• 6.10.2013 00:00
  • (4320)

 Abdullah Öcalan ile Atatürk posteri ve Türk bayrağının yan yana gelmesi/getirilmesi sistemi korkuttu mu? Sırrı Süreyya Önder, ABD’de katıldığı Gezi konulu bir konferansta yöneticilerin bu görüntülerden dolayı çok korktuğunu söylemiş.

Önder, Atatürk posterleri ve BDP flamalarının Türk bayrağıyla bir araya gelmesinin “halkların kardeşliği” anlamına geldiğini savunuyor. Ama nedense bu görüntüler bana halkların kardeşleşmesinden daha çok BDP’nin, Kürt CHP’sine dönüştürülmesini anlatan bir film gibi görünüyor.

Türk bayrağı ile Atatürk ve Öcalan’ı yan yana getirmek, bu iki figürü yeni siyasal ortaklıkların harcı yapmak kolay değil. Ama yine de bunun tümüyle imkansız olduğunu söylemek zor. Olabilir; Kürt hareketi, konjonktürel olarak AK Parti’ye karşı Türk ulusalcılarıyla yakınlaşmak isteyebilir. Tabanda olmasa bile iki tarafın yöneticileri, bu isteği gizlemiyor. Ancak bunun kalıcı bir ilişkiye dönüşmesi zayıf. Zira Kürt sorunu tam da bu Cumhuriyet’i kuran zihniyetin sonucudur.

Bu kurucu kadro, 1940’a kadar Kürtlere karşı aralıksız katliam seferleri düzenlemiştir. Dersim katliamı gibi. Ermeni, Rum, Yahudi, Süryani katliamlarından ise hiç bahsetmiyorum.

- - -

Ulusalcılar, bu siyasi mirası temsil ediyor. Ulusalcıların siyasal iktidar karşısında yaşadığı açmazın nedeni bu tarih. Geçmişle yüzleşmediler, hâlâ geçmişin yapı ve kurumlarını savunuyorlar. Kürt hareketinin de aynı açmaza sürüklenmesi siyasal bir intihar olur. Ulusalcılarla ittifakın kişilerin siyasal geleceğine katkısı olabilir.

Bu ittifak örgüt için başaralı bir formül gibi görünebilir; ancak Kürtlerin geleceği açısından akıllıca bir formül olmaz. Küçük bir başarı ihtimali olsaydı o yolu defalarca yoklayan Öcalan, çoktan sonuç alırdı. Sırrı Süreyya, Newroz’da bizzat okuduğu Öcalan’ın tarihi mesajını çoktan unutmuşa benziyor.

O mektupta Öcalan, çözüm stratejisini 1000 yıllık kardeşlik bağına dayandırmaya çalışıyordu, 80 yıllık Cumhuriyet tarihine değil. Şöyle diyordu Öcalan: “Saygıdeğer Türkiye halkı, bugün kadim Anadolu’yu Türkiye olarak yaşayan Türk halkı bilmeli ki, Kürtlerle bin yıla yakın İslam bayrağı altındaki ortak yaşamları, kardeşlik ve dayanışma hukukuna dayanmaktadır. Gerçek anlamında bu kardeşlik hukukunda, fetih, inkâr, ret ve imha yoktur, olmamalıdır.” 

Abdullah Öcalan, siyaseti Kürtlerin varlığı üzerinden kurguladığı için bin yıllık bir geçmişi ortak yaşama harç yapmaya çalışıyor. Yani toplumsal desteği en büyük ittifakı kurmaya, kazanmaya çabalıyor. Öcalan için bu ittifakı kurmayı başarmak onlarca savaşı kazanmaktan daha değerli. Yarattığı örgütün geleceği, bu ilişkinin kurulmasına bağlı.

- - -

Sırrı Süreyya’nın başını çektiği ve BDP-KCK içinde de yansımasını bulan bir çevre ise örgüt çıkarları ve kişisel hesaplar üzerinden ulusalcılarla yakınlaşmaya sıcak bakıyorlar. Daha doğrusu alttan alta böyle bir yakınlaşmayı kurmaya çalışıyorlar. Ulusalcıların elleri zaten şimdiden solun aracılığıyla Kürtlerin cebinde. BDP yöneticileri buna açıkça çanak tutuyor. Böyle bir ittifaktan ulusalcılara belki bir şey çıkabilir ama Kürtlere bir şey çıkma ihtimali neredeyse hiç yok. Unutmayalım; ulusalcıların KCK’yla yakınlaşmasının esas nedeni Öcalan’ı dengelemektir. Siyasal iktidarın Öcalan’la kurduğu ilişkiye, ulusalcılar da BDP ve KCK’yla yakınlaşarak cevap veriyor. Süreci ancak böyle dengeleyebileceklerini düşünüyorlar. Ana akım medyadaki ulusalcı yazarların, birdenbire KCK’dan daha KCK’lı kesilmesinin nedeni budur.

Sorunun kaynağı olan siyasal güçlerle ittifak kurarak çözüme gitmek tezi, saflık değilse bir aldatmacadır. Bu görüş, gerçek hayatta karşılık bulamaz. Ama iyi bir politik dramanın konusu olabilir.