• 10.11.2013 00:00
  • (3353)

 Başbakan Erdoğan’ı toplum mühendisliğine soyunmakla suçlayan köşe yazarlarına, gazetecilere bakıp ciddiye almak istiyorum ama bunu yapabilmek kolay değil, bunun için gerçekleri fazlasıyla eğip bükmek gerekir. Erdoğan’ın devlet zorbalığını evimize kadar sokacağı iddialarını dinledikçe endişelenmek, korkmak istiyorum ama bu kez de paranoyak olmaktan korkuyorum. Gerçeğin sınırları içinde kalmanın daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum. Zira Erdoğan, mahremiyeti hiçe sayılan, evine gizlice girilip dinlenilen bir isim. Sadece evinde değil, Erdoğan’ın çalışma odasında da ‘böcek’ belirlendi. Birkaç ay önce Dolmabahçe’deki çalışma ofisinin basılmak istenmesini ve AK Parti Genel Merkezi’ndeki makam odasının roketle vurulmasını da bir yana bırakıyorum.

Erdoğan’ı zorba ilan eden kalemlerin çoğu aslında yazarlık hayatını devletin zorbalığını savunmakla, polis ve askerin evimizin içine girmesini meşrulaştırmakla geçirdi. Bakmayın şimdi çoğunun anlattığı kahramanlık hikayelerine; istisnasız hepsi palavra, övündükleri sahte savaş yaraları…

- - -

Erdoğan’ı muhafazakar toplum mühendisliği yapmakla suçluyorlar ama aslında kendileri siyaset mühendisliği yapıyor.

İşi öyle abarttılar ki şimdi de AK Parti içinde bir hizip yaratma peşine düştüler. Bir yandan Başbakan’ı her şeye karışmakla suçluyorlar ama diğer yandan AK Parti’nin içini karıştırmakta bir sorun görmüyorlar. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın sitem dolu sözleriyle yeniden heyecanlandılar. Aceleyle parti içi “çatlak” analizleri yapmaya başladılar. Ertuğrul Özkök gibi “yarını bekleyemedim” anonslu yazılar kaleme alıp “AKP Erdoğan’ın malı değildir” diyerek, parti içinden Başbakan’a “kazan kaldıracak” bir grup çıkarmayı umuyorlar. “AK Parti’nin yeni sürümünün” vaktinin geldiğini müjdeliyorlar yazılarında. Haksız sayılmazlar; bu yazarlar, o kadar çok lider, hükümet, parti, politikacı eskittiler ki, Erdoğan’ın 11 yıllık iktidarı onlara “sonsuz” derecede uzun geliyor.

- - -

“Değiştim” diye kitaplar yazan Hasan Cemal’in hikayesi bence muhalefetin de hikayesini çok güzel özetliyor. Muhalefet, Türkiye’nin işlerini eskisi gibi görmek istediği müddetçe bir değişimden bahsetmek mümkün değil. Konu Başbakan’ın eleştirilmesi, hükümetin icraatlarının mercek altına alınması ve iktidara yönelik sıkı muhalefet edilmesi değil; sorun, hala askerden kalma siyasi mühendislik yöntemleriyle, eylem planlarıyla Başbakan’ı “hizaya” getirme, iktidar partisini bölme ve siyaseti yeniden dizayn etme çabasıdır.

Türkiye’nin eski muktedirleri siyasal sistemi bu tür operasyonlarla şekillendiriyordu; seçmen unsuru hiçbir şeydi, güç merkezleri ise her şeydi! Devlet mekanizması topluma bırakılamayacak kadar ciddi bir mesele olarak görülüyordu. Bir Başbakan’ın çıkıp bu eski geleneği hiçe sayması şimdi büyük bir “suç” olarak görülüyor ve Başbakan’a had bildirilmek isteniyor…

Neyse ki halk bu çevrelerin sözlerine pek kulak asmıyor; çünkü AK Parti’nin, devletin asker ve polisini milletinden evinden, yatak odasından çıkardığını biliyor. Tecrübe önemlidir, insanlar söylenenlere değil yaşadıklarına önem verir. Halk Başbakan’ın evine, odasına, çalışma ofisine giren devleti, zorbaları gayet iyi tanıyor; bu halk artık pamuklara sarıp sarmaladığınız yalanlara kolay kolay kanmaz.