• 2.03.2014 00:00
  • (3185)

 Muhalefet liderlerine bakıyorum; bir anda cemaatin "yolsuzluk" kumpasının ortağı haline geldiler. İktidarı devirme hesapları yapıyorlar. Oysa hileyle, komployla, şantajla, tuzakla, arkadan vurmalarla, ihanetle, gizli operasyonla, darbeyle siyasi bir başarı, zafer elde edilemez.

Ana muhalefet partisiyle başlayalım. Kemal Kılıçdaroğlu, partisini Gülen cemaatinin siyasi uzantısı haline getirmeyi başardı. Bu sürecin uzun bir süre önce planlandığı kanısındayım. Deniz Baykal'a yönelik kaset komplosuyla başlatabiliriz bu süreci. Baykal'ın tasfiye edilmesiyle Kemal Bey'in önü açıldı. Bu aynı zamanda CHP'nin cemaatin siyasi hedefleri doğrultusunda hareket etmesini sağlayacak dönüşümün de başlangıcıydı. Baykal'ın laik-ulusalcı CHP'sini Kemal Bey, cemaatin siyasi sözcülüğünü yapan bir partiye çevirdi. Kaset komplosunun kurbanı CHP, Kemal Bey'in yönetiminde kaset komplosu kurar hale geldi. Cemaatin tapelerine karşı mücadele eden Baykal'ın CHP'si, bugün, tapelere ev sahipliği yapar oldu. Kemal Bey'in bu hizmeti ne adına verdiğini tabii bilemiyorum. Kılıçdaroğlu, genel başkanlığa getirilmesinin diyetini ödüyor olabilir.

Ana muhalefet liderinin gündeme gelen "yolsuzluk" iddialarını kullanmasını "normal" bulanların sayısı az değil kuşkusuz. Yaklaşan seçimler öncesi CHP'nin iktidarla ilgili ortaya atılan her türlü iddiaya, suçlamaya sarılması yadırganamaz. Liderler biraz da fırsatçı olur. Buna da katılıyorum. Keşke yaşananlar bu kadar basit olsa ve her şeyi "seçim hesabı" olarak görebilsek. CHP'nin sıkı muhalefet yaptığı düşünülüyor; oysa CHP, maalesef siyaset bile yapmıyor. İktidarla kıran kırana seçim rekabeti yürütmüyor. Sokaklarda, meydanlarda siyasi hedeflerini anlatmıyor. İktidarı devirmek için kendi projesi yok. Cemaatin projesiyle seçime giriyor. Sorun da burada zaten. CHP, derin yapının hükümete yönelik başlattığı darbe operasyonunda kullanılıyor, cemaatin ihtiyaç duyduğu siyasi sözcülük görevini yapıyor.

Planı kuran CHP değil, hedefleri belirleyen CHP değil; ama CHP, tuzağı kuranın, darbeyi planlayanın, zamanlamayı belirleyenin ortağı. Cemaatin planladığı, yürüttüğü darbe operasyonunda siyasi bir enstüraman konumunda. Peki bunun CHP'ye faydası ne? Kılıçdaroğlu, partisini cemaatin projesiyle seçime sokarak tarihi bir fırsatı tepmiş olmuyor mu?

MHP için aynı şeyleri söylemek kuşkusuz mümkün değil. Devlet Bahçeli, hükümet aleyhinde piyasaya sürülen şantaj kasetlerini seçimlerde oya dönüştürme peşinde. Bu da siyasetin doğasında var. Buna fırsatçılık diyebiliriz ki, bence normal. Ancak Bahçeli'nin de Kılıçdaroğlu gibi darbe operasyonunun uzantısı haline getirilmek istendiği görülüyor. Başbakan Erdoğan ile oğlu Bilal'e ait olduğu öne sürülen kasetlerin piyasaya sürüldüğünün akşamı MHP'nin "olağanüstü toplantı" yapması hayra alamet değil. Kayıtları internete sızdıranların "olağanüstü" bir hava oluşturmak amacıyla Bahçeli'yi teşvik ettiği ortada. Yine de Bahçeli'yi ikna çalışmalarının tümüyle sonuç verdiğini düşünmüyorum.

BDP'nin aldığı/alacağı tutum ise merak konusu. BDP'lilerin bu süreci darbe olarak gördüğü aşikar. Bu süreci darbe olarak düşünmeyen tek bir BDP'li olduğuna da inanmıyorum. Bu saatten sonra kalkıp darbe operasyonunun ortağı haline gelmeleri imkansız. Fakat BDP lideri Demirtaş'ın darbe cephesine katılmasını sağlamak için ikna edilmeye çalışıldığı açık. Başbakan'ın kayıtlarının internete sızdırılmasının ertesinde "çözüm süreci bitti" türünden üst perdeden açıklama yapması, parti yönetiminden ve çalışma arkadaşlarından habersiz "Diyarbakır'da olağanüstü toplantı yapacağız" demesi, Demirtaş'ın yakan markaja alındığını ve ikna edilmeye çalışıldığını gösteriyor. Ama ne Demirtaş'ın ne de diğer BDP'li yöneticilerin bu oyuna gelmeyecek kadar tecrübeli ve ileri görüşlü olduklarına inanıyorum.

Hileyle, entrikayla, dolapla, kumpasla, tuzaklarla, darbe operasyonlarıyla hiçbir siyasi parti başarı veya zafer elde edemez, hiçbir sonuç alamaz. Zira tarih, darbecileri darbeci olarak kaydediyor sayfalarına, kahraman olarak değil.