• 3.11.2013 00:00
  • (3748)

 Murat Belge çok değer verdiğim bir isim. Yazılarını hep ilgiyle okudum, okuyorum. Ayrıca Taraf’ta uzun süre birlikte yazdığımız için kendimi hep şanslı hissettim. Başbakan Erdoğan’ın “diktatörsem seçimle düşürün” sözlerini ele alan yazısını okuyunca günlerdir aklımda olan bir konuyu tartışmanın yararlı olacağını düşündüm. Belge gibi pek çok yazar Gezi olaylarıyla birlikte bu konuyu tartışıyor. Erdoğan’ı bazen diktatör olarak niteliyor, bazen de otoriter bir lider olarak değerlendiriyorlar. Hisleri gidip geliyor, net bir görüşe sahip olamıyorlar; böyle anlarda genellikle “diktatörlük eğilimi taşıdığını” söyleyerek işin içinden çıkmaya çalışıyorlar. En fazla yoğunlaştıkları nokta ise seçimle gelen bir liderden diktatör çıkıp çıkmayacağı; gözler önünde olup bitene, bugüne bakarak değil de, görüşlerini desteklemesi için tarihten kanıt toplamaya çabalıyorlar. Elle tutulur, şöyle herkesin aklına yatar bir örnek bulup çıkardıklarında her şeyi kanıtlamış olacaklar!

Diğer yazarlar gibi Belge’nin de en çok yararlandığı örnek Nazi Almanyası. Hitler’in siyasi serüveni bu konuda en popüler örneği oluşturuyor. Pek çok yazar buna bakarak “Evet, seçimle gelen diktatör olabilir” sonucuna ulaşıyor. Bu tesbitten sonra Erdoğan’ın diktatörlüğünü kanıtlamaya bir adım kalıyor. Başbakan’ın değişik tarihlerde yaptığı konuşmalardan bulup çıkarılan birtakım sözler örnek gösterilerek Erdoğan’ın diktatör olduğu kanaatine ulaşılıyor.

Bir liderin diktatör olup olmadığını kanıtlamak için bu yazarların kendilerini bu kadar paralamalarını doğrusu anlamakta zorluk çekiyorum. Oysa matematik problemi değil bu, çözmek için yıllarca bir odaya kapanmayı, formüller, denklemler geliştirmeyi gerekli kılsın. Kendisini belli etmeyen bir diktatör mü olur? Diktatörleri tanımak için -Belge’nin hazırlamak için kendisini hasrettiği gibi- bir kerrat cetveline mi ihtiyacımız var? Görünce neden tanımayalım? Özenle hazırlanan “diktatörü tanıma kitapçığına” bakarak mı diktatörü tanıyacağız? İlk filozofları okurken bile ben bu kadar yorulduğumu hissetmemiştim, diktatörlük tarifi bu kadar zor olmasa gerek diye düşünüyorum. Tarih, felsefe, psikoloji, matematik bilmeden de diktatörleri tanımanın bir yolu olmalı. Aklı bu kadar yormaya ne gerek var?

Burada dikkat çeken Erdoğan’ı diktatör ilan edeceğiz diye bu yazarların bütün birikimlerini kullanmaları. Fakat kendi birikimleri bile bunu kanıtlamaya yeterli gelmiyor anlaşılan. Bu konuda ciltler dolusu yazı kaleme almalarına rağmen hala 20. yüzyıldan örnek toplama safhasını aşıp bugüne gelemediler. Bence bu konuda Erdoğan’ı fazlaca takıntı yaptılar. Erdoğan’ı objektif analiz etme yerine gerçeği zorlayan tesbitlerde bulundular. Abarttılar. Şimdi de bu yanılgılarını destekleyecek kanıtlar bulmak için tarihin derinliklerine inme ihtiyacı duyuyorlar. İçine düştükleri açmazdan okuyucuyu/toplumu yanılgıya düşürerek kurtulmaya çabalıyorlar. Çoğu yazar Murat Belge’nin yaptığı gibi, Erdoğan’ın diktatör olduğuna dair görüşlerine itibar etmeyen toplumu suçlamaya, “halkın bilerek isteyerek diktatörlüğü seçebileceğini” söylemeye başladı. Burada topluma haksızlık yapıldığını vurgulamak isterim. Türkiye halkının “diktatör sever” bir halk olduğunu düşünmüyorum. Halkların diktatör sevebileceğini de sanmıyorum. Halkı bilinçsiz “yığınlar”,”köylüler” ve “kitleler” topluluğu olarak görmenin, bu değerlendirmelerde etkili olduğunu tahmin ediyorum.

Murat Belge ve diğer pek çok aydının aksine ben askeri vesayeti kaldıran, demokratik sistemi güçlendiren, hiç olmadığı kadar ekonomik refahı arttıran ve Cumhuriyet’in en büyük sorunu olan Kürt meselesinde önemli reformlara imza atarak şiddeti aradan çıkaran bir lideri diktatör olarak değerlendiremiyorum, demokrat bir lider olarak görüyorum.

Tarihin de Erdoğan’dan böyle bahsedeceğinden hiç kuşkum yok.