeyerek, derin devletin operasyon gücü olarak kullanılmaya başlandı. Tabii Türkiye solunu bütün olarak bu genellemelerin içine koymadığımı vurgulama ihtiyacı duyuyorum. Demokratik siyasete sonradan ısınan pek çok sol grup halen bağımsız bir şekilde politika yapmaya çalışıyor.

AK Parti’nin iktidara gelmesi üzerine solun, Kemalist-laik çevreler nezdinde itibarı yeniden arttı. Beyaz Türkler, iktidar ile aralarındaki inişli-çıkışlı ilişkilerine göre solu yardıma çağırdı ve bu kesimlerden genellikle destek buldu.

Sol için bugün durum biraz daha vahim. “Popüler sol”, beyaz Türkler’in taşeronu haline gelmiş durumda. AK Parti’yle savaşta toplumun her kesimini yanına çekmeye çalışan Beyaz Türkler, solun popüler kesimi üzerinden tüm solu şemsiyesi altında tutmaya çalışıyor. Mesela Ece Temelkuran’ın, Birgün gibi sol iddialarla yola çıkan bir gazetenin başına getirilmesi, Cihangir’in popüler isimlerinin “yazar” olarak bu gazetede öne çıkması, solun bugünkü durumunu gayet iyi özetliyor.

Suriye’ye olası bir askeri müdahaleye karşı, solun yeniden eski klişelere sarılmasının altında dış politika üzerinden iktidarı vurmaya çalışan Beyaz Türkler’in beklentileri yatıyor. Esed’e müdahale Türkiye’yi ve dolayısıyla hükümeti rahatlatacak, bunun farkında olan çevreler ise “savaş karşıtı” bir hava oluşturarak muhalefeti geniş bir cepheye yaymaya çalışıyor. Solu da klasik savaş karşıtı söylemleri üzerinden, bu çatı altında tutmanın peşindeler.

Sol aslında sanıldığı kadar “geri” ve “klişe” değil, sadece Beyaz Türkler’in ihtiyaçlarının dışına taşamadıkları için bir türlü yeni slogan ve politika üretemiyorlar. Bu bağımlılık, solu içten içe çürütüyor, yozlaştırıyor.

Sol yeni bir soluk almak istiyorsa öncelikle Beyaz Türkler’in arka bahçesi olmaktan kendini kurtarmalı. Zira Beyaz Türkler’le ilişkiler sorgulanmadığı müddetçe, solun savaş karşıtı sloganlarının bir etkisi ve kıymeti olamaz.