• 18.05.2014 00:00
  • (3255)

 Başbakan Erdoğan'ı neden bu kadar çok konuşuyoruz? Neden Erdoğan hep gündemde? Neden bütün şimşekler devamlı onun üzerinde patlıyor, spotlar neden hep onun üzerine çevrili? Karşımıza neden her sabah ve her akşam Erdoğan röntgeni konuluyor? Neden her gün Erdoğan üzerinden sınava çekiliyor bu toplum? 

Günlerdir bu sorular üzerine düşünüyorum. Okların sürekli Erdoğan'ı göstermesinin bir anlamı, sebebi olmalı. Gazete, televizyon ve sosyal medyada sabah akşam Erdoğan'ın hataları, günahları, kusurları işleniyor. Başbakan Erdoğan'ın ne kadar kötü olduğunu anlata anlata bitiremediler. Gösterilen, anlatılan ne olursa olsun aslında hep aynı şeyi işaret ediyorlar; mütemadiyen Erdoğan'ın kötü bir insan, kötü bir yönetici, kötü bir başbakan, kötü bir lider olduğu anlatılıyor. 

Bunun için ülkenin en ünlü iletişim bilimcileri adeta seferber olmuş durumda. Sosyologlar, psikologlar, siyaset bilimcileri, akademinin yetiştirdiği bütün parlak profesörler, ünlü yazarlar, kıdemli gazeteciler ara vermeksizin Başbakan'ın ne kadar kötü bir adam olduğunu anlatıp duruyor. Türkiye'yi açık bir ikna odasına dönüştürdüler, Erdoğan ile toplumun geniş bir kesimi arasındaki gönül bağını koparmaya çalışıyorlar. İkna olmayan çoğunluğa kızıp öfkeleniyorlar zaman zaman, hakaret edip aşağılıyorlar. Biraz sakinleştikten sonra tekrar tatlı tatlı halkı ikna etmeye koyuluyorlar; "Erdoğan çok kötü bir adam, şuna 'lan' dedi, şu göstericiyi tokatladı, müşaviri ise bir insanı tekmeledi; görmüyor musunuz?" 

Ulusal çaptaki bu ikna çalışmaları yeterli gelmediğinde Batı medyası yardıma çağrılıyor. Alman, İngiliz, Amerikan, Fransız basınının yorumlarına alışılagelmişin dışında bir yer açılıyor. Erdoğan'ın ne kadar “kaba", "ilkel" ve "çağdışı" bir lider olduğu bir de onların dilinden aktarılıyor. Bir tür rönesans, aydınlanma hizmeti veriliyor halka... 

Artık güne "Bak Erdoğan n'apmış"la uyanır olduk. Televizyonlar açılır açılmaz yüzlere Erdoğan'lı bir tokat iniyor. Gazeteler de öyle; surata Erdoğan'lı bir manşet patlatılıyor. Köşelerden Erdoğan'a atılan kafaların haddi hesabı yok. Gazeteciler birbiriyle yarışıyor, tuzak soruyu kim soracak, Erdoğan'ı kim kızdıracak veya kim Erdoğan'ın ağzından öfkeli bir laf koparacak diye... Çünkü Erdoğan'ın "kötü" yanını bulup açığa çıkaracak haber ve kişi ödüle layık görülüyor. Gazete ve televizyon haberciliğinde, hatta twitter dalında karnaval havasında yarışlar düzenleniyor; Erdoğan'a en ahlaksız tweet’i atan, en okkalı küfrü eden ülkenin en saygını, en kahramanı ilan ediliyor. 

Erdoğan'ın kötü olduğuna hala ikna olmadınız mı, tehditler yağıveriyor. Memleketin en liberal bilinen kalemi ile polis eskisi aynı anda bu mesajı veriyor; Erdoğan'dan kurtulmak için iç savaş çıkar! 

Bütün bu tehdit ve şantajlarla ya da ikna çabaları ile aslında halkı Erdoğan'ı terk etmeye zorluyorlar. Algı mühendisliği ve manipülatif yöntemlerle psikolojik baskı kurarak "Erdoğan'ı bırakın, etrafından uzaklaşın" diyorlar. Bunu bazen tatlı dille, zekâyla, bilimle -Erdoğan'ın günlük davranışlarından alınan örneklemelerle soslayarak- yaptıkları gibi bazen de çağın psikolojik şiddet araçlarını kullanarak gerçekleştiriyorlar. Erdoğan'ı destekleyen, onu haklı gören tabana, seçmen kitlesine, partili arkadaşlarına, hükümet üyelerine ve muhafazakar medyaya sabah akşam aslında bu mesajı veriyorlar: Erdoğan'ı terk edin!

Erdoğan'ı terk edip kendimizi kimlere teslim edelim sahi? Neyse bu konuya da girmeyelim, onları çok iyi tanıyoruz; Türkiye'nin eski güçleri onlar. Biz hatasıyla, sevabıyla Erdoğan'ın arkasında durmaya devam edeceğiz. Onu terk etmeyeceğiz, yalnız bırakmayacağız. "Kötü'nün iyisi" olduğu için mi? Hayır. "İyi'nin iyisi" olduğu için.