• 8.03.2014 00:00
  • (2728)

 Seçimler yaklaştıkça dinleme kayıtları, montaj kasetleri ve şantaj dosyaları daha fazla öne çıkmaya başladı. Muhalefet cephesi, özellikle de ana muhalefet partisi, neredeyse bütün seçim çalışmasını servis edilen bu materyaller üzerinden kurgulamış durumda. Siyasal iktidarı köşeye sıkıştıracak her malzemenin değerlendirilmesi, kullanılması çok yanlış değil elbet; ancak derin yapı tarafından servis edilen kasetlere dayanarak yapılan siyaset, muhalefetin meşru zeminden uzaklaştığına da işaret ediyor. Muhalefetin ipleri gittikçe derin bir yapının eline geçiyor. Derin devlet, muhalefet cephesini bugün AK Parti'nin oylarını aşağı çekmek için kullanıyor, yarın peşine taktığı muhalefeti sokağa çıkması için kışkırtacak, ardından da meşru hükümeti devirmek için darbeye zorlayacak…

Demokratik siyaset zemininden uzaklaşan muhalefetin sonuçta gideceği başka yer de yok. Bakın şimdiden seçimlere hile karıştırılacağı söylentileri yayılmaya başlandı. Bu, seçimler sonrasına ilişkin derin devletin planlarına işaret ediyor. Daha doğrusu paralel devletin, kontrolünü ele geçirdiği muhalefeti öyle kolay kolay boş bırakmayacağını gösteriyor. Muhalefeti seçimlere kadar kullanıp bir köşeye atmayacaklar, seçimlerden sonra da kullanmaya devam edecekler. Sırada cumhurbaşkanlığı seçimleri, sonra da genel seçimler var.

Ana muhalefet partisinin ipleri tümden cemaatin kontrolüne geçmiş durumda. Kemal Kılıçdaroğlu'nun bunu gönüllü yaptığı anlaşılıyor. CHP yönetimi de maalesef buna göz yumuyor. Bunun nedeni CHP'nin siyasete yönelik dışarıdan müdahalelere bugüne kadar uzak duran bir parti olmaması. Siyaset dışı müdahaleler CHP'ye hep cazip gelmiştir. Askeri vesayet olmazsa, yargı-polis vesayeti, bu da olmazsa Mısır gibi, Ukrayna gibi darbe de olur. Sandıkta elde edemeyecekleri bir başarıyı kim sunarsa onun peşinden gitmeye hep hazırlar.

Tabii ülkedeki muhalefet sadece CHP'yle sınırlı değil; ciddi bir anti-Erdoğan cephesi oluşmuş durumda. Bu cephe ulusalcılardan solculara kadar geniş toplumsal kesimleri içine alıyor. 12 yıllık AK Parti iktidarından memnun olmayanlar geniş bir grubu oluşturuyor. Görünürde herkesin iktidara yönelik haklı eleştirileri var. Derin devlet ise bu enerjiyi, 17 Aralık'ta başlattığı darbe sürecine kanalize etmeye çalışıyor.

Muhalefetin değeri, bir ülkenin dönüşümüne yaptığı katkıyla ölçülür. Değişimi, ilerlemeyi muhalefet dinamiği sağlar. Muhalefet partileri, toplumsal itirazları siyasete yansıtır. Ancak bizdeki muhalefet, bu özellikleri taşımaktan oldukça uzak. Devleti ele geçirmeye çalışan paralel yapının peşine takılmış durumdalar. Halkın savaşını değil, derin devletin savaşını veriyorlar. Şikâyet ettikleri, haklı olarak eleştirdikleri AK Parti iktidarını komployla, entrikayla, darbeyle tasfiye etmeye çalışan derin devletin izinden gidiyorlar.

Cemaatin amacını da sanırım Türkiye'de aklı başında olan hiç kimse “temiz toplum”, “demokratik hukuk devleti” veya “yeni Türkiye” olarak açıklayamaz. Cemaatin ne kadar anti-demokrat bir yapı olduğunu bilmeyen yok. Ne kadar kıyıcı olduklarını anlamak için bugüne kadar yürütülen büyük soruşturmalara, davalara bakmak yeterli. Hâl böyleyken muhalefetin cemaatin peşine takılması ne anlama geliyor? Darbeden medet ummak değil mi bu?

AK Parti'den rahatsız olan, onu iktidardan uzaklaştırmak isteyen muhalefetin öncelikle siyasete dışarıdan yapılan müdahalelere kapıları kapatması gerekiyor. AK Parti'yle mücadelede siyaset kartını elden çıkarıp sadece darbe kartını tutmak, muhalefetin sefaletini gösterir, başarısını değil.