• 9.05.2014 00:00
  • (2850)

 PKK lideri Abdullah Öcalan'ın önerisi üzerine "Demokratik İslam Konferansı" toplanıyor. Uzun bir hazırlık aşamasından sonra konferans nihayet 10-12 Mayıs'ta Diyarbakır'da gerçekleşecek. 

Solcu bir örgütün İslam konferansı gerçekleştirmesi aslında olağan bir durum değil. PKK/KCK, Marksist kökenli bir hareket. Kürt partileri de bugüne kadar kendilerini hep sosyalist bir örgüt olarak tanımladı. BDP ve HDP de bu siyasal çizginin devamı niteliğinde partilerdir. Bu siyasal hareketin öncülüğünde İslam konferansı gerçekleştirilmesi haliyle biraz şaşırtıcı geliyor. Akla gelen ilk soru, İslami bir konferansa neden ihtiyaç duyulduğu yönünde. 

Bu soruya konferansı öneren isim olan Öcalan iki boyutlu bir açıklama getiriyor. Birinci neden Ortadoğu ile ilgili, ikincisi Güneydoğu'daki siyasi durumla bağlantılı. Öcalan, Suriye'de etkili olan El-Nusra ve El Kaide gibi örgütlerin Rojava'da kendilerine karşı savaşması üzerine tedbir alma ihtiyacı hissediyor. Bu silahlı grupların PYD'nin etkin olduğu bölgelere yerleşmeye çalışması, Kürt hareketi için önemli bir sorun arz ediyor. Öcalan, şimdiden bu silahlı gruplara karşı geniş bir savunma cephesi kurmak gerektiğini düşünüyor. 

İkinci önemli sebep Güneydoğu ile ilgili. Kürt hareketinin, geldiği aşamada tüm Kürtleri kapsayamadığının farkında. Marksist bir örgütün silahlı mücadele ile Kürtlerin tümünün güvenini kazanması zaten imkânsız. Silah ve şiddetle gönülleri fethetmek mümkün değil. 30-40 yıllık mücadelesinde örgüt, Güneydoğu'nun yarısını neredeyse kendisine düşman hale getirdi. Seçim sonuçları bunu açıkça gösteriyor. Kürt siyasal partileri bugüne kadar girdikleri seçimlerin hiçbirinde Kürtlerin ezici bir çoğunluğunun oyunu alamadı. Küçümsenmeyecek ama sınırlı bir halk desteğini arkasına alabildi ancak. Öcalan, bu sıkışık durumdan bir çıkış yolu arıyor. İslam’ı çok iyi bilen ve gençliğinde de dindar olan Öcalan, konferansın ana gündem maddesi olarak "Medine Sözleşmesi"nin tartışılmasını önererek, kendilerini desteklemeyen çevrelere "barış içinde birlikte yaşamayı" öneriyor. İslam’ı sahiplenerek, KCK ve BDP çizgisine uzak duran Kürtlere güven vermeyi amaçlıyor. 

Eğer konferans amacına ulaşırsa, örgütle arasına mesafe koyan muhafazakâr Kürtler, KCK ve BDP'nin bölgede kurumsallaşmasına şiddetle muhalefet etmekten vazgeçebilir. Öcalan, bu konferansın en azından taraflar arasındaki korku duvarlarını yıkmasını bekliyor. Devletle barışmaya çalışan İmralı'nın muhafazakâr Kürtlere açılması anlamlı görünüyor; sınırlı bir halk desteğiyle büyük çözümü yaratmak mümkün değildir. Öcalan bunun farkında. KCK ve BDP'nin sınırlarını aşmaya çalışıyor. 

Ne var ki Kürt hareketinin 30-40 yıl gibi bir zamanda oluşan alışkanlıkları, önyargıları, statükosu söz konusu. Bunları aşmaları kolay değil. Kürt siyasal hareketi, bazı özellikleriyle CHP'nin bürokratik yapısına çok benziyor. İslam’a yabancılar. Kuşkusuz "Halkımızın dinine saygılıyız, hoşgörülüyüz" demeyi ihmal etmiyorlar, fakat bu ifadelerin kendisi bile zaten sorunlu. Kimin kime saygılı veya hoşgörülü davranmak zorunda olduğundan pek haberdar değiller. 

İslam konferansının hazırlık çalışmalarını emanet ettikleri öyle bir isim var ki, doğrusu ben duyduğumda inanamadım. Demokratik İslam Konferansı'nın çağrıcıları arasına İhsan Eliaçık da dâhil edilmiş. Konferansın ilk sunumunu Eliaçık yapacak! Öcalan'ın gündeme getirdiği, büyük önem atfettiği bu konferansı sabote etmek için arasalar herhalde İhsan Eliaçık'tan daha iyisini bulamazlardı. Konferansın hazırlık çalışmalarını yürütenler ya İhsan Eliaçık'ı tanıyamayacak kadar İslam’a yabancılar ya da konferansı, bile isteye özünden boşaltmak amacıyla bu ismi tercih ettiler. Doğrusu ben başka bir açıklama getiremiyorum bu duruma. Öcalan'ın önerdiği konferansı merkez medyanın yarattığı bir şarlatana emanet etmeyi maalesef aklım almıyor. Yine de Kürt hareketi açısından stratejik bir öneme sahip olan bir konferansın amacına ulaşmasını istiyor ve bu isimle gölgelenmemesini umuyorum.