• 13.10.2013 00:00
  • (3545)

 Çözüm sürecinin başladığı ilk günden bu yana “demokratikleşme olmadan barış olmaz” sloganı tartışılıyor.

Bu konuyu tartışmakla kuşkusuz iyi ediyoruz.

Her ne kadar bu gündem siyasal iktidarı tek taraflı eleştirmek, yıpratmak hatta çözüm sürecini zora sokmak için öne çıkarılmış olsa da ben tartışmayı zararlı bulmadım.

İçinde demokrasi ve barış geçen tartışmaların her zaman için yararlı olduğunu düşünüyorum.

Ancak bu tartışmanın bugüne kadar tek taraflı yürütüldüğü daha iyi anlaşılıyor.

Çözüm için demokratikleşme hamlelerine hız vermesini istediğimiz AK Parti hükümeti kadar, demokratik Kürt siyasetini vesayet altında tutan, bu vesayeti gittikçe kurumsallaştırmaya çalışan KCK yapısının da demokratikleşmesi gerekmiyor mu?

Çözüm için sadece tek tarafın demokratikleşmesi yeter mi?

Bakın demokratik Kürt siyasetinin iki önemli ismi, hatta lideri Selahattin Demirtaş ve Osman Baydemir siyasi hayatlarını kendi arzularına göre belirleyemiyor.

Ne yalan haber, ne de dezenformasyon.

Osman Baydemir, günlerdir yalanlanan, ana akım medya tarafından da özellikle karartılan bu gerçeği açıklamak zorunda kaldı.

İspanya’da katıldığı bir konferansta Baydemir, aday olmayacağını ve bundan sonra sivil toplum kuruluşlarında çalışmalarını sürdüreceğini duyurdu.

Yani siyasi kariyerine son noktayı koyacak Baydemir.

Neden?

Kandil böyle istedi diye.

Yıllardır Baydemir’i kendilerine rakip gördükleri için yapmadıklarını bırakmadılar.

Yıprattılar, itibarsızlaştırdılar, aşağıladılar, horladılar.

Gözden düşürmeye çalıştılar.

Ancak halk nezdinde karizmasını ve etkisini kıramadıkları için şimdi tepeden inme formüllerle belediye başkanlığına aday olmasının önünü kestiler. Siyasetin kapılarını da sıkı sıkıya kapadılar.

BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ı istifa noktasına getiren dayatma da Kandil kaynaklı.

Seçimlerden sonra Demirtaş da başkanlığı bırakmak zorunda. İstediği yerden aday olmasının ise önünü kestiler.

Kandil’in demokratik Kürt siyasetini yeniden dizayn etme projesi, Kürt siyasetçilerin kariyerini bitirme noktasına getirdi.

Kandil’in stratejisi, seçim sonrası BDP’nin kazandığı belediyeleri bir merkezden hükümet gibi yönetmek. Bunun için Kürt siyasetini tümden KCK’lılaştırmayı planlıyorlar.

Tepeden inme siyasi operasyonlarla Kürt siyasetçileri tasfiye ediyorlar.

Ben PKK’nın da, KCK’nın da legalleşmesini destekliyorum.

Silahı bırakıp siyaset yapmalarından yanayım.

Bu kanlı açmazdan başka kurtuluş yolu yok.

Ancak demokratik alan üzerinde vesayet kurmalarına karşıyım.

Kürt siyasetçilerin Kandil’in vesayeti altında olduğunu zaten biliyoruz, bu eski bir durum.

Ama çözüm süreci bu vesayetin pekişmesinin aracı olamaz.

Kimse de “çözüm” adına bu vesayeti savunamaz.

Çözüm süreci, PKK’nın tek partici otoritesini güçlendirmek için başlatılmadı; bugüne kadar siyaset koşullarının olmadığını savunup silahlanarak dağa çıkanlara yer ve alan açmak için geliştirildi.

Çözüm süreci demokratik alanın genişletilmesini öngörüyor, PKK’nın demokratik alan üzerinde vesayet kurmasını değil.

PKK’nın “Tek parti, tek bayrak, tek lider” sultasını görmeden, “demokrasi olmadan barış olmaz” demek, çözüm sürecine olduğu gibi Türkiye’nin demokratikleşmesine ve Kürt sokağının çoğulculaşmasına zarar verir.

Madem derdimiz demokrasi o halde bu tartışmaları tek taraflı sürdürmeyelim. Zira demokratikleşme paketini bile yetersiz görüp diğer yandan Kürt siyasi alanı üzerindeki kıyıcı KCK otoritesini görmezden gelmek tutarlı olmaz. Haksızlık yapmayalım, bi