• 9.04.2014 00:00
  • (2948)

 Muhalefet partilerinin liderlerine bakılırsa Türkiye’de Köşk’e çıkamayacak tek isim Başbakan Erdoğan. Kemal Kılıçdaroğlu ve Devlet Bahçeli, 30 Mart’ta yüzde 45 oy alan, Türkiye’nin bütün bölgelerinde belediye başkanlığı kazanan, ülke haritasını bir uçtan diğer uca kadar sarıya boyayan bir liderin cumhurbaşkanı olamayacağını iddia ediyorlar. AK Parti’nin yarısı kadar bile temsil niteliği taşımayan kendi partilerinin ise cumhurbaşkanının kim olacağına karar verecek noktada olduğunu düşünüyorlar. Olağan karşılanan bu görüş, aslında düpedüz muhalefete hâkim olan zorba bir zihniyeti yansıtıyor. Oysa Erdoğan’ı Köşk’e çıkarmamak için muhalefetin önünde tek yol var; o da Erdoğan’ın karşısına ortak adayla çıkıp yarışmak ve Erdoğan’ı sandıkta mağlup etmek! Erdoğan’a ya da başka bir isme Çankaya yolunu sandık dışı dayatmalarla veya oyunlarla kapatmak mümkün değil, buna kimsenin hakkı da yok. Seçim yarışından galip çıkmanın dışındaki seçenekler demokrasi dışı yollara sapma anlamına gelir ki, toplum buna izin vermez. Türkiye, vesayet eşiğini 30 Mart’ta aştı. Baskı ve dayatmayla, komplo ve entrikayla siyaseti dizayn etme dönemi kapandı.

Tekrar soruya dönersek; Köşk’e kim çıkamaz? Kurallar içinde düşünüldüğünde 81 ilin beş veya on tanesinde varlık gösteren hiçbir parti lideri Çankaya Köşkü’ne çıkabilecek niteliklere sahip değil. Çünkü geniş bir kesimi temsil etmekten hayli uzaklar. Buna göre düşünüldüğünde CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, meşru hakkını kullanarak cumhurbaşkanlığına ancak aday olabilir. 30 Mart’taki sandık sonuçlarına göre Türkiye’nin bütününde varlık gösteremeyen bir partinin cumhurbaşkanlığına göstereceği adayın seçilme ihtimali imkânsız. MHP lideri Bahçeli için de geçerli bu; sandıktan kendisine çıkan destek çok sınırlı. Fakat bu iki parti cumhurbaşkanlığı seçimi için ortak bir aday gösterirse Erdoğan’la yarışabilir. Bana kalırsa, ancak sadece yarışabilir! Bu ortaklığa rağmen Erdoğan karşısında seçimi kazanma şansı mucize olur. Bunun nedeni tarihin rüzgârını karşılarına almaları. Erdoğan’ın karşısında eskiyi temsil edenlerin başarı şansı yok.

Seçim sandığına güven duymayan muhalefet maalesef hâlâ tezgâh peşinde; Abdullah Gül’ü, Erdoğan’a rakip olarak çıkarmayı ve AK Parti’yi bölmeyi istiyorlar. Cumhurbaşkanı Gül’ün, Erdoğan’a rakip çıkması mümkün mü? Uzun süredir, bunun üzerinde çalıştıkları sır değil. Fakat bunun boş bir hayal olduğunu düşünüyorum, zira Abdullah Gül, 2007’de kendisini “kardeşim Abdullah” diyerek cumhurbaşkanlığına aday gösteren ismi ve partiyi karşısına almaz, alamaz. Bu konudaki fikir ayrılıklarını kendi aralarında görüşerek halledeceklerine, AK Parti’nin bir çözüm formülü üretebileceğine inanıyorum.

Nihayetinde Köşk’e kimin çıkacağına halk karar verecek. Muhalefet, Erdoğan’ı Köşk’e çıkarmamak için oyunun kurallarını yine ihlal ederse kaybeder. Paralel devlete güveniyorlarsa yanılırlar, zira paralellerin artık kendilerine bile hayırları yok. 30 Mart’ta kesin bir yenilgi aldılar. Erdoğan’ın dünkü grup toplantısındaki şu sözleri çok önemliydi: “30 Mart, 27 Mayıs'ta başlayan silahların gölgesinde siyasetin artık son bulduğu tarihtir. 30 Mart, vesayet defterinin dürüldüğü tarihtir. 30 Mart, kibir abidelerinin yıkıldığı tarihtir. 30 Mart bir mürebbiye edasıyla, kibirle, kendini beğenmişlikle parmaklarını millete karşı sallayan, milleti temsil etme küstahlığına girişen imtiyazlı çevrelerin ebediyen kaybettiği bir tarihtir.”

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine daha çok zaman var; muhalefetin kendisine yapabileceği en büyük iyilik şimdiden dersine çalışmaya başlaması olur daha çok.