• 20.09.2013 00:00
  • (3321)

Çekilmenin durması, İmralı’nın masaya yeni talepler sürerek KCK kararını desteklemesi, çözüm sürecinin gidişatını tartışılır hale getirdi. Silahlar susmuş olsa da kamuoyunda tekrar başa dönüleceğine dair endişeler belirmeye başladı. Haklı olarak çözüm sürecinin geleceği merak ediliyor. Bu konuda üç senaryo yazılabilir.

1-PKK yeniden silaha sarılır, çözüm süreci biter, çatışmalı günlere geri döneriz.

2-Çekilme dursa da ateşkes devam eder, bu denge çatışma ve ölümler yaşansa bile seçimlerden sonraya kadar korunur.

3- İmralı’da görüşmeler yeni bir nitelik kazanır, çekilme süreci tamamlanarak eve dönüşler gündeme gelir.

En kötü senaryodan başlayalım. PKK’nın tekrar silaha sarılması ihtimal göz ardı edilemez. KCK-BDP-İmralı cephesi her geçen gün bu olasılığı daha da güçlendirecek mesajlar veriyor. BDP lideri Demirtaş, dün bu konudaki bir soruyu “KCK yeni bir karar alabilir” diyerek yanıtladı. Bu sözlerin anlamı açık; “Evet, örgüt silaha tekrar sarılabilir!” Kürt hareketi, küçük adımlarla tekrar başa dönme çabası içinde olduğu izlenimi veriyor. Daha çıkmayan demokratikleşme paketini “yok hükmünde” ilan etmeleri, itibarsızlaştırmaları bu yüzden. Bahane arayan halleri var. Yerine getirilmesi zor talepleri öne sürerek pek uzlaşma görüntüsü vermiyorlar. Talep çıtasını yükselterek, masadan kalkan taraf olmak istemiyorlar. Sürecin başındaki iç ve dış koşullar değiştiğinden, iktidarı yeni taleplerle sıkıştırmaya çalışıyorlar. Yüksek fayda elde etme peşindeler. Tutumları “ya bütün taleplerimiz şartsız kabul edilir ya da tekrar silaha döneriz” biçiminde.

Çözüm sürecinin gidişatı açısından bu senaryonun gerçekleşme ihtimalini tümden yok saymamakla birlikte pek güçlü bulmuyorum. İktidar, demokratikleşme paketiyle şiddet seçeneğini en az seviyeye indirecektir. Şiddete kaynaklık eden nedenler ortadan kalktığında örgütün silaha yönelmesi zor olacaktır. İktidarın stratejisi, şiddete çıkan bütün kapıları kapatmaktır. Kürt hareketinin bu kapıları atlayarak şiddete yönelmesi imkânsız değil ama zor. Bu açıdan birinci senaryonun gerçekleşme ihtimali zayıf.

İkinci senaryo şu andaki mevcut durumu yansıtıyor. Örgüt yaklaşan seçimler nedeniyle çekilmeyi gündeminden çıkardı ancak silahları konuşturmaya da niyetli değil. Eskisi gibi karakol basmaya, saldırılar düzenlemeye kalkışamayacak. İktidar da bir yandan çekilmenin sürmesini masada tutarken, diğer yandan çatışmalı günlere geri dönüşün yollarını kapatmaya çabalayacaktır. Aslında buna “tehlikeli denge” dönemi diyebiliriz. Bu durumun korunabilmesi için tarafların çok dikkatli olması gerekiyor. Ancak böylesi süreçler dışarıdan etkilenmeye fazlasıyla açık olur. Çatışmalar kaçınılmaz olabilir. Örgütün silahlı varlığı ve etkinliği askeri operasyonları tetikleyebilir. Mevcut duruma bakıldığında çözüm sürecinin bu ikinci senaryoya göre şekil alması daha gerçekçi görünüyor.

Üçüncü senaryo ise çözüm sürecinin tekrar rayına girerek devam etmesi (ve tarafların kendini silah tehdidi altında hissetmeden masada kalmayı sürdürmesi). Bu seçenek şimdilik İmralı’daki görüşmelerin nitelik kazanmasına bağlı görünüyor. Öcalan’ın bu konuda ikna edilmesinin zor olduğunu düşünmüyorum. Madem sürecin önemli aktörlerinden biri Öcalan, o halde, onun önünü açma görevi de devlete düşüyor. Zaten bu sürecin en önemli özelliği de bu değil miydi? Muhatap olarak Kandil veya BDP’nin yerine Öcalan’ın seçilmesi tesadüf değil. Öcalan’ın bu çıkışının önceden hesaplandığını sanıyorum. Bence süreç çekilme ve dağdakilerin eve indirilmesiyle sonuçlanacaksa, Öcalan’ın önü açılmalı ve eli güçlendirilmelidir. Böylece çözüm sürecine kaldığımız yerden devam edebiliriz.