• 30.03.2014 00:00
  • (2797)

 Kim ne derse desin; 17 Aralık darbe girişimi hayırlı oldu. Türkiye uykudan uyandı. Paralel devleti, Gülen çetesini gördü. Bu derin yapıyı temizlemeden ülkenin normalleşemeyeceğini anladı. Bu süreç aslında 7 Şubat 2012'de MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ı tutuklamaya kalktıklarında başlamalıydı. Fakat olmadı, geç kalındı. Bunun nedenleri tartışılabilir; galiba tarih, bir problemi olgunlaştırmadan insanoğlunun gündemine getirmiyor, ancak dalından düşecek evreye geldiğinde sorunun çözümünü dayatıyor.

Tarih, Gülen çetesinin tasfiye gerekliliğini bugünün ve yarının konusu olarak halkın ve devletin önüne koydu. 30 Mart, devletin kurumlarına sızan, Emniyet'i ve Yargı'yı ele geçiren, ülkenin siyasi düzenini dizayn etmeye kalkan, milli iradeyi gasp etmeye girişen bu çetenin tasfiyesinin miladı olarak tarihe geçecek. İktidar partisi, bu hesaplaşmayı sonuna kadar götürme kararlılığında. Bu sürecin geri dönüşü olmadığı gibi, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olma ihtimali de yok.

Cemaatin bir casusluk şebekesi olduğu tartışmasız bir şekilde ortaya çıktı. Bunu anlamakta zorlananlar, içine düştükleri vahim durumu hala kabullenemeyenler veya inkâr etme yolunu seçenler de bu gerçeği çok geçmeden anlayacak. Tarihin tekerlekleri bize rağmen döner; tarih, biz istemesek bile gerçeği görmemizi sağlar, gerektiğinde gözümüze sokarcasına yapar...

Bu casusluk şebekesinin medyadaki uzantıları, Cemaat'le ittifak yapan çevreler, özellikle de ana muhalefet partisi CHP de bu gerçeği çok geçmeden anlayacaktır. Ancak bu gerçeğin altında ezilmekten de kurtulamayacaklardır. Hiç kimse veya hiçbir yapı, casusluk faaliyeti içinde olan bir şebekenin sözcülüğünü yaptıktan sonra kolayca temize çıkamaz.

Ne AK Parti'ye karşı beslenen siyasi nefretle, ne de Başbakan Erdoğan'a karşı duyulan kin ve öfkeyle izah edilemeyecek bir durumdur bu. İktidar partisinin sorunlu uygulamaları kimseye bir casusluk şebekesinin parçası olma meşruiyetini vermemeli. Hiçbir sermaye grubu casusluk faaliyeti yürüten bir ekiple hükümeti devirmek için işbirliği yapıp, ardından "at değiştiriyorum" diyemez.

Bugünün Türkiye'sinde yapılan hesaplar yarının Türkiyesi'nde geçerli olmayacak. Bu yüzden 30 Mart, bir "milat" özelliği taşıyor. Türkiye, yeni bir döneme giriyor artık; halk iradesi üzerinde vesayet kurmak için darbeye bulaşan, casusluk şebekesinin uzantısı haline gelenler eskide kalacak. Yarının Türkiyesi'nde gayrimeşru yapılara yer olmayacak.

Bu gerçek en çok CHP için geçerli. Daha doğrusu CHP yönetimi için. Gülen örgütü, Baykal kasedi komplosuyla CHP'yi dizayn etti. Kılıçdaroğlu ve ekibini de CHP yönetiminin başına geçirdi. Kemal Kılıçdaroğlu ise 17 Aralık darbesiyle birlikte bu casusluk şebekesinin emrine girdi, bu çeteyle birlikte hareket etmeye başladı. Kemal Kılıçdaroğlu'nun, Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantının ses kayıtlarını önceden dinlediğinin ortaya çıkması, bu casusluk şebekesiyle nasıl iç içe olduğunu ve birlikte hareket ettiklerini gösteriyor. Kemal Kılıçdaroğlu, CHP'yi korkunç bir felakete sürükledi; partiyi, bir casusluk şebekesinin parçası haline getirdi. CHP'liler, şu an içine düştükleri durumun farkında değiller, hala cemaatin onları tıktığı ayakkabı kutusundan dünyaya bakıyorlar. Ama seçimin ardından CHP'lilerin nasıl bir bataklığın içine çekildiklerini daha iyi idrak edeceklerini düşünüyorum. CHP'lilerin ilk işi, Kılıçdaroğlu ve çetesini partiden göndermek olacaktır.