• 14.04.2014 00:00
  • (2790)

 “Demokrasi bazen darbeyle gelir.” Mısır darbesini, Türkiye’de bu sözlerle karşılayan yazarlar vardı. Tarihin kanlı sayfalarını karıştıran bu yazarlar, ülkemiz için “demokratik” darbe modelleri arıyorlardı. Demokrasinin darbeyle kurulabileceğine dair değişik örnekler sunuyorlardı okurlarına…  

Darbeyle demokrasinin gelmeyeceğini elbette en iyi bu yazarlar biliyorlardı. Silahla yönetime el koyan güçler, iktidarlarını ancak silahla koruyabilir. İşkence, hapis ve meydanlara kurdukları idam sehpalarıyla devamlılıklarını sağlayabilirler. Bunu kendi tarihimizden de biliyoruz; üç askeri darbe, bir post-modern darbe, e-muhtıralarla dolu bir geçmişten geliyoruz.

Bunu çok iyi bilmelerine rağmen Mısır darbesini coşkuyla karşıladılar, Türkiye’ye model olarak önerdiler. Darbeyi, ülkemize taşırmak için ellerinden geleni yaptılar. İçimizden General Sisi’ler çıkarmak için az uğraşmadılar. Bu yazarların isimlerini tek tek anmak anlamsız; bugün hepsi eski Türkiye’nin kirli ittifakı içinde yer alıyor. Her fırsatta el ele tutuşup darbeyi çağırdılar. Sokakları hareketlendirmeye çalıştılar, gençleri sokağa sürüp polisle çatışmaları için kışkırttılar.

***

17 Aralık’ta darbe yapmaya kalkan cemaatin yanında saf tuttular. Hükümeti devirmeye çalıştılar. Eşine az rastlanır nitelikte bir gerilim yaratıp, toplumun vicdanını hiçe sayan ahlaksız bir savaş yürüttüler. Şantaj kasetlerini, kriptolu dinleme kayıtlarını, tapeleri piyasaya sürdüler. Siyaseti kuşatarak teslim almaya çalıştılar. Ancak çabaları sonuç vermedi; iktidar partisi darbenin önünde dalgakıran gibi durdu. Bütün saldırıları göğüsledi. Türkiye’yi ikinci bir Mısır’a çevirmek isteyenlere geçit vermedi.

***

Türkiye'ye model olarak önerdikleri Mısır bugün acınası bir halde. Darbe mahkemeleri her gün toplu idam kararları alıyor. Darbe karşıtı 529 Mısırlı, şimdi asılmayı bekliyor. Uluslar arası çapta başlatılan imza kampanyalarına rağmen, bu sayı her geçen gün artıyor. Türkiye’de de olası bir darbenin sonucu farklı olmayacaktı. General Sisi’yi alkışlayanlar, bugün hala darbe çığırtkanlığı yapıyor. Umutlarını yitirmediler; askeriyeyi kaşımaya devam ediyorlar. Ordu içinde hiyerarşi dışı bir darbe arayışındalar. 27 Mayıs’ta olduğu gibi "asker-toplum el ele", hükümeti devirme hayalleri kuruyorlar.

***

Gezi ile başlayan ve 17-25 Aralık’ta zirveye ulaşan darbe girişimlerinin ülkemizi Mısır’a çevireceğinden hiç kuşku duymadım. Çoğunluk desteğine sahip bir hükümet devrildiğinde yerine azınlığın zorba iktidarından başka bir şeyin konulamayacağını biliyoruz. 17 Aralık başarılı olsaydı, Türkiye açık bir cezaevine dönüşecekti. Cemaatin nasıl korkunç bir düzen oluşturacağını hayal bile edemiyorum; Esed’i aratacak, Yargı ve polis vesayetine dayanan faşist bir sistem inşa edeceklerdi. Hiçbir darbeden ne iyi bir yönetim, ne de demokrasi çıkmayacağını bilmelerine rağmen, ülkemizdeki sözde demokrat, liberal, özgürlükçü geçinen yazarlar darbeyi savunabildiler!  

Batı’nın iki yüzlülüğü için de bir şeyler söylemek gerekiyor. İnsan haklarına duyarlı, demokratik değerleri dünyaya taşıyan "modern” Batı, Mısır darbesini hala sessizce geçiştirmeye çalışıyor. Hiçbir sorumlulukları yokmuş gibi hareket ediyorlar. İdam kararlarını ise görmemeyi, duymamayı ve konuşmamayı tercih ediyorlar.

Fakat boynuna ilmek geçirilen her Mısırlı’nın hayatından darbeciler kadar Batı da sorumludur. Kendi çıkarları için darbeye göz yumdular; el altından darbecilere destek sundular. Mısır darbecileri, bugün toplu idam kararları verebiliyorsa, bu gücü, Batı’nın sessizliğinden, ikiyüzlülüğünden alıyor. Gerçek bu!