• 11.04.2014 00:00
  • (2978)

 Yumruğu atan belli; yakalandı, sorgulandı, hâkim karşısına çıkarıldı ve sonra bırakıldı. Ancak yumruğu attıranlar meçhul. Toplum olarak kötü bir alışkanlığımız; yumruğun bıraktığı ize bakıyoruz genellikle, arkasındaki güce ise kulak astığımız yok. Saldırgana “meczup” deyip geçiyoruz. Ne de olsa her gün bir benzerine sokakta, kahvede, trafikte, işyerinde rastlıyoruz. Yumruklu bir saldırı ne kadar olağan dışı olabilir ki?!

Oysa siyasi tarihimizde yumruklu saldırıların özel bir yeri var. Yakın zaman önce Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, katıldığı çok kritik bir etkinlik sırasında böyle bir saldırıya uğradı. Kürt siyasetinin önde gelen isimlerinden Ahmet Türk, bir davayı izlemek için gittiği Samsun’da yumruklu saldırıya uğradı. O görüntüler hâlâ hafızalarda. Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın da benzer bir saldırıda burnu kırıldı. Bu saldırıların meczup bir vatandaşın öfkesinden kaynaklanmadığı açık. Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik salı günü Meclis’te gerçekleşen saldırı da meczup bir vatandaşın, öfkesine yenilen bir birinin eylemi değil. Yumruklu saldırıları, siyasete yönelik müdahalenin bir parçası olarak görmek gerekiyor.

Bu saldırıların nedenleri farklı olabilir; ancak tahminim, bütün yumruklu saldırıların arkasındaki aklın aynı olduğu yönünde. O yumrukların bir politikacının yüzünü değil, siyaseti hedef aldığını düşünüyorum.

Bekir Bozdağ’a yönelik yumruklu saldırının Hacıbektaş etkinlikleri sırasında olması çok önemliydi. Bozdağ’a atılan yumrukla, Alevi-Sünni gerilimini canlı tutmak istediler. Ahmet Türk’e yumruklu saldırının da meczup işi olduğunu düşünmüyorum; barış-savaş ikilemi arasında gidip gelen Kürt siyasal hareketini, yumrukla tahrik ederek, demokratik siyaset zemininden çıkmaya zorladılar. Her iki yumruklu saldırıyı da Alevi ve Kürt sosyolojisi üzerinden siyasete yönelik -biraz “kaba” görünen ama gayet “ince” mesajlar içeren- müdahaleler olarak değerlendirebiliriz.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik yumruklu saldırının arkasında da aynı aklın olduğunu düşünüyorum. Öncekiler gibi bu saldırı da seçimlerden önce yakalanan gerilim havasını diri tutmayı hedefliyor. Saldırganın kâğıt üzerinde AK Parti üyesi çıkması, Cumhuriyet gazetesi başta olmak üzere ulusalcı medyanın saldırının üzerinden birkaç saat bile geçmeden bu bilgileri servis etmesi, sosyal medya üzerinden saldırının Erdoğan ve AK Parti bağlantılı olduğunu gösterme çabaları, yumruğun hesaplı ve organize atıldığını düşündürüyor.

Ayrıca yumruğun kimlere yaradığına da bakmak gerekiyor. Yumruğun getirdiği mağduriyet, Kemal Bey’in cemaat ile seçim ittifakının sorgulanmasının önünü aldı. Ulusal güvenliği tehdit eden, casusluk faaliyetinde bulunmakla suçlanan paralel devletle işbirliği içine girmek, Kemal Kılıçdaroğlu’nu CHP’den uzaklaştırmaya yeterdi. Yumruk, tam da CHP içinde bu sorgulamanın başladığı günlerde gerçekleşti. Kılıçdaroğlu’na atılan yumruk aslında Birgül Ayman Güler gibi cemaat ile işbirliğini sorgulayan CHP’nin ulusalcı kanadının başına indi. Yumrukla, Kemal Kılıçdaroğlu ile cemaat arasındaki işbirliği cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar pekiştirildi. Yumruğun Kemal Kılıçdaroğlu’nu bir süreliğine daha CHP’nin başında tutmayı amaçladığı söylenebilir.

Siyasetçilere yönelik yumruklu saldırılar bugüne kadar hep hafife alındı. Saldırıların faillerine meczup muamelesi yapıldı. Soruşturmalar dar tutuldu, yumruğun arkasındaki faillere ise ulaşılamadı. Umarım bu kez de öyle olmaz; Kılıçdaroğlu’na saldırıyı azmettirenlere ulaşılır. Yoksa yumruklar havada uçuşmaya devam eder…