• 20.12.2013 00:00
  • (3284)

 Önce tatlı dille konuştular.

Olacakları güzel güzel anlattılar.

“Büyük savaş çıkacak” dediler.

Medya yöneticilerini, gazetecileri, yazarları, sosyal medya aktörlerini açık açık uyardılar; “Erdoğan’a destek çıkanlar pusuya yatan sembolik suikastçılar tarafından indirilecek, araya girenler harcanacak” diye şantaj yaptılar.

Ve bir gece ansızın düğmeye bastılar.

Seks kasetleri servis edilmeye başlandı.

Pusuda bekleyen kişilik suikastçıları, önceden belirlenmiş hedefleri tek tek avlamaya çıktı.

Özenle hazırlanmış, biriktirilmiş dosyalar yargı üzerinden devreye konuldu.

Şimdi bu tabloya bakıp “Yargı işini yapıyor, her ülkede olduğu gibi yolsuzlukları soruşturuyor” korosuna inanmamızı bekliyorlar.

Bu tablo bize ancak Yargı ve Emniyet’te otonom bir grubun, çetenin işini yapmayı çoktan bıraktığını ve bütün mesaisini seçilmişlere yönelik siyasi operasyon düzenlemeye ayırdığını gösterir.

Yolsuzluklar yok mudur?

Elbette vardır.

Rüşvet alan yok mudur?

Tabii ki vardır.

Soruşturulsun mu, soruşturulsun.

Ucu kime dayanırsa, nereye kadar giderse gitsin.

Hükümet bunun gereğini yapmalıdır.

Erdoğan’ın yolsuzluğa bulaşanları yanında tutması mümkün değil. Bunu gelecek günlerde göreceğiz.

Ancak kimse bizi “rüşvet ve yolsuzluk” kılıfına büründürülmüş, Türk siyasetini yeniden dizayn etme amacıyla başlatılan bu operasyonu alkışlamamızı, içimize sindirmemizi beklemesin.

Kimseyi aldatmaya gerek yok!

Bu operasyonun yolsuzluk soruşturması olduğunu ileri sürecek, savunacak aklı başında tek bir insan bulamazsınız.

Halk, bu operasyonların Erdoğan’a karşı siyasi bir girişim olduğunu daha ilk anda sezdi.

Kimseyi kandırmayın!

Yargının yaptığı mali bir operasyon değil, siyasi bir operasyon. Planlı, programlı, uluslararası bağlantıları ve destekçileri olan darbe gibi bir operasyon!

Şu gerçeği artık görelim: Türkiye’nin eski güçleri birleşti.

Cemaat, Ergenekon, 28 Şubat güçleri, İstanbul sermayesi, Erdoğan’ı devirmek ve yeni bir vesayet sistemi kurmayı amaçlıyor.

Bugüne kadar bu gerçek görülmediği için yapılan her operasyon “şok” etkisi yarattı. Bu cephenin attığı her adıma hazırlıksız yakalanıldı.

Artık bu gerçeği görmenin ve adını koymanın vakti geldi.

Gezi, bu güçler arasında kurulan gizli ittifakın geliştirdiği bir operasyondu; bu son girişim ise bu güçlerin açık ittifakının sonucu.

Hükümet sürece yayılmış 28 Şubat benzeri bir darbe girişimiyle karşı karşıyadır. Bunun artık tartışılacak bir yanı kalmadı. 28 Şubat davasının tutuklu kalan son sanıkları, özellikle de 28 Şubat darbesinin simge ismi Çevik Bir de dün tahliye edildi. Bu tahliyelerin haberini yine diğer “gizli” yürütülen soruşturmalarda olduğu gibi Cemaat’in sosyal medyadaki isimleri tarafından, “yarınki sürprizlere hazır olun” mealindeki mesajlarla duyuruldu. “Bağımsız yargı”, “soruşturmanın gizliliği” gibi propaganda sözlerine artık kimse kanmıyor.

Hükümet önümüzdeki günlerde vesayetçi cephenin sürece yaydığı yeni operasyonlarla karşı karşıya kalacak. Siyaset kurumu, gecikmeden demokratik hukuk devleti içinde ve yetkisi dahilinde olan bütün enstrümanları kullanmalı. Şimdilik söylenebilecek en net şey; Türkiye’nin bu vesayet dayatmalarına boyun eğmeyeceğidir.